Eyüp’ün Bir Günü ve “Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri”

Yahya Doğan

Yönetmenliğini ve yapımcılığını Murat Fıratoğlu’nun üstlendiği, bol ödüllü 2024 yapımı Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri, Siverek’te domates kurutma işinde çalışan bir işçinin (Eyüp’ün) hikâyesini anlatır. Güneşin kavurduğu bir iklimde, emeğinin karşılığını alma mücadelesi içerisindeki Eyüp ve ustabaşı Hemme arasındaki çatışma filmin çıkış noktası olur. İntikam, öfke, yolda sürekli tekleyen motoru ve hayatın absürt yanlarıyla birlikte Eyüp için bir yolculuğun başlangıcıdır. Film, emek ve işçi sömürüsünden genişleyerek, esas itibariyle Eyüp’ün çıktığı yolculuğu konu edinir.

Açılış sahnesinde, akşam vakti bir düğünde geçtiğini düşündüğümüz davul zurna eşliğindeki halay ve sırayla geçen insan yüzleri kısa bir süre devam eder; hemen ardından yerini filme hâkim olan sahneye bırakır: Eyüp, Hemme, kadın ve çocuk işçilerin sıcağın altında gün içinde tarlada domates kurutmak için çalıştığı sahne. Ağır, durağan ve çok gürültülü olmayan bir atmosferde çalışmaya devam ederler. Eyüp, ustabaşından bir süredir yevmiyesini alamamıştır. Ara ara hatırlatır ama geçiştirilir. Sıcağın boğuculuğu, çalışma şartı, Hemme ile olan sürtüşme, çalışma koşulları ve ardından kendisine karşı üstünlük kurma çabasıyla burun buruna gelirler. Çalışmaya devam eder ama içine sinmez. Daha sonra Hemme’yle oluşan gerginlikte onun Eyüp’e küfür savurduğunu öğreniriz. 

Eyüp bu noktadan sonra öfkeyle motoruna atlar ve intikam peşine düşer ve film bir yolculuk hikâyesine dönüşür. Eyüp’ün yüz ifadesinden, huzursuzluğundan ve sürekli tekleyen motorundan yol boyunca Hemme’nin hep aklının bir köşesinde olduğunu hissederiz. Domateslerin kurutulduğu tarladan evine silahını almaya doğru gider. Eyüp beline silah alır ve yola düşer ama yolda karşısına çıkanların zihninde Hemme’den daha çok yer edindiğini, aklını daha çok meşgul edip kendisini değiştirdiğini görürüz. Film bunu birdenbire yapmaz. Günün sonunda farkına varırız bunun. Zaten karşılaşmaların bir kısmı da yüzeysel ve geçicidir. Eve giderken sokağın birinde yemek yiyen esnafa rastlar. Adam, yemekte kendisine eşlik etmesi için Eyüp’e ısrar eder. “Kaç model? Nesi var? Bir lokma ye.” sormasına benzer sıradan bir karşılaşma. Tanışıklıktan çok misafirperverlik öne çıkar. Eyüp’ünse tek derdi ittire kaktıra götürdüğü motoruyla eve varıp silahını almaktır. Eve vardıktan sonra bu defa tüm yol çalıştığı yere dönmek üzere çıkma amacına adanmıştır. Ne var ki yolda yine birileri çıkar karşısına, kendisine çarpmak üzere olan adam “Az daha ezilecektin. Bela mısın? Ne bakıyorsun?” diyerek kavga çıkarmaya çalışır. Yine yolundan alıkonulmuş olur. Daha sonra bir tanıdık, bostanına çağırarak sohbet etmek ister. Davete uyar ama bir boşlukta tekrar yola düşer. Bir başka tanıdık arabasına binmesi konusunda ve gideceği yere bırakması konusunda, bir öbürüyse kırtasiye dükkanına bir müddet bakması konusunda ısrar eder. Böyle böyle Eyüp hep birilerine, bir şeylere toslar. Alıkoyulma, filmin çoğunluğunu oluşturan yol boyunca devam eder. Hem komik hem de sinir bozucu bir durumdur bu.

Eve gidip üstünü değiştirmesi, yolda karşısına çıkan insanlar ve yolda olma durumu film boyunca kendi durağanlığında ilerler. Hep atlattım derken başka insanlarla karşılaşmalar sürüp gider. Bozulan motoru bir ağacın gölgeliğine bırakır. Yolda yanında karpuzla bırakılmış yaşlı bir adama rastlar. Karpuzu taşıma konusunda yardım isteyen adama tereddütle geri döner ve yardım eder. Koluna giren yaşlı adamın adımlarıyla ve “Kimlerdensin? Bu sıcakta niye çıktın?” gibi sıradan sorularla film daha da ağır ilerler. Fakat yolda yaşlı adam “Peter Khan filmini biliyor musun?” diye sorar. Bu yanlış hatırlamayla Eyüp, adamın Peter Pan’ı kastettiğini doğrular hemen ardından. Bu esnada bir gönderme yapılır ve filme başka bir katman eklenmiş olur. Bu göndermeyle hançerini alıp düşmanlarıyla karşılaşmak üzere yola çıkan Peter Pan ile Eyüp arasında bir benzerlik kurarız. Peter, kendi macerasında hızlı gitmenin sırrını şöyle açıklar: “Güzel, harika şeyler düşünmen yeterli, diye açıkladı Peter, bu düşünceler ayağını yerden keser.”[1] Burası aklımıza tökezleyen ve yürüyerek yola devam eden Eyüp’ü getirir. Düşündüğü şeyler harika olmaktan öte intikam fikrine dayanır çünkü. Fakat diğer yandan intikam meselesinin Peter Pan masalında önemli bir yeri vardır. Düşmanı Kanca ile olan husumetinde de bir haksızlıktan bahsedilir. “Hiç kimse uğradığı ilk haksızlığı hazmedemez: Peter hariç. O bu durumla sık sık karşılaşır ama hep unutur. Sanırım o ve diğer herkes arasındaki gerçek fark budur.[2] Eyüp’ün macerasında da Hemme’nin yaptığı haksızlığı hazmedememesi bir çıkış noktası oluşturur.

Peter Pan’ın diğer çocukları alıp perilerin, korsanların, denizkızlarının yanına ve Hiçbiryer’e götürmesine benzer şekilde Eyüp de kendi macerasında hiçbir yere varmaz ama çok şey değişir. O gün içerisinde Eyüp’ün başına hem hayatın içinden hem de birbiri ardınca olmasından dolayı garip şeyler gelir ve bunun nasıl olduğunu anlamaz. “Hayatta hepimizin başına bazı garip şeyler gelir, bir süre olup bitenleri fark etmeyebiliriz. Mesela aniden tek kulağımızın sağır olduğunu fark ederiz, ama ne kadar zamandır böyleydik bilemeyiz, yarım saat mi, yoksa daha mı çok? İşte o gece Peter’ın yaşadığı da buna benzer bir deneyimdi.”[3]Aynı gün içerisinde olur tüm karşılaşmalar, başına gelenler ama o uzun zamandır Hemme’ye öfkeli olduğunu unutur. Tarlada çalışırken tüm benliğini kaplayan öfke, uğradığı haksızlık yolda karşılaştıkları sayesinde önemini yitirir. Giderek bu haksızlık düşüncesinden uzaklaşır. Kırtasiye dükkanına çocuk ve kadın girer. Kadın Eyüp’ü tanır ve ilkokuldan arkadaş olduklarını çıkarırlar. Eyüp, Siverek’e İzmir’den gelmiştir. Kadın da öğretmendir ve tayini oraya çıkmıştır. Birbirlerine okuldaki anılarını anlatmaya başlarlar ayaküstü. Tam o anda Eyüp’ün sadece öfkesinden değil, o gününden hatta Siverek’ten uzaklaşıp çocukluğuna İzmir’e gittiğini düşünebiliriz. Camdan uzağa bakar, kafasında başka bir hikâye canlanır. Öğretmenin bağımlılığından bahsederken bir ara boğazı düğümlenerek konuşur. Okuttuğu şiirden bahseder. Kadının okuldayken taktığı tokadan bahseder. Belki de çocukluk aşkıydı, bir şekilde yolları ayrıldı. Bir sürü boşluk ve hikâye canlanır kafamızda. Michel Onfray, Yolculuğa Övgü Coğrafyanın Poetikası adlı kitabında yolculuğun başkalarıyla çok az ilişkili olup esas meselin gezginin kendi öznelliğiyle karşılaşmak olduğundan bahseder. Aramanın durmak bilmeksizin devam etmesine karşılık bulmanınsa bazen gerçekleştiğine işaret eder.[4] Eyüp özelinde çoğu zaman absürt niteliğe bürünen başkalarıyla karşılaşmanın, genel anlamda kendiyle karşılaşmaya yol açtığı söylenebilir. Kavurucu sıcaktaki güneş altında tarlada çalışma esnasında yegâne şey gördüğü intikam fikri, başkalarıyla karşılaşma sonucunda küçük ve önemsiz gelir belki de kim bilir? İlkokul arkadaşıyla olan bu karşılaşmada bu durum kendini daha çok belli eder.

Bunun net bir cevabını bulmak veya diyalogların, çoğunlukla da havadan sudan meydana geldiği ve Eyüp’ün de çoğu durumda sessizliğe büründüğü bir durumda onun zihnini şeffaf bir şekilde okumak güç. Kırtasiye dükkanındaki karşılaşmadan sonra gün akşama doğru ilerlemeye başlar. Tekrar yola düşer ama intikam fikrinden uzaktır artık. Tekrar sokaklarda yürür, bir parkta oturup dinlenir. Bu defa tarlaya değil evine doğru gider. Yolda bir ağaç altında bıraktığı bozuk motoruyla, güneşin iyice battığı bir manzarada gerisingeri döner. Telefonda bir yakınının düğününe gitme konusunda ikna olmuştur öncesinde. Filmin başındaki halay sahnesinde sıra sıra geçen yüzlere tekrar döneriz. Bu sefer durağanlık biter ve tekrar hareket gelir. Yüzler ekranda salınımla geçerken Eyüp ve Hemme’yi kol kola halay çekerken görürüz. Bu sahne filmin açılış sahnesine bir dönüştür. Aynı günün akşamına. Gün içerisinde Hemme’yi öldürme fikriyle dolaşan Eyüp akşamına kendisini halay çekerken bulur. Ne değişmiştir?

Bu soru bir yandan Will Heinrich’in kötülük ve insan doğası etrafında şekillendirdiği Kralın Laneti[5] romanını akla getirir. Bir adam kimsesiz bir çocuğu iyilik yapma güdüsüyle evine alıp beraber yaşar ve zamanla ilişkilerinin boyutu değişir. Gerçekten kötücül bir şeyler inkâr edilemeyecek denli kendini gösterir. Çocuğa karşı nasıl davranacağını bilemez ve manipüle olmamaya çalışır. İyilik ve kötülük madalyonun iki yüzü gibi işler. Giderek kendi evinde rahat hissetmemeye başlayan ve bir tür güç dengesinin gidip geldiği bu romanda ölümle bir sonuca varılır ama gerçek anlamda bir sonuç değildir bu. Yaklaşık iki yüz sayfalık kitapta “şimdi nasıl bir tepki verileceği” sorusu hep boşlukta sallanır. İnsan ne yapacağını mı düşünmeli yoksa dürtülerine boyun mu eğmeli gibi bir ikilem vardır. Stoacı bir reddediş ile sosyopatik bir vicdansızlık arasında bir salınım vardır.

Vicdan, iç hesaplaşma, öfke ya da intikam durumlarında sinemada ya da edebiyatta bazı anlatılar kötülük karşısında ne yapılacağına dair her zaman için kesin bir reçete sunmadığı gibi okuyanı ya da izleyeni boş bir arazide terk eder. Hemme’nin Öldüğü Günlerden Biri filminde daha detaylı bahsedildiği ve Kralın Laneti romanına gönderme yapılıp okuyanlardan kiminin fark edeceği üzere.


[1] J.M.Barrie, Peter Pan, İş Bankası Kültür Yayınları, çev. Çiçek Öztek, s. 38.

[2] Peter Pan, s.98

[3] Peter Pan, s. 149.

[4] Michel Onfray, Yolculuğa Övgü: Coğrafyanın Poetikası, Ketebe, çev. Murat Erşen, 2022, s.67.

[5] Will Heineich, Kralın Laneti, Çev. Zeynep Enez, Jaguar, 2024.