.

Yakup Kadri’nin Abdülhak Şinasi Hisar’a “Boğaziçi Mehtapları” (1942) Vesilesiyle Yazdığı Mektup

Tolga Karahan

Bu köşenin amacı, kültür ve sanat hayatımızda mühim bir yer teşkil etmiş şahsiyetlerin biyografisini vermek değil, bilakis bilinmeyen veyahut unutulmuş yönlerine ışık tutarak o ânı yaşatmaktır. Nitekim hususî belgelerin önemi bu ve benzeri durumlarda daha iyi anlaşılıyor. Üzerinden yıllar geçmiş ve karanlığa gömülmüş ân(ı)ları “mercan bir kadeh gibi” “zamanın aralığından” sunmak…

Bir gül bu karanlıklarda

Sükûta kendini mercan

Bir kadeh gibi sunmada

Zamanın aralığından

(AHT)

Yakup Kadri
Abdülhak Şinasi Hisar

İki gözüm efendim,

Boğaziçi Mehtapları’nız uzun bir müddet elimden düşmedi. Zâten bu kitabı teşkîl eden parçaların çoğunu daha mecmûalarda tamâm şekillerini almazdan evvel veya müsvedde hâlinde iken okuyarak hayranlığımı size söylemiştim. Şimdi, hepsini bir arada ve tekemmül etmiş bir şekilde tekrâr okurken hissettiğim şeyin bir “emerveillement”[1] kelimesiyle ancak ifade edilebileceğini söylersem Süleymân Nazîf vâri bir mübâlağa yaptığıma hükmetmezsiniz sanırım. Yazık ki, bu güzel eserinize dair yazdığım ve leffen takdîm ettiğim bir tenkit makalesinde, duyduğum heyecanı bütün samimiyetle açıp dökmeye imkân bulamadım. Zira bunu, ancak en marge de[2] “Boğaziçi…” tarzında lirik bir nesir yazmak suretiyle yapmaya muvaffak olabilirdim. Böyle bir taşkınlık ise, beni -kendi nazarımda değil ama- başkalarının nazarında hayli gülünç mevkie düşürürdü. Mamafih, taze ve ılık nesriniz beni o rütbe baştan çıkarmıştır ki, bazı yerlerini yüksek sesle ve kendime mahsus bir beste ile, adeta, terennüm etmekten kendimi alamamıştım. Elli yaşımdan sonra beni bu hale soktuğunuz için size minnettar mı kalmak veya kızmak mı lazım geleceğini bilemiyorum. Tıpkı Faust’un Mephistopheles karşısındaki vaziyetindeyim. Bundan otuz, otuz beş sene evvel yaptığım gibi yine birtakım Mensûr Şiirler’le meydana atılırsam, bu cürmün kabahati sizin olacaktır. 

Bütün bu lakırdılarla demek istiyorum ki, beni gençleştirdiniz. İçimde ebediyen kapanmış zannettiğim bir sürü his ve heyecan kaynaklarını açtınız. Birçok da tatlı esefler verdiniz. Boğaziçi mehtaplarını artık hiç göremeyeceğiz. Görsek bile artık o eski mehtaplar olmayacak. Bahsettiğiniz devirde ise bir şey anlamayan çocuklardık. Sonra da o zevklerden, o âlemlerden nefret eden gençler olduk. Boğaziçi’ne arkamızı çevirip Tepebaşı Bahçesi’nde bilmem neler keşfine çıktık. Gençliğimizi boş yere geçirdik. “Saçlarına ayın aydınlığını sürmüş” o “şîr” kokulu hanımefendilerden hiçbirini derâguş edemedik. Fakat asıl en mühimi “Boğaziçi’nin” “Venedik” gibi bir hususi medeniyet olduğunu anlayamadık. Bunu bize haber vermekle, siz, ayrıca Türk milliyetçiliğine tatlı bir çeşni katmış oldunuz. Bu, artık, birtakım hamâsi ve destâni hatıralardan mürekkep katı bir milliyetçilik değil saz seslerinden, mehtap aydınlığından örülmüş ve içine ninelerimizin temiz yüzleriyle, büyük babalarımızın terbiye ve zarafetiyle, hanımlarımızın kendilerine mahsus giyinişleri, süslenişleri, sevişmeleriyle tatlılaşmış bir yumuşak milliyetçiliktir. Birçok Türkçü, Türkçülüğün “ideologie”sini yapmış ise siz de poésie[3] ve féeriesini[4] yapmışsınız. “Bir Eski Şarkı” serlevhası altında yazmak istediğim ve yıllardan beri kafamın içinde evirip çevirdiğim bir romanda ben de bunu yapmak istiyordum. Yani bir nevi istanbulinli İstanbul’dan bahsetmek niyetinde idim. Fakat siz Boğaziçi Mehtapları’yla benim cüretimi kırdınız. Zira o romanda sizin vâsıl olduğunuz şiir mıntıkasına asla varamayacağımı hissediyorum. 

Görüyorsunuz ki, neşredilmek için yazdığım makalede kâfi derecede içimi boşaltamamışım. Mamafih sizden daha başka fırsatlarla bahsedeceğimi umuyorum. Şimdilik bunu, istediğiniz ve münasip gördüğünüz bir gazete veya mecmûaya veriniz ve lütfen tashihlerine kendiniz nezâret ediniz. Çıktıktan sonra da bana bir nüsha göndermeyi unutmayınız. Zira ben Ulus’tan başka hiçbir memleket gazetesi almıyorum. Bu vesile ile muhabbet ve hayranlığıma bir kere daha inanmanızı dilerim.

Kaynak: Taha Toros Arşivi, Belge No.: 001570119009


[1] “Coşku”, “hayranlık duyma”, “kendinden geçme” gibi anlamlara gelen Fransızca kelime.

[2] Boğaziçi’yle beraber kullanıldığında “Boğaziçi kenarında”, “Boğaziçi kıyısında” anlamlarını veren Fransızca kelime.

[3] Fransızca “şiir” anlamına gelen kelime.

[4]  “Peri oyunu” anlamına gelen, “peri” ve “masal” sözcüklerini karşılayacak şekilde de kullanılan Fransızca kelime.