Şehre Yayılan Sanat: “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Geçtiğimiz mayıs ayında Bursa’da Nilüfer Belediyesi’nin girişimiyle 6 farklı mekânda 27 sanatçının çalışmasıyla ortaya çıkan “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları” adlı grup sergisi, bütün bir şehrin nasıl da büyük bir sanat olayına ev sahipliğini yapabileceğini gösteren yakın dönemin önemli örneklerinden. Yekhan Pınarlıgil’in küratörlüğünde gerçekleşen sergi, kendi içerisinde farklı alt başlık ve sosyal/politik göndermeleri de konu alan, ele aldığı meselelere dair pozitif bir amaç da güden işleri bir araya getirmesiyle de dikkat çekiyor.

Bursa Nilüfer’in farklı noktalarındaki 6 özel mekâna yayılan “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları”, kendi içerisinde tutarlı çeşitli alt sergilerden oluşan özel bir proje olarak değerlendirilebilecek bir çalışma olarak görülebilir. Sergi, öncelikle lokasyon tercihi bakımıyla dikkat çekiyor. Son yıllarda kültür sanata açtığı alan ile ön plana çıkan Nilüfer Belediyesi’nin desteğiyle hayata geçen sergi, hem Bursa gibi bir merkez, hem de diğer merkez noktalara yakın bir şehirde gerçekleştirilmesiyle özel bir yere konumlanıyor. Serginin tek bir mekân veya alana sıkışmamış olması da bu projeyi benzerlerinden ayıran, izleyicilere sanat olgusunu şehir algısı ile birlikde deneyimleme şansı sunan farklı bir mesele. Bu anlamda Bursa’nın dört bir yanına yayılmış 6 farklı mekân tercihi kendi içerisinde bu noktada değerli bir işlev kazanıyor. “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları” ile birlikte bir yandan şehrin farklı noktalarına doğru yolculuk yapan izleyiciler aynı zamanda her biri ait olduğu konum, tarihi, sosyal ve kültürel değerlerle iç içe geçen alt sergileri de görme şansı elde ediyor.

Öncelikle Pancar Deposu’nda yer alan işler, gerek bünyesinde barındırdığı sanatçıların işleriyle, gerekse mekân kullanımıyla ön plana çıkıyor. Serginin küratörlüğünü üstlenen Yekhan Pınarlıgil, Pancar Deposu’ndaki sergide punk’tan ilham alarak farklı renk ve motiflerde işler üreten sanatçıları bir araya getiriyor. Bu noktada Anne-Charlotte Finel, Ateş Alpar, Berat Işık, Berk Kır, Eda Soylu, Erinç Seymen, Ghazel, Gözde İlkin, Güneş Terkol, Merve Morkoç, Şafak Şule Kemancı, Vahit Tuna ve Yasemin Bihter Adalı’nın çalışmaları “Haz, Işıltı ve Kahkaha” başlığı altında bir araya geliyor. Fotoğraftan heykel ve yerleştirmeye birçok farklı türde üretilen işlerin bir araya geldiği bu sergi, bir anlamda bunca farklı sanatçının punk başlığı etrafında nasıl bir araya gelebileceğine dair de özel bir örnek sunuyor. Hazzın ışıltılı yüzüne odaklanan, bunu bir tür kahkaha ile dışa vuran söz konusu bu işler, izleyicilerle buluştuğu ve bir tür üretim alanı olarak da düşünülebilecek depo ile kimlik noktasında da iç içe geçiyor. Dolayısıyla üretim ve üretim pratikleri, sanatçı ile sanatçının/sanatseverin sanattan aldığı haz ve tüm bunların görülebilirliği tek bir alan içerisinde sorgulanabiliyor.

Bursa Misi’deki Fotoğraf Müzesi’nde yer alan “Siyah Yandığında” başlıklı sergi, Marguerite Bornhauser’in fotoğraflarından küratör tarafından yapılmış kapsamlı bir seçkiyi izleyicilerle buluşturuyor.  Şair bir baba ile ressam bir annenın kızı olan Marguerite Bornhauser, bir görsel sanatçı ve fotoğrafçı olarak sürdürdüğü işlerinde ışık kullanımıyla dikkat çekiyor. Ağırlıklı olarak tercih ettiği renk paletiyle imzasını atan, parlak tonlara işlerinde özel bir alan açan Bornhauser, Misi’de görülebilen işlerinde de alışılageldik sanat pratiğine dair değerli bir seçki sunuyor. Bu anlamda Misi’deki işlerin Marguerite Bornhauser’ın sanat yolculuğu bağlamında özel bir derleme olduğu da söylenebilir.

Misi’deki bir başka önemli kültür-sanat merkezi olan Edebiyat Müzesi’ndeki “Türkiye’nin Yeraltı Suları: Fanzin Edebiyatı” adlı sergi, Onur Sakarya’nın küratörlüğünde hayat buluyor. 1960’lardan bu yana Türkiye’de fanzinin ve fanzin anlayışının ne tür bir dönüşüm geçirdiğini araştıran sergi, Türkiye’nin farklı noktalarından toplanmış birçok fanzine de ev sahipliği yapıyor. Çoğu özel koleksiyonlardan derlenerek bir araya getirilen fanzinler, izleyicileri Türkiye fanzin tarihinde uzun soluklu bir yolculuğa çıkarıyor.

“İnce Elemek Sık Dokumak” başlığı ile Gölyazı Kültürevi’inde gerçekleşen grup sergisinde ise Fatoş İrwen, Gözde İlkin, Güneş Terkol ve Şafak Şule Kemancı’nın çalışmaları yer alıyor. Söz konusu tüm bu sanatçılarının alışılageldik üretim pratiklerine dair izlerin görülebildiği bu eserler, hem üreticilerine dair taşıdıkları izlekler, hem de birlikte var olarak bir tür diyalog içerisine girdikleri işlerle ortaya anlamlı bir bütün çıkarıyor. Çok çalışmanın, çok çalışarak üretmenin, üretirken düşünmenin ve düşünerek üretmenin örneği olarak görülebilecek bu işlerin yine dokularıyla, malzeme kullanımlarındaki yakınlıklarla iç içe geçtiği de söylenebilir.

Balat Kültürevi’nde izleyicilerle buluşan “Özgürlük Köşenin Hemen Arkasında” başlıklı grup sergisinde ise birçok uluslararası sanatçı bir araya geliyor. CANAN, Dan Perjovschi, Emilia Kabakov & İlya Kabakov, Fatoş İrwen, Henning Christiansen, İnci Eviner, Merve Morkoç, Rebecca Horn ve Vahit Tuna’nın üretimleri ile oluşan bu serginin odak noktasında ise özgürlüğün kişinin kendi içerisinden dışarıya doğru bir hamle ile ulaşılabilecek bir olgu olduğu vurgulanıyor. Bilinçaltının özgürlük meselesine hangi açıdan yaklaştığı ile yakından ilgilenen bu işler, aynı zamanda meseleye Türkiye’de üretim yapan sanatçılarla yurtdışında çalışan sanatçıların hangi noktalarda farklı yaklaşımlar içerisine girdiklerine dair ilginç ipuçları barındırıyor. Bu durum da düşünme pratiğinin farklı toplum, kültür ve sosyal iklimlerde nasıl farklı şekillerde işleyebileceğine dair kendi içerisinde özel bir örnek teşkil ediyor.

CANAN ve Tayfun Serttaş’ın Nâzım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleşen solo sergilerinin “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları”nın en aykırı işlerinden olduğu söylenebilir. Sertaş’ın “Doğa Tarihi Müzesi”, özellikle son yıllarda daha ciddi bir biçimde tartışmaya açılan hayvan hakları, doğa-insan ilişkisi, insanoğlunun dünya üzerinde kurduğu/kurmakta olduğu/kurmayı sürdürdüğü tahakküm meselesine eleştirel bir noktadan yaklaşan özel bir sergi. Yolculuğuna yine bir tür “müze” düşüncesi içerisinde, köklerini de bir müzenin oluşumundan alarak başlayan sergi, serüvenini tamamladığında izleyicide geçmişle gelecek arasında insanın doğa ile ilişkisini sorgulayan yeni bir düşünme evreni bahşediyor.

CANAN ve Extramücadele’nin yine Nâzım Hikmet Kültürevi’nde sanatseverlerle buluşan “Efsunlu Dünya Hayal Değil, Üstündeyiz” başlıklı sergi, sanatçıların üretimlerine dair kapsamlı bir seçkiyi bünyesinde barındırıyor. Özellikle CANAN’ın farklı tarihlerde farklı düşünme pratikleriyle ürettiği bu işler, insan-hayvan ilişkisinden hareket ediyor ve bu süreçte masallara da eleştirel bir gözle bakılmasına olanak tanıyor. Bu yönüyle Tayfun Serttaş’ın sergisi ile diyalog hâlinde de olan sergi, ortaya tek bir merkezden hareket eden eleştirel bir okuma sunuyor.

Bu ay sonuna kadar Bursa’nın farklı noktalarında yer alan çeşitli kültürevi, galeri ve merkezlerde sanatseverlerle buluşacak “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları”, sanat ile şehir olgusunun nasıl bütün bir şehri kapsayabileceğine dair kıymetli bir örnek. Bu anlamda serginin küratörü Yekhan Pınarlıgil’in tüm serginin serüvenini özetleyen şu sözleri de aynı ölçüde değerli:

“Yukarı bakmak gökyüzünün derinliğinden uçuruma kendini bırakmak demek. Kalıplardan kurtulmak, normalleştirmeye, sıradanlaştırılmaya, tektipleştirilmeye izin vermemek, öznelliğin çoğul hâlini, çeşitliliğini, farklılığını tanımak… Kahkaha atmak başını yukarı kaldırmanın en geçerli, en heyecanlı nedeni olsa gerek. Boyun eğmemek ve dünyayı yeniden düşünmek için yapılmış en asil hareket belki de boyun eğdirenlerin hükmüne gülüp geçmek, onları hicvin gücüyle, ironinin kıvraklığıyla etkisiz hâle getirmektir. Sergi, dansın, şiirin ve kahkahanın otoriteyi derinden sarsan başdöndürücü gücünü gösterecek, kendini çok önemli addeden hiyerarşinin zayıf noktalarını ortaya çıkararak, onun de ne derece kırılgan olduğunu anlatacak.”

* Nilüfer’e yayılan “Yukarı Bak, Sınırlı Coğrafyanın Yıldızlı Ufukları” sergisini 31 Temmuz 2022’ye dek ziyaret edebilirsiniz.