.

Neden çocuk kitapları okuyorum?

neden-cocuk-kıtapları-okumalıyız

Burcu Yılmaz

Burcu zihni dalgalıdır. Bazen samurlar hiç uyanmaz orada. Ama çoğunlukla bir şaşkınlık vardır ve ne idiği belirsiz tekinsiz bir telaş. İçerideki herkese güzel kokulu çaylar içirsem, hepsinin karınlarını okşasam da sakinleşmezler. Bu yazıda, masada oturmakta, susmakta, uçuşan fikirleri yakalamakta zorlanan mahlukatın fragmanlarını bulacaksınız.

Peki bir kitap hakkında yazmaktansa bütün kitaplar hakkında yazsam ne olur? Bütün o kitapların bana nasıl ev olduğunu, yorganımın içi olduğunu, masamın altındaki ağladığım ve kıkırdadığım yer olduğunu yazsam? Mesela kalbim çok kırıldığında nasıl Winnie the Pooh’yla, Kumkurdu’yla, Ördek, Ölüm ve Lale’yle, Fil’in Sorusu’yla, Kuşa Dönüştüğüm Gün’le, Mumiler’le, Küçük Kızlara Mektuplar’la güç bulmaya çalıştığımı anlatsam? Çocuk kitaplarına teselli bulmak için sarılmadım sadece, ben olmak nasılmış hatırlamak için, safi neşeyi, hoşgörüyü, adaleti unutmamak için de sarıldım.

Ben çocuk kitaplarından çok şey öğrenmedim. Onlarla çok şey hissettim. Ölümü, dostluğu, yalnızlığı, neşeyi, sevmeyi, hiç yokmuşum kadar iyi olmayı hissettim. Nehir kenarlarında, ormanlarda, on yüz milyon kalabalığın içinde yürürken, sevdiğimin gözlerine bakarken, ayak parmaklarımla oynarken, çayımın rengine hayran kalırken, her gün beni izleyen kargayla konuşmaya çalışırken, ilk randevumda, sarhoş olduğumda, gece korkarak uyandığımda, denize inen basamakların dibinde oturmuş yokkızımla resim yaptığımda beni çok heyecanlandıran bir çocuk kitabını elime aldığımda hissettiğim şeyleri hissettim.

Tam da bu nedenle çocuk kitaplarının ve hatta çocukların birer pazar nesneleri haline dönüştürülmelerine duyduğum öfke günbegün büyüdü. Çocuklara kısır bir dilin içinden seslenenlere… İçindeki çocuğa övgü düzenlere bir de… Neyse ki içimizde birer çocuk yok. Çocuk kitapları okumak içimizdeki çocuğu canlı tutmanın bir yolu olamaz. Yetişkin olmayı becerebilmiş bir çocuğu iyi niyetini, dünyaya duyduğu umudu kaybetmemesi için yüreklendirebilir ama.

Çocuk edebiyatının yetişkin edebiyatından bambaşka bir pratik olarak deneyimlenmesini anlayamıyorum mesela. Mesela âdeta “uzmanlaşırcasına”, bir şey kaçırmaktan korkarcasına çocuk kitapları okuyan fakat yetişkin edebiyatına zaman “ayıramayanları” anlayamıyorum. Tam tersi de geçerli. Biriyle ilgilenmek ötekini saf dışı bırakırsa, bu o kitaplardan, edebiyattan ve, daha ileri giderek diyorum ki, hayattan alacağınız tuzu azaltmaz mı? Bir yetişkinin, yetişkin edebiyatıyla ilgilendiği kadar çocuk edebiyatıyla da ilgilenmesi gerektiğine inanıyorum. Bir çocuğun okuma pratiğininse yaş cetvelleriyle kısıtlanmaması gerektiğine. 9 yaşımda “Kerem Gibi” yandığım için 37 yaşımda Pıtırcık’la heyecanlanıyor olamaz mıyım? Aynı denklemi tersten de kurabilirim. 9 yaşımda Tom Sawyer’la macera peşinde koştuğum için 37 yaşımda Dalgalar’la kendimden geçiyor olabilirim pekâlâ. Bir olasılıktan çok bir gerçeklik bu benim için.

Katherine Rundell gibi, fikirlerimin derli toplu bir özetini sunabilmek isterdim. Bunun için biraz daha Peter Pan okumam ve biraz daha dinginleşmem gerek ama sanırım. Kaldı ki bu yazı biraz daha uzarsa benzer şeyleri söylememiz işten bile değil.

Bu uçuşkan notları Rundell’in Neden Çocuk Kitapları Okumalıyız kitabından bir alıntıyla tamamlıyorum: “Yani hayret etmek, açlığı ve adalete duyulan güçlü özlemi hissetmek istiyorsanız, ahırdaki yaşlı savaş atının kalbini yerinden oynatmak için yüzünüzü döneceğiniz yer çocuk edebiyatı olacaktır.” (s.39)