Abdullah Ezik
Eskişehir’in kültürel ve toplumsal yaşamında ayrıcalıklı bir yere sahip olan Porsuk Nehri, 2-6 Eylül 2026 tarihleri arasında ilk kez düzenlenecek Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali’ne ev sahipliği yapacak. “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında hayata geçirilen festival; müzikten tiyatroya, sinemadan dansa, sergilerden atölyelere uzanan zengin programıyla sanatı kapalı mekânların dışına taşıyarak nehir kıyısındaki gündelik hayatın içine yerleştiriyor.
Farklı ülkelerden sanatçıları yerel sanatçılar, üniversiteler, sivil toplum kuruluşları ve yaratıcı sektörlerle bir araya getiren festival, yalnızca beş günlük bir etkinlik dizisi olmanın ötesinde, Eskişehir’in kültürel üretim kapasitesini uluslararası ölçekte görünür kılmayı amaçlıyor. Porsuk’u bir manzara ya da festival dekoru olarak değil, kent belleğinin ve kamusal yaşamın kurucu unsurlarından biri olarak konumlandıran bu yaklaşım; kültürel erişimden sürdürülebilirliğe, yerel kimlikten uluslararası iş birliklerine kadar pek çok konuyu da tartışmaya açıyor.
Abdullah Ezik, Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali üzerine festival koordinatörü ve sözcüsü Murat Danacı ile konuştu.
Uluslararası Eskişehir Porsuk Festivali, “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında hayata geçirilen en kapsamlı kültür-sanat organizasyonlarından biri olarak ön plana çıkıyor. Öncelikle festival fikri nasıl doğduğunu sormak istiyorum. Festivalin hazırlık sürecinde hangi kültürel, toplumsal ve kentsel ihtiyaçlardan hareket edildi?
Festival fikrinin çıkış noktasında, Eskişehir’in en güçlü simgelerinden biri olan Porsuk Nehri’ni kentin kültür-sanat birikimiyle daha güçlü biçimde buluşturma düşüncesi yer alıyor. Ancak bu fikir, yalnızca Porsuk’un çevresinde bir etkinlik düzenleme fikri değildi. Eskişehir’in uzun zamandır özlemini duyduğu, şehrin tamamını içine alan ve Eskişehir’in kültür-sanat kimliğini ulusal ve uluslararası ölçekte görünür kılan bir kent festivaline ihtiyaç olduğu biliniyordu.
Bu ihtiyaç, Başkanımız Ayşe Ünlüce’nin uzun süredir taşıdığı festival hayaliyle birleşti. Başkanımız, Eskişehir’in kültür-sanat dünyasını bir araya getiren, kentin bütün paydaşlarını buluşturan ve Eskişehir’in değerlerini dünyaya anlatan büyük ve kalıcı bir kent festivali hayal ediyordu. 2026 Eskişehir Yılı’nın ilan edilmesiyle birlikte bu hayali somut bir projeye dönüştürme fırsatı doğdu.
Festival bu anlayışla; kültür ve sanata erişimi kamusal alanlara yaymak, kentin farklı bölgelerini ortak bir festival rotasında buluşturmak, Eskişehir’in genç ve yaratıcı kimliğini görünür kılmak, yerel kültür ile uluslararası kültürler arasında karşılaşmalar yaratmak ve Porsuk’u yeniden kentin kültürel hayatının merkezine taşımak üzere kurgulandı.
Kentte yaşayan nesillerin daha iyi yetişmesini ve hemşerilerin yaşam kalitesini artırarak geleceğe umutla bakmasını sağlamak; vizyonu ise dengeli kalkınan, sürdürülebilir ve yaşanabilir bir Eskişehir yaratmak. Festival de kültür ve sanatı yalnızca belirli salonlara değil, çocuklardan gençlere, ailelerden yaş almış hemşerilerimize kadar herkesin gündelik yaşamının içine taşıyarak bu yaklaşımın kültür-sanat alanındaki karşılıklarından biri oluyor.
Dolayısıyla temel hedefimiz yalnızca beş günlük bir etkinlik dizisi oluşturmak değil; Başkanımız Ayşe Ünlüce’nin hayalini kalıcı bir kent kültürüne dönüştürmek, Eskişehir’le özdeşleşebilecek ve gelecek yıllarda büyüyerek devam edecek güçlü bir festival geleneğinin temelini atmak.
Porsuk Nehri, Eskişehir’in yalnızca coğrafi olarak bir parçası/unsuru değil; gündelik yaşamın, kent belleği ve kamusal kültürün de başlıca taşıyıcılarından biri. Dolayısıyla şehirle bağını birçok farklı açıdan değerlendirmek mümkün, ki festival de bu fikre önem veriyor. Bu noktada bir kültürel iz olarak Porsuk’un şehir ve festivalle kurduğu bağa dair neler söylersiniz?
Porsuk, Eskişehir’in gündelik yaşamında önemli bir yere sahip. İnsanların yürüdüğü, buluştuğu, gondola bindiği, şehri izlediği ve farklı anılar biriktirdiği bir alan. Bu nedenle Porsuk’tan bağımsız bir Eskişehir hikâyesi kurmak neredeyse mümkün değil.
Festival açısından baktığımızda da Porsuk’u yalnızca etkinliklerin gerçekleştiği bir alan olarak değil, farklı sanat disiplinlerini, insanları ve kültürleri bir araya getiren doğal bir buluşma noktası olarak değerlendiriyoruz. Festivalin şehirle kurduğu ilişkiyi güçlendiren en önemli unsurlardan biri de bu.
Eskişehirlilerin her gün gördükleri ve hayatlarının bir parçası olan Porsuk’a festival aracılığıyla farklı bir gözle bakabilmelerini sağlamak. Alışık olduğumuz bir kent mekânının farklı seslere, kültürlere ve sanat deneyimlerine ev sahipliği yaptığını görmek, şehirle kurduğumuz ilişkiyi de yeniden düşünmemize imkân verecek.
Dolayısıyla “Porsuk Akıyor, Dünya Eskişehir’de Buluşuyor” söylemi bizim için yalnızca bir slogan değil. Porsuk’un Eskişehir’in içinden akarak farklı insanları ve mekânları birbirine bağlamasından hareketle, yerel hafızadan uluslararası kültürel buluşmaya uzanan festival fikrini ifade ediyor.
Porsuk, festivalin ilham aldığı, etkinlikleriyle buluştuğu ve Eskişehir’in hikâyesini dünyaya anlattığı en önemli unsurlardan biri. Biz de bu güçlü kent değerini yeni karşılaşmalar ve yeni anılarla geleceğe taşımak istiyoruz.

Festival etkinliklerinin Kentpark, Sümerpark, Adalar Mevkii, Köprübaşı ve İskele26 gibi farklı noktalara yayılması, kenti tek bir festival alanı hâline getirmesi bakımından da önemli. Program hazırlanırken bu mekânlar arasında ne tür bir kültürel ve mekânsal ilişki kurulması hedeflendi?
Festivalin temel yaklaşımı, tek bir alana sığan bir etkinlik programı oluşturmak yerine, Eskişehir’in farklı noktalarını ortak bir kültürel deneyim etrafında buluşturmak. Bu doğrultuda kentin farklı alanlarına yayılan etkinliklerle Eskişehir’in tamamını festivalin doğal bir parçası hâline getirmeyi hedefledik. Mekânları yalnızca etkinliklerin gerçekleştirileceği alanlar olarak değil, kendi karakterleri ve kentle kurdukları ilişki üzerinden programın bir parçası olarak ele aldık.
Bu nedenle Kent Park, Sümer Park, Adalar Mevkii, Köprübaşı ve İskele26 gibi farklı noktaların her birine festival içerisinde farklı bir rol verdik. Birbirinden bağımsız etkinlik alanları oluşturmak yerine, bu noktaları Porsuk’un etrafında birbirine bağlanan bir festival rotası olarak düşündük.
Adalar ve Köprübaşı, Porsuk’la doğrudan temasın daha yoğun hissedildiği alanlar olarak festivalin nehir odaklı yüzünü oluşturuyor. Nehir Korteji, yüzen sahne, Gondolda Müzik ve özel performanslar burada kentin gündelik akışıyla doğrudan buluşuyor.
Kent Park ise daha geniş ölçekli etkinliklerin yanı sıra çocuklar ve ailelere yönelik atölye ve deneyim alanlarıyla festivalin farklı yaş gruplarını bir araya getiren önemli duraklarından biri.
Sümer Park ve İskele26 ise daha katılımcı ve gün içine yayılan bir deneyim sunuyor. Yoga, sanat çalışmaları, tasarım pazarı, söyleşiler, tiyatro, mini konserler ve Nehir Sineması gibi farklı içeriklerle bu alanların gün boyunca yaşayan sosyal buluşma noktalarına dönüşmesini amaçladık.
Diğer taraftan Haldun Dormen Sahnesi ve Sanat ve Kültür Merkezi gibi kentin yerleşik kültür mekânlarını da festivalin içerisine dahil ederek açık hava alanlarıyla mevcut kültür-sanat altyapımız arasında bir bağ kurduk. Böylece festival, yalnızca yeni ve geçici alanlar yaratmıyor; Eskişehir’in hâlihazırda sahip olduğu kültürel birikimle de birlikte hareket ediyor.
Buradaki temel düşüncemiz aslında çok basit: Festival alanını biz kurmadık; şehrin kendisini festival alanına dönüştürdük.
Bu yaklaşım, Başkanımız Ayşe Ünlüce’nin Eskişehir’i kültür, sanat ve yaşam kalitesi açısından daha da güçlendiren; sürdürülebilir, yaşanabilir ve herkesin kendisini içinde hissedebileceği bir kent yaratma vizyonuyla da örtüşüyor.
Kamusal alanda düzenlenen kültür-sanat etkinlikleri, kentin gündelik kullanım biçimlerini geçici olarak dönüştürme potansiyeline sahip olmasıyla özel bir yapı olarak değerlendirilebilir. Festival süresince Eskişehirlilerin Porsuk kıyısıyla ve kentin kamusal alanlarıyla kurduğu ilişkiye dair ne tür bir düşünce üzerinden hareket ediyorsunuz? Yerel izleyiciyle şehir arasındaki bağ/ilişki noktasında festival nasıl hareket ediyor?
Festivalin önemli hedeflerinden biri, Eskişehirlilerin çok iyi bildikleri ve günlük hayatlarının bir parçası olan kamusal alanlara farklı bir gözle yeniden bakmalarını sağlamak. Çünkü bir kenti yaşanabilir ve özel kılan şey yalnızca sahip olduğu yapılar ya da mekânlar değil; insanların o mekânlarla kurduğu ilişkidir.
Porsuk kıyısı, parklar, köprüler ve kent merkezindeki gündelik geçiş noktaları festival süresince yalnızca ulaşım, dinlenme ya da buluşma alanları olmaktan çıkıp; sanatla karşılaşma, birlikte zaman geçirme, üretme ve paylaşma mekânlarına dönüşecek.
Burada bizim için önemli olan, kentin olağan yaşamını askıya almak değil; gündelik hayatın içine yeni bir kültürel katman eklemek. İnsanların festival için özel olarak bir yere gitmesinin yanı sıra, günlük hayatının içinde festivalle karşılaşabilmesini istiyoruz. İşine giderken bir performansa rastlamak, Porsuk kenarında yürürken müzik duymak, çocuğuyla parka geldiğinde bir atölyeye katılmak ya da arkadaşlarıyla buluştuğunda açık hava sinemasının bir parçası olmak… Bunların hepsi festival deneyiminin kendisi.
Bu nedenle programın farklı noktalara yayılması ve etkinliklerin büyük bölümünün ücretsiz olması da bizim için çok önemli. Kültür ve sanatın belirli bir kesimin erişebildiği bir alan olmaktan çıkıp herkesin gündelik yaşamının içerisinde yer almasını istiyoruz.
Belki de festivalin kamusal alanla kurduğu ilişkiyi en iyi şu şekilde ifade edebiliriz: Biz şehri festival için değiştirmiyoruz; şehrin zaten sahip olduğu yaşamı kültür ve sanatla zenginleştiriyoruz.
Bu nedenle festival bittiğinde geriye yalnızca izlenmiş konserler, seyredilmiş oyunlar ya da katılınmış etkinlikler kalmasını değil; insanların Porsuk’a, parklara, meydanlara ve kendi şehirlerine dair yeni anılarının kalmasını istiyoruz. Çünkü kalıcı bir kent festivali geleneğinin ancak kentliyle birlikte ve kentin kendi yaşamının içinde kurulabileceğine inanıyoruz.
Müzik, sinema, tiyatro, performans, dans gibi birçok farklı disiplini iç içe geçiren bir festival söz konusu. Farklı disiplinleri bir araya getiren bu programın küratöryel çerçevesi nasıl oluşturuldu? Etkinlikler arasında ne tür bir düşünsel hat bulunuyor?
Programı oluştururken temel çıkış noktamız, farklı sanat disiplinlerini yalnızca çeşitlilik oluşturmak amacıyla yan yana getirmek değil; bu disiplinlerin Eskişehir ve Porsuk etrafında ortak bir hikâye anlatmasını sağlamaktı.
Festivalin düşünsel hattını “Porsuk, Kent, Kültür, Dünya” şeklinde özetleyebiliriz. Porsuk’tan yola çıkarak kente, kentten kültüre, kültürden de uluslararası bir buluşmaya uzanan bir yapı kurmak istedik. Bu nedenle müzik, sinema, tiyatro, dans, performans, görsel sanatlar, sergiler, atölyeler ve söyleşiler program içerisinde birbirinden kopuk başlıklar olarak yer almıyor. Her içeriğin bulunduğu mekânla, izleyiciyle ve festivalin genel deneyimiyle bir ilişki kurmasına önem verdik.
Dolayısıyla programın merkezinde karşılaşma kavramı var. İnsanların sanatla karşılaşması, farklı yaş gruplarının birbirleriyle karşılaşması, yerel kültürün farklı kültürlerle karşılaşması ve Eskişehir’in kendi sanat üretiminin uluslararası konuklarla buluşması…
Programı oluştururken bir başka önceliğimiz de izleyiciyi yalnızca seyirci konumunda bırakmamak oldu. Atölyeler, söyleşiler, deneyim alanları, açık hava etkinlikleri ve kamusal alandaki performanslarla insanların festivalin yalnızca izleyicisi değil, mümkün olduğunca katılımcısı olmasını istiyoruz.
Sonuçta ortaya çıkan program, farklı disiplinlerin yan yana geldiği bir etkinlikler toplamından çok daha fazlası. Müzik, tiyatro, dans, sinema, görsel sanatlar ve atölyeler farklı diller konuşsa da hepsi aynı hikâyenin içinde buluşuyor: Eskişehir’in kendi değerlerinden yola çıkarak dünyayla kültürel bir bağ kurmak.
“Gondolda Müzik”, “Nehir Sineması” ve “Nehir Yogası” gibi etkinlikler, festivalin Porsuk’la doğrudan ilişki kuran özgün başlıkları arasında yer alıyor. Bu etkinlikler nehir deneyimini nasıl dönüştürecek ve izleyiciye yeni bir kent perspektifi sunması açısından nasıl bir işlev üstlenecek?
Bu etkinliklerin ortak özelliği, katılımcı için Porsuk’u yalnızca izlenen bir kent manzarası olmaktan çıkararak deneyimin aktif bir parçasına dönüştürmesi.
Porsuk, Eskişehirlilerin hayatının içinde olan, kentin gündelik akışıyla bütünleşmiş önemli bir değer. Biz festival aracılığıyla, herkesin aşina olduğu bu mekâna yeni deneyimler ve yeni bakış açıları kazandırmak istiyoruz. Çünkü her gün gördüğümüz bir yere zamanla alışabiliyor, onun sunduğu farklı imkânları yeniden keşfetmeyi unutabiliyoruz. Festivalin bu alışkanlığı kırmasını ve Porsuk’la kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmemizi sağlamasını istiyoruz.
Gondolda Müzik, müziği klasik bir sahne deneyiminin dışına çıkarıyor. İzleyici yalnızca bir konser izlemiyor; müziği Porsuk’un üzerinde, hareket hâlindeki bir gondolun içinden ve kentin gündelik akışıyla birlikte deneyimliyor. Böylece nehir hem performansın gerçekleştiği alan hem de performansın kendisini şekillendiren bir unsur hâline geliyor.
Nehir Sineması ile sinema deneyimini kapalı bir salondan çıkarıp Porsuk kıyısına taşıyoruz. Burada film izlemek kadar, aynı mekânda farklı insanlarla bir arada olmak, nehir kıyısında zaman geçirmek ve sinemayı kentin doğal atmosferiyle birlikte deneyimlemek de sürecin bir parçası.
Bu deneyimlerin bir başka önemli tarafı da Eskişehirlilerin kendi şehirlerine yeniden bakmasını sağlaması. Festival için başka bir şehirden gelen bir ziyaretçinin Porsuk’u ilk kez keşfetmesi kadar, yıllardır Eskişehir’de yaşayan bir hemşerimizin “Ben bu mekânı daha önce hiç böyle deneyimlememiştim” diyebilmesi de bizim için değerli.
Porsuk da bu hikâyenin merkezinde yer alıyor. Çünkü nehir, şehrin içinden akarken yalnızca suyu değil; insanların anılarını, buluşmalarını, gündelik yaşamını ve kültürünü de taşıyor. Festival de bu akışa yeni sanat deneyimleri ve yeni karşılaşmalar ekliyor. Bu nedenle “Porsuk Akıyor, Dünya Eskişehir’de Buluşuyor” dediğimizde, aslında hem fiziksel hem de kültürel bir akıştan söz ediyoruz. Porsuk’un etrafında insanlar, sanatçılar, farklı ülkeler ve farklı sanat disiplinleri bir araya geliyor. Bizim hayalimiz de bu karşılaşmaların festival bittikten sonra bile kent belleğinde yaşamaya devam etmesi.

Uluslararası bir festivalin kimliği, yalnızca farklı ülkelerden sanatçıların katılımıyla değil, bu sanatçılar arasında kurulacak gerçek bir kültürel diyalogla da biçimlenir. Festival, konuk ekiplerle Eskişehirli sanatçılar arasında ne tür bir diyalog vadediyor?
Festivalde farklı ülkelerden gelen konuk ekiplerle Eskişehirli sanatçıların, öğrencilerin ve kentlilerin bir araya gelebileceği bir ortam oluşturmayı önemsiyoruz. Bu buluşmaların yalnızca sahne performanslarıyla sınırlı kalmamasını; atölyeler, söyleşiler, ortak etkinlikler ve farklı disiplinlerin bir araya geldiği çalışmalarla zenginleşmesini istiyoruz. Buradaki amacımız, konuk sanatçıların kendi kültürlerini Eskişehir’e anlatıp ayrılması değil; Eskişehir’in de kendi hikâyesini, sanatını ve kültürel birikimini onlarla paylaşabilmesi. Böylece festival, farklı sanat anlayışlarının ve deneyimlerin karşılaşabileceği bir zemin sunacak.
Özellikle gençler açısından bu buluşmaların çok değerli olduğuna inanıyoruz. Eskişehir’de yaşayan bir öğrencinin ya da genç bir sanatçının farklı ülkelerden gelen sanatçılarla aynı ortamda bulunması, yeni bakış açıları kazanmasına ve farklı üretim biçimleriyle tanışmasına katkı sağlayabilir. Aynı şekilde konuk ekiplerin de Eskişehir’in genç, yaratıcı ve dinamik yapısını tanımasını önemsiyoruz.
Festival süresince kurulacak ilişkilerin yalnızca etkinlik günleriyle sınırlı kalmamasını, ileride ortak üretimlere ve yeni iş birliklerine dönüşebilecek bir başlangıç oluşturmasını diliyoruz. Bu nedenle festivalin temel değerlerinden biri, sanatçılar ve kentliler arasında kalıcı bağlar kurabilmek. Bu nedenle festivalde farklı ülkelerden sanatçıların yer almasını yalnızca bir program çeşitliliği olarak değil, sanatçıların, gençlerin ve kentlilerin birbirini tanıyabileceği bir buluşma fırsatı olarak görüyoruz.
Festivalin programında ulusal ve uluslararası folklor ekiplerinin yanı sıra çağdaş müzik, tiyatro, dans ve görsel sanat örnekleri de yer alıyor. Geleneksel kültür ile çağdaş sanat üretimi arasında nasıl bir denge kurmayı amaçladınız?
Geleneksel kültür ile çağdaş sanatı, bir kentin kültürel kimliğinin geçmişten bugüne uzanan bütünlüğü içinde değerlendiriyoruz. Bu nedenle festival programında geleneksel kültürün temsilcileriyle çağdaş sanat üretimlerini aynı çatı altında buluşturmayı özellikle önemsedik.
Ulusal ve uluslararası folklor ekipleri, farklı toplumların hafızasını, müziğini, dansını ve geleneksel anlatılarını Eskişehir’e taşıyor. Çağdaş müzik, tiyatro, dans, performans ve görsel sanatlar ise bugünün dünyasının ifade biçimlerini ortaya koyuyor. Biz bu farklı ifade alanlarının birbirleriyle karşılaşabileceği ve birbirini besleyebileceği bir zemin oluşturmak istedik. Çünkü geleneksel olanı yalnızca geçmişe ait bir değer olarak görmüyoruz. Gelenek, yaşayan ve dönüşebilen bir kültür. Aynı şekilde çağdaş sanat da geçmişten tamamen kopuk bir üretim alanı değil. Farklı kültürlerin bir araya gelmesiyle geçmişin izleri yeni yorumlarla yeniden üretilebiliyor.
Başkanımız Ayşe Ünlüce’nin de ortaya koyduğu kent vizyonunda geçmişten gelen değerleri korurken geleceğe dönük, yaratıcı ve yaşanabilir bir Eskişehir inşa etme fikri önemli bir yer tutuyor. Porsuk Festivali’nde geleneksel ve çağdaş sanatın bir arada yer almasını da bu anlayışın kültür-sanat alanındaki yansımalarından biri olarak değerlendiriyoruz.
Sonuçta bizim için mesele, geleneksel kültür ile çağdaş sanat arasında matematiksel bir denge kurmak değil. Geçmişi, bugünü ve geleceği aynı kültürel hikâyenin içinde buluşturmak.
Eskişehir’in gücünün de tam olarak burada olduğuna inanıyoruz: Kendi değerlerinden beslenirken dünyaya açık olmak, kendi hikâyesini korurken başka hikâyeleri dinlemek ve bu karşılaşmalardan yeni bir kültürel zenginlik üretmek.
Eskişehir hâlihazırda tiyatroları, senfoni orkestrası, müzeleri ve üniversiteleriyle güçlü bir kültür-sanat altyapısına sahip. Porsuk Festivali, kentin mevcut kültürel kurumlarıyla nasıl bir ilişki kuruyor; onların birikimini hangi yönlerden uluslararası ölçekte görünür kılmayı hedefliyor?
Eskişehir’in güçlü bir kültür-sanat hafızası var. Tiyatrolarımız, Senfoni Orkestramız, müzelerimiz, üniversitelerimiz, sanat merkezlerimiz, sanatçılarımız, öğrencilerimiz ve yıllar içerisinde oluşmuş güçlü bir izleyici kültürümüz bulunuyor. Festivalin en önemli avantajlarından biri de böyle hazır ve canlı bir kültür-sanat ekosisteminin üzerine kuruluyor olması.
Mevcut kurumlarımızı festivalin dışında tutmak yerine, onların bilgi birikiminden, sanat üretiminden ve deneyiminden besleniyoruz. Yerleşik kültür mekânlarımızı festival programının içerisine dahil ediyor, açık hava alanlarıyla bu mekânlar arasında bağ kuruyoruz. Böylece festivalin geçici yapısıyla Eskişehir’in kalıcı kültür-sanat altyapısı birbirini tamamlıyor. Bu noktada uluslararası boyut da büyük önem taşıyor. Farklı ülkelerden gelen sanatçıları Eskişehir’de ağırlarken, onların yalnızca festival sahnelerinde performans sergilemelerini değil; şehrin kültür-sanat hayatıyla tanışmalarını istiyoruz. Eskişehirli sanatçıların, öğrencilerin ve kültür kurumlarının uluslararası sanatçılarla aynı zeminde bulunması, yeni fikirlerin ve iş birliklerinin ortaya çıkması açısından çok değerli. Yani burada amaç yalnızca “dünyayı Eskişehir’e getirmek” değil; Eskişehir’in zaten sahip olduğu kültürel zenginliği de dünyaya göstermek.
Başkanımızın festival hayalinin temelinde yalnızca büyük bir organizasyon yapmak değil, Eskişehir’e yakışan ve zaman içerisinde kentin kimliğiyle bütünleşebilecek bir festival oluşturmak var. Biz de bu hayali, kentin mevcut kültür-sanat birikimiyle birlikte büyüyebilecek bir yapı olarak görüyoruz. Bu nedenle Porsuk Festivali’nin başarısını yalnızca kaç sanatçının geldiği, kaç etkinliğin yapıldığı ya da kaç kişinin katıldığı üzerinden değerlendirmiyoruz. Festivalin Eskişehir’in kültür-sanat ekosistemini ne kadar güçlendirdiği, yeni karşılaşmalara ne kadar alan açtığı ve kentin kültürel kimliğini ne ölçüde dünyaya taşıyabildiği bizim için çok daha önemli.
Eskişehir’in kendisi bizim için en büyük ilham kaynağımız. Porsuk nasıl şehrin farklı noktalarını birbirine bağlıyorsa, festivalin de Eskişehir’in farklı kültürlerini, kurumlarını, sanatçılarını, kuşaklarını ve uluslararası konuklarını birbirine bağlamasını istiyoruz. Belki de bu nedenle festivalin geleceğine dair hayalimiz, her yıl daha büyük bir etkinlik yapmakla sınırlı değil. Her yıl Eskişehir’in kendi kültürünü biraz daha dünyaya açtığı, dünyanın farklı kültürlerini biraz daha Eskişehir’le buluşturduğu ve kentlinin bu kültürel hayatın daha da güçlü bir parçası olduğu bir festival geleneği oluşturmak. Çünkü bizim için Eskişehir yalnızca festivalin yapıldığı şehir değil. Eskişehir, festivalin kendisi. Ve Porsuk Festivali de bu şehrin kültürünü, sanatını, yaşamını ve dünyaya açık ruhunu görünür kılmak için attığımız ilk büyük adımlardan biri.

