Hümeyra Dutar Balcı
Zeynep Füzün Kahraman ile Kutu Yayınları’ndan çıkan “Prova Mankeni” kitabı üzerine konuştuk.
Prova Mankeni adlı öykü kitabı “Kadınlar” ve “Diğerleri” isimli iki bölümden oluşuyor. İkinci kısımdaki öyküler nasıl ortaya çıktı? Bu “diğerleri” kimi ve neyi anlatıyor?
Kadın temalı öykülerimi en başa sıraladıktan sonra geriye kalan ve tek bir tema etrafında toplayamadığım öyküleri diğerleri adıyla ikinci bölüme koydum ama ben tüm öykülerimde günümüz insanının problemlerini ele aldığım için bu diğerleri kısmındaki öykülerde de böyle bir bütünlük oluştu.
Öykülerinizde genel olarak kısa, net cümleler bulunuyor. Bu cümle yapıları üslubunuzun bir parçası mı?
Gündelik hayatta az konuşan, kısa cümleler kuran biriyim. Uzun uzun anlatmayı tercih etmiyorum. Bu tavrım yazı biçimimi şekillendirdi. Kısa yazmak boşluklar bırakmayı gerektirir. Bu da anlatıyı bulanıklaştırır. Okurun da aktif olmasını sağlar. Elbette tüm metinlerim kısa cümlelerden oluşmuyor, hikâyeye göre değişen bir durum.
Kapalı ve anlaması güç finallerle dikkat çeken öyküleriniz okurlardan nasıl yorumlar aldı?
Ucu açık, anlamı kapalı finallerle okurun metne tekrar dönmesini amaçlıyorum. Bu da iyi bir dille mümkün. Genel olarak öyküler sevildi ama tek tük okur kapalı buldu. Özellikle ilk öyküm fazla imgesel ama yine de dili itibariyle kendini okuttuğu için kitaba devam etmelerini sağladı. Öykülerim hakkında en çok söylenen şey ise düşündürücü olmaları.
Bir veya en fazla iki kelimeden oluşan öykü başlıkları seçmenizin özel bir nedeni var mı?
Kısa başlıklar birden fazla anlamı içinde barındırır. Düşünceyi sınırlandırmaz. O yüzden öykünün anlatmaya çalıştığı meseleyi daha da zenginleştirecek başlıklar seçiyorum.
Hem gerçek dünyayı anlattığınız hem de gerçek dünyadan kopmadan yazdığınız birçok öykü var. Bunlar bilimkurguya ve fantastik edebiyata girer mi?
İnandırıcılığı önemsiyorum. Bu yüzden hangi türde yazarsam yazayım gerçeklikten kopmamaya çalışıyorum. Aynı zamanda olağandışı motifler ilgimi çekiyor. En gerçekçi öykümde bile gerçeküstü hadiseler olabiliyor. Benim için türlerin keskin sınırları yok. Bazı öykülerime polisiye de diyebiliriz ama o türün takipçilerini tatmin etmeyebilir veya bilimkurgu olarak yazdığım öyküde teknolojik hiçbir şey olmayabilir. Mesele metnin ruhu bence.
“Kutlama” adlı öykünüzde ‘yukarı’ ve ‘aşağı’ şeklinde adlandırdığınız bir mekân kurgulamışsınız. Ancak karakter her iki dünyadan da hala kopamamış ve arafta kalmış görünüyor. Bu şekilde metaforlar kullanıyorsunuz. Sizin için özel bir anlamı var mı?
Gizemli yazmayı seviyorum. O yüzden metaforlar çok işime yarıyor. Bazı öykülerimi fazla kapalı bulanlar oluyor elbette. Bunun dengesini yakalamak kolay değil. Benim için çok basit ve anlaşılır olan öykümü metinlerime aşina olan biri bile anlayamayabiliyor.

“Duydun mu diyorum heyecanla, seslendim cevap verdi; sen de duydun mu Tanrı’nın sesini. Seni duydum diyor babam, sen de kendi sesini duydun ama Tanrı duyamaz, hâlâ çok uzakta çünkü. Yani yolumuz epey uzun, geceyi burada geçirip dinlenmeliyiz.” “Gölge” adlı öykünün son cümleleri bunlar. Öykünün başı sonu olmadan sadece bu haliyle okuyunca küçürek bir öykü doğuyor sanki. Nasreddin Hoca misali öyküleriniz doğuruyor olabilir mi?
İlk öykülerim epey minimaldi. Sonra biraz uzadılar ama yine de çağdaşım öykücülere göre kısa yazıyorum. Birkaç cümlelik öyküler yazdığım da oldu. Bu benim kurgu biçimimi etkilemiş olabilir. İlk romanımın her bölümü tek başına öykü olabilecek yapıdaydı. Yeni romanımı da öyle yazdım. Parçalardan bütüne ulaşmayı seviyorum. Öykülerim için bunu söyleyebilir miyiz bilmiyorum ama bazı kısımlarından yeni öyküler çıkabilir.
Küçürek öyküden uzun öykü, uzun bir öyküden novella, novelladan yeni bir roman yazılabilir mi? Bu sıralamanın tam tersi de olabilir mi? Sizin bu kitapta: “Şu öyküm roman ya da novella olabilir.” dediğiniz öykünüz var mı?
Elbette hepsi mümkündür. Elimizdeki hikâyeyi istediğimiz kadar esnetebiliriz. Aynı şekilde hacimli bir romanı tek cümle ile anlatabiliriz ancak bu metinlerden hiçbiri diğerinin yerini tutmaz. Çoğu öyküm kolaylıkla romana dönüştürülebilecek kapasitede. Uzun uzun anlatmaya değecek bir hikâye olsalardı eğer direkt roman olarak kurgulardım. İki romanımı da öykülerimden yola çıkarak yazdım ama tamamen farklı hikayeleri var.
“Av” adlı öykünün final cümlesi şöyle: “Kadınlar yalnızca öldüklerinde rahat ederler.” Yazarlığa daha çok vakit ayırabilmek için öğretmenliği bıraktığınızı biliyorum. Erkeklere nazaran kadın yazarların düşünürken bile bitiremediği işlerden kaynaklı yazma süreci zorlaşıyor. Kadın olmanız kadın karakterleri yazarken pozitif ayrımcılık yaptığınızı düşündürüyor mu?
Bu benim bilinçli yaptığım bir şey değildi aslında. Aklıma gelen hikayeleri yazdım hep. Geriye dönüp baktığımda çok fazla kadın öyküsü yazdığımı fark ettim. Kadın olarak okumaya ve yazmaya vakit ayırmak elbette zor. Hemcinslerime göre şanslı bir kadın olsam bile cinsiyetimden kaynaklı zorlukları iliklerime kadar hissediyorum. Yazarken de bunun etkisi oluyordur. Yine de ben kadın meselesine cinsiyet eşitliği tarafından yaklaşıyorum. Av öykümde de güç zehirlenmesi yaşayan kadınları yazdım. Mücadele etmemiz gereken ve sorunun asıl kaynağı olan mesele eril tahakküm. Bu da cinsiyet ayırt etmiyor.
Türlerin ve sanatların birbirine geçmiş haliyle deneysel birçok eser okuyoruz. Öyküde de sık rastladığımız bu durum genelde hem biçimsel hem üslup olarak ortaya çıkıyor. Ancak sizin kitabınızda üslup olarak deneysel öyküler yer almakta. Deneysel öykü hakkında ne düşünüyorsunuz?
Deneysel edebiyat nedir ne değildir akademisyenleri ilgilendirir ancak biz yazarlar her zaman yeni şeylerin peşinde koşmalıyız. Kendimizi veya geçmişi tekrar etmemeliyiz. Burada üslubun değişmesinden bahsetmiyorum, yine kendi bakış açımızı minik dokunuşlarla farklılaştırmamız gerektiğini söylüyorum. O yüzden üslubumun deneysel olduğu düşünülebilir. Biçim zaten işin oyun ve eğlencesi.
En beğendiğim öyküler “Prova Mankeni”, “Av”, “Victor”, “Sıfır Noktası”, “Füzyon”. Sizin enlerinizi ve okurların favorilerini öğrenebilir miyiz?
Genel olarak sevilen öyküler aynı. En çok sevilen öykü Füzyon. Herkes kendini bulmuş. Öte yandan büyülü gerçekçi olması dolayısıyla şaşırdım. Diğer sevilen ise kitaba adını veren öykü. O ise geleneksel anlatımla yazdığım tek öykü. Benim enlerim ise Victor, Bulantı, Kutlama, Gölge.
Bildiğim kadarıyla editörlük yaptığınız dosyalar var. İlk kitap hazırlığında olan genç yazarlara neler tavsiye edersiniz?
Dosya çalışmak beynimi zinde tutuyor. Sadece öğrencilerimin dosyalarını çalışıyorum. Arada yazar dostlarımın dosyalarını da okuyorum tabii ki. Bence zorluk açısından ilk kitapla sonrakiler arasında fark yok. Üç kitabımı da yayınevlerinden gelen teklifle çıkarmış bir yazar olduğum halde diğer türlüsünün çok daha zor olduğunun farkındayım. Yazarlar için dosyasına en uygun yayınevini seçmek ne kadar mühimse yayıncı için de yayınevine uygun kitabı seçmek o kadar önemli. Her iki taraf da doğruyu bulana kadar epey zaman geçiyor. Bazen genç yazarlar umudunu kaybediyor ama nihayetinde en doğru yerde olduklarını fark ediyorlar. Sadece sabırlı olmalarını tavsiye edebilirim.

