Yaşam Dediğimiz Denge Tahtası

Dilek Büyük

Kendimiz için de, çocuklar için de iyi alışkanlar geliştirmeyi, bunları olabildiğince devam ettirmeyi isteriz. Peki,  bunun dozunu ayarlamayı her zaman başarabiliyor muyuz acaba? Galiba bu pek de aklımıza düşürmediğimiz bir soru. İşte Kitapkurdu Lily ile yazar Gillian Shields bunu sorgulatıyor okuruna.

Lily okumayı sökünce annesi onu kitapların dünyası ile tanıştırır. Bu uçsuz bucaksız evren büyüler Lily’yi. Kendisini türlü türlü macera ve bilginin olduğu bu evrende adeta kaybeder. Yataktayken, dişini fırçalarken, yemek yerken sürekli okur. Hiçbir şey bulamasa karşısına çıkan tabelaları okur.

Güneşli bir günde, annesiyle parka giderler. Lily yine kendini bir kitaba kaptırmışken annesi neden gidip oynamadığını sorar. Lily, annesinin sorusunu çok heyecanlı bir macera kitabı okuduğunu söyleyerek yanıtlar. Ama annesi belki parkta da onu bekleyen bir macera olabileceğini söyler. Lily, annesinin uyarısıyla kitabı bırakıp, dolaşmaya başlar ama elbette okumayı bırakmaz, yolunun üstündeki tabelaları okumaya devam eder bu kez. Ta ki, Milly ile tanışıncaya dek. Milly, Lily’nin tersine okumayı sevmez, hatta nefret eder kitaplardan. O, yaşamı deneyimleyerek öğrenmeyi tercih etmektedir. Zaten tanıştıklarında da Milly bir ağacın tepesindedir. Lily kitap sevmeyen biriyle tanıştığı için şaşkındır ama Milly’nin davetiyle ağaca tırmanır ve aşağıdaki dünyaya da aynı şaşkınlıkla bakar.

Sonrasında çok iyi arkadaş olur iki küçük kız. Milly arkadaşı sayesinde kitaba dair önyargısını kırar, Lily ise kitapların dışında da bir dünya olduğunu fark eder.

Bazı kitaplar hem küçükler hem büyükler içindir. Bu tür kitapların çoğunun ortak özelliği öğreten değil, hatırlatan kitaplar olmasıdır. Kitapkurdu Lily’de de yazar bize bir alışkanlığa (ki, bu kitap okumak gibi harikulâde bir alışkanlık bile olsa) olması gerekenden fazla bağlanmanın, bazı şeyleri gözümüzden kaçırmamıza neden olabileceğini hatırlatıyor. Bunu yaparken kullandığı örnek hem oldukça somut hem de yumuşacık duygular barındırıyor.

Çağımızın özellikleri itibariyle çocuklara kitap ve okuma alışkanlığı kazandırmakta zorlandığımız, bunun için ebeveynlerin de, öğretmenlerin de türlü yollar denediği bir zamandayız. Ama bunun da gereğinden fazlasının sorun olabileceği kaçımızın aklına gelmiştir acaba? Yazar bu noktada cesareti nedeniyle takdiri hak ediyor. Aşırılık konusu için pek çok örnek vermek mümkünken, kolay kolay akla gelmeyecek, “fazlasının zararı olmaz” diye düşünebileceğimiz okuma alışkanlığını kullanmış. Çoğu kez farkındalık kazanmak için kitaba yönlenir ya da yönlendiririz ama bazen tam da bunun için başımızı kitaptan kaldırmak gerektiğini anımsatıyor Shields. Yaşamda denge sanatını okurun gözüne parmağını sokmadan, usulcacık anlatmış.

Kitabın bizlere hatırlattığı diğer konu ilişkilerle ilgili. Arkadaş olmak için aynı olmak gerekmediğini, farklılıklara rağmen ilişkilerin tesis edilebileceğini, zaman tanınırsa ve hoşgörü varsa ortak noktalar bulunabileceğini ya da yaratılabileceğini, okurun yüzünde kocaman bir gülümseme yaratacak şekilde anlatıyor. Lily hayatı daha çok teorik olarak öğrenirken, Milly’nin pratik yoldan deneyimlemeyi seçtiğini görüyoruz. Ancak zaman akıp, arkadaşları geliştikçe Milly kitapların o kadar kötü olmadığını fark ediyor, ilgi alanlarına uygun kitapları keşfediyor belki de, Lily de Milly ile birlikte yaşamın içinde kalabilmeyi öğreniyor. Ve her ikisi de attıkları adımlarla değişiyor, gelişiyorlar.

Kitabın görselleri de metne çok uygun tasarlanmış. Görsellerde, bulunduğu yerden, o anda yaptığı şeyden mutlu olan yüzler görüyoruz. Sadece iki yerde çizer Lily’nin yüzüne şaşkınlık ifadesi yerleştirmiş. Bunlardan biri annesinin parkta onu bekleyen bir macera olabileceğini söylediği sahne, diğeri ise ağaç tepesinden sarkan Milly’yi gördüğü sahne. Tüm gülen yüzlerin yanında bu şaşkın görüntü de okuru gülümsetiyor. İki kızın çizimlerinde de benzer tarzda ama farklı renler ve desenler kullanmış çizer Francesca Chessa. Böylece metnin anlattığı farklılıkları görsel olarak da desteklemiş. Final sahnesi ise okurun kalbini hem ısıtan hem ışıtan, sözsüz ama çok şey anlatan bir çizim. Sadece bu görselden yola çıkarak bir öykü anlatmak bile mümkün.

Kitapkurdu Lily, kurgu içinde kitaba ve dost olmaya dair anlattıklarıyla bana Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun mısralarını anımsatıyor:

“Dostluk dediğin güzel bir kitap
Hava gibi
Su gibi
Ekmek gibi
Vazgeçilmez bir tad
Sonuna kadar dayanmak şart
Dostluk dediğin eşsiz bir kitap
Sevmediğin sayfaları varsa atla
Sayfayı kökünden yırtmak şart mı”

Kitaplar da, arkadaşlar da hayatımızda daim olsun…

Yazan: Gillian Shields

Resimleyen: Francesca Chessa

Çeviren: Ece Özkan

Kelime Yayınları