Gian Maria Tosatti: “Her ülkenin, her şehrin kendi kimliği var. Bu çalışmada önemli olan şey ise bağlantılar.”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Gian Maria Tosatti “Kalbim Ayna Gibi Boş – İstanbul Bölümü”

İtalyan sanatçı Gian Maria Tosatti, Tarlabaşı’nda büyük bir Art Nouveau binanın içinde kurduğu “Kalbim Ayna Gibi Boş – İstanbul Bölümü” başlıklı enstalasyon sergisi ile odağına İstanbul’un son 20 yılda geçirdiği dönüşümü aldı ve bir sergiden ziyade bir deneyim olarak nitelendirdiği enstalasyon çalışmasında Tarlabaşı’nın ruhunu ön plana çıkardı.

The Blank Contemporary Art (Bergamo) ve Depo (İstanbul), İtalyan Kültür Merkezi (İstanbul) iş birliğiyle gerçekleşen proje, İtalyan Kültür Bakanlığı Çağdaş Yaratıcılık Genel Direktörlüğü’nün, İtalyan çağdaş sanatının uluslararası tanıtımını amaçlayan İtalyan Konseyi (7. edisyon, 2019) programı tarafından destekleniyor.

Kalbim Ayna Gibi Boş (מייַןהאַרץאיזליידיקוויאַשפּיגל), 25 Temmuz 2021 tarihine kadar her Salı-Cumartesi saat 15.00-19.00 arasında Ömer Hayyam Cad. No: 11 adresinde ziyaret edilebilir. Gian Maria Tosatti ile “Kalbim Ayna Gibi Boş” başlıklı enstalasyon sergisi, İstanbul ile kurduğu ilişki ve sanat yolculuğu üzerine konuştuk.

Tarlabaşı’nda büyük bir Art Nouveau binanın içine kurduğunuz Kalbim Ayna Gibi Boş başlıklı enstalasyonunuz İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor. Öncelikle bize biraz bu enstalasyon çalışmasının hikâyesinden ve diğer işlerinizle ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

İstanbul’u incelemeye 6 yıl önce Bienal’e davet edildiğimde başladım. Sonra küratörün önerilerine sıcak yaklaşamadım ve o sergiye katılmadım. O dönem bu şehre çok ilgi duymaya başladım, bu yüzden yapmak istediğim işi kendim üretmeye karar verdim. Her yıl İstanbul’a döndüm. Ve şimdi işimi bitirdim ve bana ilham veren insanlarla paylaştım.

Kalbim Ayna Gibi Boş’un Katanya, Riga, Cape Town ve Odessa bölümlerinin ardından gelen İstanbul Bölümü, diğer işlerinizle ne tür paralellik ve farklılıklar gösteriyor?

Farklılıklar oldukça iyi biliniyor. Her ülkenin, her şehrin kendi kimliği var. Bu çalışmada çok önemli olan şey, bağlantılar. Başlamadan önce, bu bölgeler arasındaki benzerliklerin farklılıklardan çok daha fazla olacağını hayal edemezdim. Bu, farklı yerlerde yaşasak da tek bir halk, tek bir medeniyet olduğumuz anlamına gelir.

Kalbim Ayna Gibi Boş, İstanbul’un son 20 yıl içerisindeki değişimine odaklanan özel bir çalışma. Peki bu dönüşüm sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Bir şehrin yüzlerce yıllık kimliğinin 20 yılda bu kadar değişmesini nasıl yorumlarsınız?

Maalesef İstanbul için, büyümenin (kentsel ve ekonomik) her zaman insanların çıkarına olmadığını söylemeliyim. Kimisi para kazandı, kimisi her şeyini kaybetti. Ve her şey derken sadece evlerini değil, maddi olmayan ama bizim için çok önemli olan şeyleri de kastediyorum. Bazı sokaklar, sahip olduğumuz tüm hatıralarla birlikte kayboldu. Birçok tarihi yapının yerini yeni yapılar aldı. Tarlabaşı ortadan kaybolacak. Yerine, sokakları mermerden zengin bir mahalle yapılacak. Tarlabaşı mükemmel bir yer değil ama gerçek. Batıda Tarlabaşı kadar gerçek çok az yer var. Oraya gittiğinizde kanımızın nasıl yapıldığını anlayabilirsiniz. Tarlabaşı kaybedildiğinde hepimiz için çok önemli bir şeyi kaybedeceğiz. Hatta orada hiç bulunmamış birçok kişi için bile…

Tarlabaşı’nın ölmek üzere olan ruhunu yeniden dirilten enstalasyon çalışmanızı “bir sergiden ziyade bir deneyim” olarak tanımlıyorsunuz. Nasıl bir deneyim bu?

Eh, bu sadece izleyebileceğiniz bir şey değil. Bu gerçek bir yolculuk. Kendinize ve o mahalleye bir yolculuk, ki bu çoğunlukla aynı şeydir.

Bu özel işin en önemli yanlarından birisi de aslında farklı alanlardaki güncel sanatsal araştırmalarınızın tamamını içermesi ve ortaya güçlü bir kimlik çıkarması. Peki güncel sanatsal araştırma ve pratikleriniz arasında neler yer alıyor?

Şu anda beş boyutlu sanat olarak tanımladığım şey üzerinde çalışıyorum. 21. yüzyılın bu yirmi yılında yapılan en ilginç sanatı birbirine bağlayan bu kavram hakkında bir kitap yazdım. Bir sanat eserinde olup bitenin, meydana geldiği gerçeklikten ayrı olmadığı gerçeği üzerine. Ve böyle bir sanat eseriyle ilgili deneyimimiz, “gerçek dünya” dediğimiz yerdeki deneyimden farklı değil. Çünkü sanat eğlence değildir, sanat gerçektir.

Araştırmanızın odağında bir tür demokrasi krizi ve Perikles döneminde Atina’da doğan Batı Medeniyeti’nin yok olması yer alıyor. Hâlihazırda içerisinde bulunduğumuz şartlar düşünüldüğünde daha da anlamlı olan bu durum, üretiminize nasıl yansıdı? 

Tarlabaşı gibi bir yeri kaybediyorsak, kimliğimizin kalbi olan bir yeri yeryüzünden siliyorsak, kim olduğumuzu kaybediyoruz demektir. Tarlabaşı ile birlikte yok olacağız. Birinin bize verdiği ama biz olmayan modellere benzemek için köklerimizi kesiyoruz. İstanbul New York’a benzeyecek. Ama biz Avrupalılar, genç Amerikalılar değiliz. New York’a ihtiyacımız yok. Hatalarla dolu uzun geçmişleri ve onlardan aldığımız bilgelikle eski imparatorluk şehirlerimize sahip çıkmalıyız.

Görselleştirilmiş bir metin/kitap olarak da değerlendirilebilecek enstalasyon çalışmalarınızda rüya, kehanet ve gerçeklik büyük oranda iç içe geçiyor. Sizi rüya, kehanet ve gerçekliğin sınırlarını bunca zorlamaya yönlendiren nedir?

Peygamberlik her zaman sanatçının işi olmuştur. Önce Tiresias, sonra Leonardo, sonra Rimbaud, sonra T.S. Eliot veya Pasolini. Bugünün gerçeği hakkında konuştuğunuzda, daima yarının gerçeğini doğurursunuz. Eski bir Sicilyalı deyiş vardır: Düne dair düşüncelerinizi bilmek istiyorsanız, bugün vücudunuza bakın. Yarın nasıl görüneceğinizi bilmek istiyorsanız, bugünle ilgili düşüncelerinizi gözlemleyin.

Çalışmanız kendi içerisinde büyük bir görsel hikâye de barındırıyor. Binanın her bir katında farklı bir odayı/bölümü ön plana çıkarıyorsunuz. Bu noktada söz konusu objelerin içerisinde bulundukları mekânla sıkı bir ilişki içerisinde olduğu da ortada. Peki tüm binaya yayılan bu hikâyeyi nasıl oluşturdunuz?

Tarlabaşılılardan aldığım birçok öneriyi topladım. Bunlar bazen kelimeler ve söylemlerdi, bazen de sessizlikti. Bütün bunları kendi seçtiğim ve kendine has bir zekâsı olan binanın içine koydum. Ve her şey yerini bulmaya başladı.

Kalbim Ayna Gibi Boş’ta kendisine yer verdiğiniz objeler nasıl bir değer taşıyor? Bu objeleri nasıl bir süzgeçten geçirerek seçtiniz ve diğer unsurlarla birleştirdiniz?

Nesneler ve binalar bu çalışmanın eklemlendiği unsurlar. Bunlar önemli, ancak arkalarında derin anlamlar var. Her nesne, onu bana getiren çok uzun bir yoldan geliyor. Onlar sembol, hiçbir şey ifade etmiyorlar. Sadece arkalarındaki derinlik uçurumuna atıfta bulunuyorlar.

Son bir soru olarak, İstanbul ile ilişkinizi sürdürmeyi, hızla büyümeye devam eden bu kente ilerleyen çalışmalarınızda da yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Projemde şimdiden gelecek için planlanmış birçok bölüm var. Şimdiki portreme devam etmek için Rusya, Estonya, İsrail, Fransa, İtalya’ya gideceğim. İstanbul’a geri dönme şansım olacaksa, ileri bir gelecekte olacak. Belki de yeni bir proje için doğru an olacak.

Devrim Kadirbeyoğlu ve Antonello Tolve’nin küratörlüğünde gerçekleştirilen Kalbim Ayna Gibi Boş (מייַן האַרץ איז ליידיק ווי אַ שפּיגל), 25 Haziran 2021 tarihine kadar her Salı-Cumartesi saat 15.00-19.00 arasında Ömer Hayyam Cad. No: 11 adresinde ziyaret edilebilir.

Tarlabaşı’nda büyük bir Art Nouveau binanın içine kurduğunuz Kalbim Ayna Gibi Boş başlıklı enstalasyonunuz İstanbul’da sanatseverlerle buluşuyor. Öncelikle bize biraz bu enstalasyon çalışmasının hikâyesinden ve diğer işlerinizle ilişkisinden bahsedebilir misiniz?

İstanbul’u incelemeye 6 yıl önce Bienal’e davet edildiğimde başladım. Sonra küratörün önerilerine sıcak yaklaşamadım ve o sergiye katılmadım. O dönem bu şehre çok ilgi duymaya başladım, bu yüzden yapmak istediğim işi kendim üretmeye karar verdim. Her yıl İstanbul’a döndüm. Ve şimdi işimi bitirdim ve bana ilham veren insanlarla paylaştım.

Kalbim Ayna Gibi Boş’un Katanya, Riga, Cape Town ve Odessa bölümlerinin ardından gelen İstanbul Bölümü, diğer işlerinizle ne tür paralellik ve farklılıklar gösteriyor?

Farklılıklar oldukça iyi biliniyor. Her ülkenin, her şehrin kendi kimliği var. Bu çalışmada çok önemli olan şey, bağlantılar. Başlamadan önce, bu bölgeler arasındaki benzerliklerin farklılıklardan çok daha fazla olacağını hayal edemezdim. Bu, farklı yerlerde yaşasak da tek bir halk, tek bir medeniyet olduğumuz anlamına gelir.

Kalbim Ayna Gibi Boş, İstanbul’un son 20 yıl içerisindeki değişimine odaklanan özel bir çalışma. Peki bu dönüşüm sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor? Bir şehrin yüzlerce yıllık kimliğinin 20 yılda bu kadar değişmesini nasıl yorumlarsınız?

Maalesef İstanbul için, büyümenin (kentsel ve ekonomik) her zaman insanların çıkarına olmadığını söylemeliyim. Kimisi para kazandı, kimisi her şeyini kaybetti. Ve her şey derken sadece evlerini değil, maddi olmayan ama bizim için çok önemli olan şeyleri de kastediyorum. Bazı sokaklar, sahip olduğumuz tüm hatıralarla birlikte kayboldu. Birçok tarihi yapının yerini yeni yapılar aldı. Tarlabaşı ortadan kaybolacak. Yerine, sokakları mermerden zengin bir mahalle yapılacak. Tarlabaşı mükemmel bir yer değil ama gerçek. Batıda Tarlabaşı kadar gerçek çok az yer var. Oraya gittiğinizde kanımızın nasıl yapıldığını anlayabilirsiniz. Tarlabaşı kaybedildiğinde hepimiz için çok önemli bir şeyi kaybedeceğiz. Hatta orada hiç bulunmamış birçok kişi için bile…

Tarlabaşı’nın ölmek üzere olan ruhunu yeniden dirilten enstalasyon çalışmanızı “bir sergiden ziyade bir deneyim” olarak tanımlıyorsunuz. Nasıl bir deneyim bu?

Eh, bu sadece izleyebileceğiniz bir şey değil. Bu gerçek bir yolculuk. Kendinize ve o mahalleye bir yolculuk, ki bu çoğunlukla aynı şeydir.

Bu özel işin en önemli yanlarından birisi de aslında farklı alanlardaki güncel sanatsal araştırmalarınızın tamamını içermesi ve ortaya güçlü bir kimlik çıkarması. Peki güncel sanatsal araştırma ve pratikleriniz arasında neler yer alıyor?

Şu anda beş boyutlu sanat olarak tanımladığım şey üzerinde çalışıyorum. 21. yüzyılın bu yirmi yılında yapılan en ilginç sanatı birbirine bağlayan bu kavram hakkında bir kitap yazdım. Bir sanat eserinde olup bitenin, meydana geldiği gerçeklikten ayrı olmadığı gerçeği üzerine. Ve böyle bir sanat eseriyle ilgili deneyimimiz, “gerçek dünya” dediğimiz yerdeki deneyimden farklı değil. Çünkü sanat eğlence değildir, sanat gerçektir.

Araştırmanızın odağında bir tür demokrasi krizi ve Perikles döneminde Atina’da doğan Batı Medeniyeti’nin yok olması yer alıyor. Hâlihazırda içerisinde bulunduğumuz şartlar düşünüldüğünde daha da anlamlı olan bu durum, üretiminize nasıl yansıdı? 

Tarlabaşı gibi bir yeri kaybediyorsak, kimliğimizin kalbi olan bir yeri yeryüzünden siliyorsak, kim olduğumuzu kaybediyoruz demektir. Tarlabaşı ile birlikte yok olacağız. Birinin bize verdiği ama biz olmayan modellere benzemek için köklerimizi kesiyoruz. İstanbul New York’a benzeyecek. Ama biz Avrupalılar, genç Amerikalılar değiliz. New York’a ihtiyacımız yok. Hatalarla dolu uzun geçmişleri ve onlardan aldığımız bilgelikle eski imparatorluk şehirlerimize sahip çıkmalıyız.

Görselleştirilmiş bir metin/kitap olarak da değerlendirilebilecek enstalasyon çalışmalarınızda rüya, kehanet ve gerçeklik büyük oranda iç içe geçiyor. Sizi rüya, kehanet ve gerçekliğin sınırlarını bunca zorlamaya yönlendiren nedir?

Peygamberlik her zaman sanatçının işi olmuştur. Önce Tiresias, sonra Leonardo, sonra Rimbaud, sonra T.S. Eliot veya Pasolini. Bugünün gerçeği hakkında konuştuğunuzda, daima yarının gerçeğini doğurursunuz. Eski bir Sicilyalı deyiş vardır: Düne dair düşüncelerinizi bilmek istiyorsanız, bugün vücudunuza bakın. Yarın nasıl görüneceğinizi bilmek istiyorsanız, bugünle ilgili düşüncelerinizi gözlemleyin.

Çalışmanız kendi içerisinde büyük bir görsel hikâye de barındırıyor. Binanın her bir katında farklı bir odayı/bölümü ön plana çıkarıyorsunuz. Bu noktada söz konusu objelerin içerisinde bulundukları mekânla sıkı bir ilişki içerisinde olduğu da ortada. Peki tüm binaya yayılan bu hikâyeyi nasıl oluşturdunuz?

Tarlabaşılılardan aldığım birçok öneriyi topladım. Bunlar bazen kelimeler ve söylemlerdi, bazen de sessizlikti. Bütün bunları kendi seçtiğim ve kendine has bir zekâsı olan binanın içine koydum. Ve her şey yerini bulmaya başladı.

Kalbim Ayna Gibi Boş’ta kendisine yer verdiğiniz objeler nasıl bir değer taşıyor? Bu objeleri nasıl bir süzgeçten geçirerek seçtiniz ve diğer unsurlarla birleştirdiniz?

Nesneler ve binalar bu çalışmanın eklemlendiği unsurlar. Bunlar önemli, ancak arkalarında derin anlamlar var. Her nesne, onu bana getiren çok uzun bir yoldan geliyor. Onlar sembol, hiçbir şey ifade etmiyorlar. Sadece arkalarındaki derinlik uçurumuna atıfta bulunuyorlar.

Son bir soru olarak, İstanbul ile ilişkinizi sürdürmeyi, hızla büyümeye devam eden bu kente ilerleyen çalışmalarınızda da yer vermeyi düşünüyor musunuz?

Projemde şimdiden gelecek için planlanmış birçok bölüm var. Şimdiki portreme devam etmek için Rusya, Estonya, İsrail, Fransa, İtalya’ya gideceğim. İstanbul’a geri dönme şansım olacaksa, ileri bir gelecekte olacak. Belki de yeni bir proje için doğru an olacak.

Devrim Kadirbeyoğlu ve Antonello Tolve’nin küratörlüğünde gerçekleştirilen Kalbim Ayna Gibi Boş (מייַן האַרץ איז ליידיק ווי אַ שפּיגל), 25 Haziran 2021 tarihine kadar her Salı-Cumartesi saat 15.00-19.00 arasında Ömer Hayyam Cad. No: 11 adresinde ziyaret edilebilir.

*Gian Maria Tosatti, Kalbim Ayna Gibi Boş – İstanbul Bölümü, 2021, mekâna özgü yerleştirme, Italian Council tarafından destekleniyor (2019).