Ömer Şişman: “Elimde fenerle, olgu, belirti, poetik duruş yoklayarak şair bakmam ben; şair gelir ve tanırsınız.”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

2021’de 10. yılını kutlayan 160. Kilometre, yalnızca “şiir” ve “şiir üzerine yapılan çalışmalar”a yer vererek matbuat tarihimizde kendisine özel bir alan açtı. Öncelikle yayınevinin hikâyesini ve sadece şiir üzerine yayıncılık yapma düşüncesinin nasıl geliştiğini sormak istiyorum. 160. Kilometre’nin hikayesi nasıl başladı?

2003-2010 arası Heves, Mahfil, Cehd gibi dergileri yayımladık. 160. Kilometre’yi 11 yıl önce Ali Özgür Özkarcı, Ahmet Güntan ve ben kurduk. Yayınevinin çıkış yıllarının kadrosu ağırlıklı olarak 2000’li yıllarda ilk şiirlerini yayımlayan şairler. Yayınevi de dolayısıyla genç şiire önem veren bir yayınevi. Bizden önceki kuşaklardan ise Ahmet Güntan, Sami Baydar, Mustafa Irgat, Seyhan Erözçelik, Tarık Günersel, İzzet Yasar gibi şairlerin kitaplarını yayımladık. Türkiye’de şiir yayıncılığının uzun zamandır ciddiye alınmadığını, vitrin süsü gibi görüldüğünü düşünüyorduk. Bugün şiir kitabı yayımlamak nispeten rahatladı, o zamanlar büyük yayınevlerinin şiire yer vermesi umuluyordu. Ekim 2011’de “Şiir direnirse kazanacak” sloganıyla yola koyulduk. Bugüne dek 124 kitap yayımladık. Bu kitapların büyük kısmı ilk baskıydı. Yıllar geçtikçe çeviri dizisi, hiciv dizisi gibi farklı dizilerimizi de hayata geçirdik.

Ömer Şişman, Ali Özgür Özkarcı, Ahmet Güntan

160. Kilometre, “Gulyabani” serisi ile birlikte geçtiğimiz yıldan bugüne birçok şairin kitabını yayımladı. Yıllardır süren (ve sanırım hemen hemen her on yılda bir tartışılan) “Şiir öldü mü?” tartışmaları çerçevesinde de bu proje oldukça kıymetli. Peki bu serinin çıkış noktası neydi?

2020’de kitap yayımlayamadık. 2020’nin ikinci yarısındaki çözüm arayışlarımızın sonunda Gulyabani’yi icat ettik. Karton kapaksız, tutkalsız, sırtsız, zımbayla tutturulmuş kitaplar. Dolara endeksli kâğıt fiyatlarına, pahalanan baskı hizmetlerine yenilmeyen bir çözüm olarak daha ucuz maliyetli ama tasarımdan taviz vermeyen bir dizi. Bir prova aldık, şairlere gösterdik, devam ettik. Esasları unutmamak lazım, bizim esasımız içerik. Krizde kitap yayımlamadan duracak değiliz, çareler arayacaktık, bulduğumuz Gulyabani oldu. 2021’de 21 kitap yayımladık Gulyabani dizimizde.

Ömer Ozan Erdoğan’ın seri tasarımları da oldukça ses getirdi ve bu durum serinin kendisi kadar formunu da özel kıldı. Öyle ki biz bu serideki tüm aykırılıkları/isyanları tasarımdan dahi anlayabiliriz. Kitap tasarımının/formunun ortaya çıkış süreci nasıl işledi?

Ömer Ozan’la yıllara dayalı ortak bir dilimiz var. Biz ona fikrimizi hem yazılı olarak hem yüz yüze anlattık, o bize alternatifler hazırladı. Konuştuk görüştük, beraber heyecanlandık ve sonunda elinizdeki kitaplar ortaya çıktı.

Ahmet Güntan ile birlikte kaleme aldığınız “Şairler varsa şiir var,” manifestosu da seri kadar üzerine düşünülüp konuşulması gereken özel bir yazı. Bir şair olarak bu manifestoyu hangi düşüncelerden yola çıkarak kaleme aldınız?

Manifestoda teker teker bahsettiğimiz şeyleri görmemizden, yaşamamızdan yola çıkarak.

“Gulyabani” seri editörlüğünü Ahmet Güntan ile birlikte üstleniyorsunuz. Güntan ile birlikte çalışmak ve bu seriye yön vermek üzerine ne söylersiniz?

Ahmet Güntan’la 2006’da tanıştık. 2008’de Mahfil dergisini çıkardık beraber. Yıllardır hem çok yakın iki arkadaşız hem beraber bir şeyler üretiyoruz. Ahmet Güntan’la çalışmayı ben çok seviyorum, bu soruyu ona da sormalı.

Hem sizin hem de Güntan’ın aynı zamanda şair olduğunu düşündüğümüzde poetik anlamda fikir ayrılıkları oluyor mu? Ana hatlarıyla 160. Kilometre şairlerinde birlikte aradığınız olgular/belirtiler/poetik bir duruş var mı?

Memet Fuat’ın bir sözünü hiç unutmadım: “Şiiri kendinizin dışında da sevin.” Ben veya Ahmet Güntan, yayımlamak için tamamen kendi yazdığımız şiiri arasak bu hem saçma olur hem yoksullaştırır. 160. Kilometre’nin başlangıcından beri neler yayımladığına dikkat edenler birkaç farklı kanalı görecektir. İş ki şair dürüst olsun arayışında. Elimde fenerle, olgu, belirti, poetik duruş yoklayarak şair bakmam ben. Şair gelir ve tanırsınız. Bazen bu saydıklarınızın hepsiyle gelir, bazen tek biriyle, bazen başka bir şeyle. Güntan’la poetik fikir ayrılıklarımız yazdığımız şiirde olur, şairi tanımamızda değil, güçlü bir şair geldiğinde ikimiz de tanırız ve birbirimizin şiir görgüsüne de birbirimizi ikna etme kabiliyetimize de güveniriz.

Seri, adını (aynı zamanda geçtiğimiz günlerde toplu şiirlerini de yayımladığınız) Seyhan Erözçelik’in “Şiir ölmez, gulyabanidir,” sözünden ilhamla aldı. Bu cümle sizi hangi yönleriyle etkiledi ki böyle bir seriye önderlik etti, isim verdi?

“Şiir gulyabanidir, ölmez” Seyhan Erözçelik’in bir dizesi değil, dost meclislerinde zaman zaman söylediği bir söz. Hem şiiri hiç takip etmeyip hem de “Şiir öldü” demeye çok meraklı bir kitle her zaman olmuştur. Herhalde egoyu okşayan bir yanı da var bunu söylemenin. Şiir tarihin bir diliminde bir ülkede durgun da seyredebilir, buna ölüm diyelim hadi, dirilmesine engel mi bu? Şiir ile canlı varlıklar arasında analoji kurmayı da çok abartmayalım.

Bu seri çerçevesinde kimi ilk kitap, kimi ise daha önce de kitapları yayımlanan şairlerin eserlerini bir araya getiriyorsunuz. Bu seride yer alan/alacak kitaplarda aradığınız belirli kriterler var mı? Serideki şair ve kitapları neye göre seçiyorsunuz?

Diğer kitaplarımızdan farklı tek kıstası sayfa sayısının en fazla 88 olmasıydı. Daha fazlasını zımba tutmuyordu çünkü.

Seri çerçevesinde ilk kitabını okurlarla buluşturduğunuz birçok şair söz konusu, ki bu hem heyecan verici hem de oldukça cesur bir tavır. İlk kitabını “Gulyabani” vesilesiyle okurlarla buluşturduğunuz şairler üzerine ne söylersiniz?

Güzel bir noktadan başladıklarını düşünüyor, onlar adına seviniyorum. Her biri kendine özgü. Fakat aynı zamanda bir kalkışmanın içinde yer aldılar. Bu da ilk kitapların görünürlüğünün artmasına yardımcı oldu. Bireyselliği, sınır çizmeyi hazır kalıp düşüncelerle yorumlayan şairler de tanıdım bunca yılda. Kendine güvenen şair önemsediği şairlerle yan yana gelmekten korkmaz.

Son bir soru olarak, 160. Kilometre ve “Gulyabani” yoluna nasıl devam edecek? Yakın zamanda bizi neler bekliyor?

Gulyabani 2021’e özgü bir eylemdi, sona erdi. 2022’ye Seyhan Erözçelik’in Tüm Şiirleri’yle girdiğimiz gibi 2023’e de Sami Baydar’ın Tüm Şiirleri’yle girmeyi tasarlıyoruz. Sonrası memleketin haline, mental ve maddi sağlığımıza göre şekillenir. Bülent Keçeli’nin Tüm Şiirleri’ni Murat Üstübal editörlüğünde yayımlamak niyetindeyiz. Hiciv ve çeviri dizilerimizde yayımlanmayı bekleyen kitaplar var. Yeni şiir kitapları da var programımızda.