Seçkin Edebiyatın Simgesi Pléiade Dizisi Faşist Bir Yazarı Nasıl Yayımladı? Pierre Drieu La Rochelle Üzerine Gözlemler

Berat Erbaş

Louis Ferdinand Celine kadar olmasa da Fransız edebiyatının ayrıksı isimlerinden Pierre Drieu La Rochelle Birinci Dünya Savaşı sırasında üçten fazla cephede savaşmış, ardında ses getiren eser bırakmış bir yazadır. Savaş esnasında pek çok kez yaralanacak ve iyileştikten sonra cepheye geri dönecektir. Savaş bittikten sonra ise mücadeleyi tam anlamıyla bırakamayacaktır. Drieu la Rochelle, eseriyle edebiyat ortamlarında tartışılmış, faşist duruşuyla eleştirilmiş bir yazardır. Biz bu yazıda, Gallimard Yayınlarının edebiyatın seçkinlik “mertebesi” olarak görülen Pléiade dizisinde 2012 yılında Drieu la Rochelle yayımlamasını Louis Ferdinand Céline örneğini de göz önünde bulundurarak ele aldık.

Pléiade Nedir ve Neden Önemlidir?

Pléiade serisi Gallimard isimli Fransa’nın en saygın yayınevinin, en özel kitap dizisidir. Deri kaplı ciltli kapakları, son derece kaliteli kâğıt ve mürekkep kullanımıyla ve kitabın sırtında bulunan yaldızlı harflerle kendini kolayca belli eder. İsmini, Rönesans döneminde Latince yerine Fransızca eser üretmenin önemine inanan yedi şairden alan bu seri; bastığı kitabın değerini ve prestijini okurları gözünde büyütmekten azını yapmamakta.

Bu edebiyat dizisi neredeyse yüz yıl önce, 1931’de Jacques Schiffrin isimli bir editör tarafından bağımsız bir seri olarak “Pléiade kitaplığı” adı altında kuruluyor[1]. Gallimard yayınevine ait N.R.F. (Nouvelle Revue Française) koleksiyonunun kurucularından olan André Gide ve Jean Schlumberger’in yayınevi sahibi olan Gaston Gallimard’ı ikna edip seriyi satın almasını sağlamalarıyla seri 1933’te Gallimard yayınevine ait bir şekilde varlığını sürdürüyor.

Bibliothèque de la Pléiade, 1931’de, ilk sayısı olan Charles Baudelaire’in tüm eserlerini tek bir cilt halinde yayımlayarak yolculuğuna başlamıştır. İlk baskılarının büyük bir çoğunluğu 19. Yüzyıl Fransız yazarlarının eserleri olsa da birkaç sene içerisinde hızlıca, önce Yunan Klasiklerine sonra da güncel edebiyata uzanır bu koleksiyon[2]. 1950’li yıllara kadar basılan tüm ciltlerin temel özelliği önsözlerin tanınır başka yazarlar tarafından yazılmasıdır. Bu sunum tarzı yavaş yavaş yok olurken, serinin önsözlerini yazanlar, zamanla araştırmacılar ve söz konusu eserlerin yazarının ya da en azından yazarın yaşadığı döneminin veya içinde bulunmuş olduğu akımın uzmanları olmaya başlar. Bu bağlamda, Pléiade koleksiyonundan çıkan bir kitap, bir nevi arşiv niteliğinde, içinde yazarla ve eserle ilgili pek çok araştırmanın yer aldığı önemli bir kaynak olarak kendini gösterir. Günümüzde de bu kitap dizisi Fransa’da önemini ve (maddi ve manevi) değerini korumakta.

Son olarak ekleyelim; günümüzde Pléiade serisinden basılan bir kitap çoğunlukla şunları içerir:

1. Yazarın ve eserin tanıtıldığı, eserin genelinde işlenen temaların incelendiği kapsamlı bir önsöz. Bu önsöz, daha önce de belirtildiği üzere, çoğunlukla yazar üzerine çalışmaları olan bir araştırmacı tarafından kaleme alınır.

2. Ciltte yer alan her eseri tanıtan bir giriş yer alır.

3. Cildin içinde bulunan her bir metnin sonunda o metinle ilgili yapılan çalışmalar (yazarın sonradan metinden çıkardığı veya metne belirli bir baskıdan sonra eklenmiş paragraflar, “Eser sansürlendiyse hangi kısmı ne zaman sansürlendi?” “Ne zaman tamamen tekrar basılmaya başlandı?” gibi sorulara cevaplar ve yazarın hayatıyla eser arasında kurulabilecek paralellikler, hiç basılmamış ama eserin ilk taslakları olduğu bilinen öyküler veya yazarın tuttuğu notlar, vs.)

4. Kitabın en sonunda bir (notlar) bölümü. Bu bölüm, eserlere düşülen çok sayıda notun bir arada yer aldığı bölümdür. Bu bölümde ciddi bir çalışma söz konusudur, pek çok açıdan metin analizine girebilecek ayrıntılı öğeler barındırabilir.

5. Pléiade koleksiyonunda basılan bir yazarın tüm eserleri tek bir cilde sığmıyorsa ikinci, üçüncü ve bazen dördüncü bir cilt hazırlanır. Bu ciltlere, edebiyat eserleriyle sınırlı kalmadan, yazarın yazdığı hemen hemen her şey dahil edilir. Günlükler, mektuplar türünden yazışmalar bu gibi bir baskıda önemli yer taşır.

Drieu la Rochelle ve Faşizm

Pierre Drieu la Rochelle’in Pléiade ve Gallimard yayınevi ile ilişkisini tam anlamıyla kavramak için yazarın hayatına ve Gaston Gallimard’la karşılaşmalarına göz atmakta fayda olacağı kanaatindeyiz. Bu vesileyle, yazarın ideolojik duruşuna, bu durumun Pléiade’da basılıp basılmamasını nasıl etkilediğine değineceğiz.

1893’te Paris’te doğmuş olan Pierre Drieu la Rochelle, burjuva çocuğudur. Fransa’nın en saygın siyaset bilimi okuluna (Science Po Paris) girer fakat mezun olamaz. Bu durumun hüsranıyla, 1913 yılında askere kaydolur. Birinci Dünya Savaşına kadar olan süreci çok sıkıcı bir deneyim olarak anlatır kenarda köşede tuttuğu defterlerde. Savaş onun için, pek çok Avrupalının da hissettiği üzere, bir çeşit kurtuluştur. Drieu, erkek olmanın savaşa gitmek ve savaşmak, gerekirse de savaşta ölmek olarak tanımlandığını düşünen birisidir. Yanına çok az eşya alır, bunlardan biri de Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt isimli kitabıdır[3]. Drieu la Rochelle birçok cephede savaşır: Fransa’da Verdun cephesi, Belçika’da Charleroi cephesi ve Türkiye’de Gelibolu cephesi bunların en ünlüleridir. 1936 yılında yayınlanmış olan La Comédie de Charleroi [4] isimli öykü derlemesi bu cephelerin her birinde geçen hikayeleri anlatır.

1917’de savaş gazisi olarak Paris’e döner.[5] Paris, üç sene önce bıraktığı gibidir. O da çoğu dönemdaşı gibi ayak uydurmaya çalışır. Hemen hemen on yıl kadar bir süre gerçeküstücü yazarlarla vakit geçirir. En yakınındaki insanlar gerçeküstücülüğün öncülerinden olan Louis Aragon veya André Breton gibi yazarlardır[6]. 1925-1927 yılları arasında gerçeküstücülere karşı yazdığı toplam üç mektup onu bu entelektüel grubundan koparacaktır. Bu mektupların içeriklerine detaylı bir şekilde girmeden kabaca siyasi görüş ayrılığı demek mümkündür. Keza bu dönemler artık gerçeküstücülerin de aklın hegemonyasına karşı çıkmaktan uzaklaştıkları ve sol ideolojiye yaklaştıkları dönemlere denk gelmektedir. 

Savaştan döndükten sonra, Drieu la Rochelle, Colette Jéramec ile evlenir. Varlıklı bir ailenin kızı olan Colette aynı zamanda Drieu’nün cephede ölen arkadaşı André Jéramec’ın kız kardeşidir. Jéramec’lar Musevi kökenli bir ailedir. Çok geçmeden boşanırlar ama Colette, Drieu’nün bir nevi sponsoru olmaya, yazar ölene kadar devam edecektir.

1934 Şubat ayında Fransa’da yaşanan ayaklanma, Drieu için ideolojik anlamda belirleyici olacaktır. Şubat 1934 olaylarında, halkın bir kısmı monarşist sistemin geri dönüşünü, parlamenter sistemin yerle bir edilmesini talep etmek için Concorde meydanını kapatır. Gerekçe de parlamentonun çoğunlukla sol ideolojiye yakın olan insanlardan oluşmasıdır. Siyasi bağlamda, sağ görüşlüler mecliste yeterince temsil edilmediklerini ileri sürerler. Bu ayaklanma başarısız olacaktır ama Drieu la Rochelle, birçok dönemdaşı gibi, artık ideolojik olarak nerede durduğunu daha iyi biliyordur. Kendini Charles Maurras geleneğinden bir Fransız nasyonalist olarak tanımlamaktan vazgeçip “faşist” ideolojiyi benimseyecektir. Unutulmamalıdır ki bu ayaklanmalardan bir sene önce Adolf Hitler Almanya’da %33 oyla seçim kazanmıştır.

Savaş yaklaştıkça Drieu’nün fikirleri keskinleşir. Fransa’nın yeterince güçlü bir ülke olmadığını düşünür. Denemelerinde tek ve güçlü bir Avrupa devletinden söz eder[7]. İspanyol İç Savaşı (1936-1939) esnasında Franco’yu destekler. Franco, Mussolini ve Hitler[8], Drieu için kendi döneminin Napoleon’vari simgeleri olacaktır. “Güçlü, yönetici, sözünü dinletebilen, eril ve despot bir figür arayışı Drieu’nün hayatından, siyasi bağlamda hiç eksik olmayacaktır[9].

Gilles’in basılmasından birkaç ay önce Drieu la Rochelle günlük tutmaya başlar. Bu günlüğü hayatının sonuna kadar, kimi zaman günde birkaç kez, kimi zaman birkaç aylık aralarla düzensiz bir şekilde tutar. Bu günlük, yazarın pek çok konudaki bakış açısını anlamamıza yardımcı olur. Kadına olan aşağılayıcı ve küçümser tutumu, Musevilere karşı olan oturmuş nefreti, savaşla ilgili yorum ve öngörüleri, dönemdaşları ve onların eserleriyle ilgili düşünceleri, kendi eserleriyle ilgili düşünceleri, Hitler’e, Franco’ya ve Mussolini’ye duyduğu hayranlığı bunlardan yalnızca bazılarıdır.  

1941 itibariyle Fransız[10] hükümeti Nazi Almanya’sına teslim olur.  Gallimard ailesi Musevi asıllı olduğu için ve yayınevinin yönetim kadrosunun çoğunluğu solculardan[11] oluştuğu için yayınevinin sorun yaşayabilme olasılığı yüksektir. Dolayısıyla G. Gallimard, N.R.F.’in yönetimini, dönemin Alman Büyük Elçisi Otto Abetz’le yakın arkadaş olan Drieu’ye devredecektir. Drieu bu işi bıkkınlıkla yapar ama saygınlığının farkındadır[12]. Tüm bunlara rağmen yayınevi faaliyetlerine 1943-1945 arasında ara verecektir.

Drieu la Rochelle 1943 senesinde intihara teşebbüs eder. Evinde çalışan hizmetçisi şans eseri onu bulur ve hastaneye götürerek hayatını kurtarır. Birkaç gün sonra, Drieu la Rochelle aynı hastanede neşterle damarlarını kesse de hızlı bir müdahaleyle kurtulur. Bundan iki sene sonra, 15 Mart 1945’te, hakkında Nuremberg’de yargılanmak üzere arama kararının çıkarıldığı günün ertesinde intihar edecektir. “O ne yapması gerektiğini bilir” diyerek yazdığı ve basılmayan her şeyi ağabeyi Jean Drieu la Rochelle’e bırakacaktır. İntihar mektubunu yine ağabeyine, Colette Jéramec, André Malraux ve birkaç arkadaşına daha yollayacaktır. Hizmetçisine de “Gabrielle, bu sefer izin verin de uyuyayım” diyen bir not bırakacaktır.

Pleiade ve Faşistler

Drieu la Rochelle ve Gaston Gallimard arasındaki bu ilişki elbette yayınevi Drieu’nün kitaplarını basmasıyla başlar. Drieu, ilk eserinden beri[13] Gallimard yayınevi tarafından basılan bir yazardır. Yazarın intiharından sonra, Gallimard halihazırda basılmış tüm eserlerini basmayı sürdürür ama savaştan çıkmış olan Fransız toplumu uzun bir süre Nazi ideolojisini destekleyen Fransız yazarları okumakta çekimser kalır. Kültürel travma bu yazının içeriğinde değinebileceğimizden çok daha büyüktür. Drieu La Rochelle’in tekrardan incelemeye başlanması 1970’li yılları bulacaktır.[14].  

Bu durum ünlü bir yazar ve açıkça savaş döneminde kendini Yahudi düşmanı beyan eden pek çok Fransız’dan biri olan Louis Ferdinand Céline için de geçerlidir. Céline, Drieu’nün aksine Nuremberg davaları esnasında yargılanır ve hüküm giyerek sürgüne yollanır. Bir süre sonra Fransız devleti tarafından affedilse bile sürgünde olduğu Danimarka’dan, solcular tarafından uğrayabileceği suikastlardan korktuğu için hiç dönmez.

Louis Ferdinand Céline bu konuya ilişkin bir başka örnek: yazarın üç farklı ciltte Pléiade serisinde romanları basılıyor. Ayrı bir ciltte de mektuplarını bulmak mümkün. Söz konusu ciltlerin basım tarihleri önce romanlar ve en son mektup derlemesi olacak şekilde şu sıradadır: 1962[15], 1974, 1988, 2009. Bununla beraber, 2022’de, yazarın ölümünden altmış seneden fazla süre sonra bulunan üç tane yeni romanının akabinde, 2023 yılında Louis Ferdinand Céline’in Pléiade’ları yeniden çalışılıp yeni dosyalarla tekrardan basılmıştır[16].

Drieu la Rochelle ve Louis Ferdinand Céline arasında çok temel bir fark vardır, o da üsluptur. L. F. Céline, Gecenin Sonuna Yolculuk’a[17] kadar eşi benzeri görülmemiş bir şey yaparak anlatıcıyı konuşma diliyle konuşturur. Özellikle Emile Zola gibi natüralistlerde gördüğümüz karakterleri şiveli veya sokak ağzıyla konuşturan yazarların ötesine geçip çok spesifik bir jargonu (1930’lar Paris argosu) anlatıcının diline katar. Yazdığı, nefret söylemleriyle dolu üç bildiri[18] dışında Céline’in eserlerinin iyi bir çoğunluğunda ciddi bir Yahudi düşmanlığı, Nazi ideolojisine açık bir övgü bulmak oldukça zordur. İdeolojiden adeta uzak durur edebi söyleminde. Hem bu açıdan hem yenilikçi bir üslubuyla hem de Fransa’nın öyle ya da böyle yazarı affetmiş olması sayesinde Céline’i okumak ve ondan övgüyle söz etmek -en azından diğer faşist yazarlara kıyasla- daha kolay olagelmiştir. Öyle ki çeşitli aralıklarla Gecenin Sonuna Yolculuk Fransız Milli Eğitim Müfredatına birkaç kez girip çıkmıştır bile. Sözü geçen durumların hepsi, Céline’in eserlerinin tamamının[19] Pléiade serisine dahil edilmesinde etkili olmuştur.

Pleiade ve Drieu La Rochelle

Gelelim Drieu La Rochelle’in Pléiade serisiyle olan ilişkisine. Drieu la Rochelle, Pléaide’da 2012’ye kadar basılmaz. Basılan bu yegâne cilde konulmayan eser listesi şu şekildedir:

  • Interrogations (Sorgulamalar) 1917.
  • L’Homme couvert de femmes (Kadınlarla Çevrili Adam) 1925.
  • Une femme à sa fenêtre (Penceresinde Bir Kadın) 1929.
  • “Journal 1939-1945” (Günlük 1939-1945)[20]

Bunlarla beraber yazarın hiçbir mektubu bu cilde katılmamıştır. Günlüğün (içinde intihar mektubunun da olduğu) son kısımları Récit Secret (Gizli Anlatı) ismiyle yazarın ölümünden sonra yine Gallimard tarafından basılmıştır. Günlüğün çok küçük bir kısmı olan bu metin Pléiade’daki baskının en sonuna ek bir metin olarak eklenmiştir[21]. Bununla beraber, yazarın ilk iki romanı olan, günümüzde okuduğumuzda kolayca kadın düşmanı olarak sınıflandırılabilecek Penceresinde Bir Kadın ve Kadınlarla Çevrili Adam isimli kitaplarına bu baskıda yer verilmezken, bitiremediği son kitabın taslağı[22] bu baskıda yer almıştır.

Daha da ilginci, yazarın Yahudi düşmanlığından -daha önce de belirttiğimiz üzere yazarın hayatının etraflıca anlatıldığı cildin giriş bölümünde- hiç söz edilmiyor olmasıdır. Kadın düşmanlığı ve eserinde kadının metalaştırması konusu da aynı şekilde bu kapsamlı önsözün dışında bırakılmıştır[23]. Hitler, Musollini ve Franco’ya açık desteğinden de gerçek anlamda, etraflıca söz edilmemiştir. Bunların hiçbiri kitapların ek bilgilendirme kısımlarında ele alınmamıştır.

Elbette Drieu la Rochelle’e ayrılmış cildin kapağında “eserleri” veya yalnızca Milan Kundera’ya özgü olan “eseri” ibaresi bulunmaz. “Romanlar, anlatılar, öyküler” gibi çok daha genel bir ibare görürüz. Bu tercihlerin pek çok siyasi ve toplumsal cevapları olduğunu düşünmek, bu kapsamda bir yazıda yapabileceğimizin belki de en iyisi. Daha ötesi için siyasi ve toplumsal çalışmalar yapmanın zorunlu olduğunu ve her bir dönemin toplumunu ve siyasi durumunu ayrı değerlendirmek gerektiğini düşünmekteyiz.

Sonuç

Mutlak bir sonuca varmak yerine, sormamız gereken birtakım sorulara dikkat çekebiliriz: ifade özgürlüğüyle övünen bir ülkede sansür nasıl biçim alır? Bu gelişmiş sansür biçimi kimleri kapsar? Dahası sansür neden ve ne zaman işler? Elbette 2012’de Drieu’nün Pléiade gibi saygın bir edebiyat dizisine dahil edilmesi tesadüf değildir. Tıpkı 1993’ten[24] 2009’a kadar Céline’in mektuplarının basılmasının beklenmesinin tesadüf olmaması gibi. Hemen ekleyelim, böyle bir yazarın eserinin Pléiade’a girmesi Céline’in girmesinden çok daha büyük tepki uyandırmıştır. Haber niteliği taşıyan bu durumu özellikle sol görüşlü köşe yazarları bir çeşit saygısızlık olarak göreceklerdir[25]. Aynı ideolojiye sahip olmalarına rağmen birinin tüm eserlerini basıp bir diğerinin meşrulaştırılamaması yüzünden yalnızca seçme eserlerinin basılması tesadüf değildir. Belki de asıl sorgulanması gereken bir sanat eserini meşrulaştırmaya ihtiyaç duyan sansür zihniyetidir. Üzerine düşünebileceğimiz daha güncel bir örnekle yazımızı sonlandıralım:

Son dönem Fransız edebiyatının polemiklerle anılan yazarı Michel Houellebecq, 2021 yılında Sorbonne’a davet edilmişti, bir saati aşan söyleşide kendisine kadın ve yabancı düşmanlığına ilişkin tek bir soru sorulmamış, büyük bir nezaketle ağırlanmıştı.  Okur olarak bu durumu ancak kendi sansür ve ifade özgürlüğü anlayışımıza göre değerlendirebiliriz. Yine de unutmamak gerekir ki bir yazarın ideolojisi, topluma ve bireye dair fikirleri ne olursa olsun, eserleri yaratıcılarıyla yargılamak bizi bir edebiyat/sanat eserinden mahrum bırakmak dışında pek bir işe yaramaz.

[1] Philippe Roussin, Construire, déconstruire la bibliothèque, Collège de France, 11 Mart 2020.

[2] Basılan ilk “güncel” yazar, André Gide olarak 1939’da tarihe geçiyor.

[3] Bu kitap aynı zamanda 1. Dünya Savaşına katılan Alman askerlere de Alman devleti tarafından dağıtılacaktır.

[4] Bu öykü derlemesinin ismini “Charleroi komedyası” olarak çevirmek mümkün. Komedya öğesinin öykülerdeki karakterlerin savaşta umduğu kahramanlığı, onurluluğu bulamaması üzerinden işlendiğini kabaca söyleyebiliriz. Bu Drieu için de çok büyük bir sorun olacaktır. Atı üstünde şaşalı bir Napoleon olmayı beklerken, kazılmış çukurlarda çoğunlukla beklenerek geçirilen vakitler ve çatışma esnasında kimin saldırdığının veya kime saldırıldığının belli olmadığı onursuz bir çatışma olarak tarif eder savaşı. Bu hem öykülerde hem de ileride sözünü edeceğimiz 1939-1945 arası tuttuğu günlükte bu şekilde tezahür eder.

[5] Bu aynı zamanda çoğu dönemdaşı için Drieu’nün başyapıtı olan “Gilles” isimli 1939 tarihli romanın girişidir.

[6] “Pierre Drieu la Rochelle’e, sahi, Pierre Drieu la Rochelle nerede?” diye yazıyor André Breton, Claire de Terre isimli kitabını 14 Aralık 1923’te Drieu için imzalarken.

[7] Örnek olarak Jeune Européen (Genç Avrupalı) isimli kitabını veya

[8] Ve hatta hayatının sonlarına doğru Stalin. Faşistlerin savaşı kaybettiğini fark ettiğinde bu hayranlığın Stalin’de doğru kayacağını 1939-1945 arası tuttuğu günlüğü okuyarak görmek mümkün.

[9]Drieu’nün Napoleon özlemi tam anlamıyla hiçbir zaman bitmeyecektir. Atlı Adam olarak 1947’de Türkçeye Reşat Nuri Güntekin tarafından çevrilmiş bu eser bahsettiğimiz arayışın simgelerinden biri olarak görülebilir.

[10] Fransa teslim olduktan sonra deniz ülkenin deniz kenarı olan her yer başkentle birlikte 3. Reich rejimine devrediliyor. Yönetime savaşı kazanması için getirilen 1. Dünya Savaşı gazisi General Petain, ülkeyi yönetecek herkesle birlikte Vichy’ye, kırsal küçük bir şehre yerleşiyor.

[11] Bunlardan en ilginci de Jean Paulhan’ın hikayesidir. Drieu yayınevini Paulhan’dan devralır. İkinci Dünya Savaşı süresince birçok solcu entelektüel gibi Paulhan da direnişe katılacaktır. Savaşın ortalarında yakalanacaktır da Paulhan ve Drieu’nün ona kefil olması sayesinde idamdan kurtulacaktır. Drieu aynısını Musevi olduğu için tutuklanan ilk eşi Colette Jéramec için de yapacaktır.

[12] Yazarın daha önce bahsi geçen günlüğünde buna dair bolca not ve deneyim bulmak mümkündür.

[13] “Sorgulamalar” olarak çevirebileceğimiz Türkçe’ye çevrilmemiş bu eser 1917’de Gallimard’ın “Blanche” koleksiyonunda basılıyor. Bu kitap bir çeşit düzyazı şiiri olarak da düşünülebilir. Temel iki teması savaş ve kuşak çatışması olarak ele alınabilir.

[14] Bu tarihlerden öncesinde, Jean Paul Sartre’ın Türkçeye çevirisini bulamadığımız Qu’est-ce qu’un collaborateur? (İşbirlikçi nedir?) ve Türkçeye Tuhaf Savaşın Güncesi olarak çevrilmiş kitaplarına göz atmak, bu gecikmenin sebebini anlamaya yetecektir.  

[15] Gallimard 1981’de bu cildi yeniden düzenleyip “ilk cilt” olarak tekrardan basacaktır. Bundan önceki ilk baskı, koleksiyonun nadiren yaptığı gibi yazarın yalnızca 2 eserinin ismini yazarak bastıkları bir ilk baskı olarak bulunuyor.

[16] Bu durumda sık sayılmasa da koleksiyonun tarihinde görülmüş bir durumdur. Moliere’le ilgili yakın tarihte bulunan birtakım arşiv evraklarından sonra yazarın Pléaide’ları da aynı şekilde tekrardan çalışılıp tekrardan basılmıştır. Belki söylemekte fayda olabilir: bu baskılar akademik çalışmalar için de referans kitapları olarak görülmektedirler. Bu amaç için de özellikle son baskılar kullanılır.

[17] 1932 yılında basılmış olan eserin Fransızca ismi “Voyage au bout de la nuit”’dir. Yiğit Bener çevirisiyle Türkçe’ye 2002 yılında kazandırılmıştır.

[18] Bu üç de 1930’lu yılların sonundan savaşın sonuna denk yazılmıştır. Taksitle Ölüm’ün (Mort à crédit) yayınlandığı 1936 tarihinden önce bu gibi yazılara denk gelmek mümkün değildir. Aynı şekilde, bu yazılar Nuremberg davalarından sonra da son bulacaktır. Bahsi geçen kitap Simla Ongan Kocaoğlu tarafından çevrilmiştir ve 2018’de Yapı Kredi Yayınları tarafından basılmıştır.

[19] Elbette sözü geçen üç bildiri çıkartılmıştır ama tüm mektupları ve yazdığı tüm edebi eserler dahil edilmiştir.

[20]  Bu kitapların hiçbiri Türkçeye çevrilmediği için parantez içerisindeki başlıklar bizim önerimizdi.

[21] Günlüğün tamamı yine Gallimard tarafından tarihi tanıklık metinlerinin basıldığı daha arşiv nitelikli bir koleksiyonda fazlasıyla kapsamlı ve uyarıcı bir Julien Hervier önsözüyle 1992 yılında basılmıştır. Günümüzde erişimi oldukça güçtür.

[22] “Mémoires de Dirk Raspe” (Dirk Raspe’nin Anıları) isimli bitmemiş roman, Drieu tarafından günlüğünde Van Gogh’un hayatının kurgusallaştırılmış romanı olarak tanımlanır.

[23] Drieu la Rochelle’in hayatında tanıdığı ve bir birliktelik yaşadığı kadınlara dair kısa anlatılarla yetinilmiştir.

[24] Hatırlatmakta fayda var: Drieu’nün günlüğünün tamamı bundan tam bir sene önce yine Gallimard tarafından basılmıştır.

[25] https://www.slate.fr/story/51601/drieu-la-rochelle-pleiade-litterature


Kaynakça:

  • F. J. GROVER et P. ANDREU, Drieu la Rochelle, Hachette, coll. Littérature, Paris, 1979.
  • M. BALVET, Itinéraire d’un intellectuel vers le fascisme, PUF, coll. « Perspectives critiques », Paris, 1984.
  • M. WINOCK, Nationalisme, antisémitisme et fascisme en France, Gallimard, coll. « Points », Paris, 1990.
  • P. D. LA ROCHELLE, Journal 1939-1945, éd. J. Hervier, Gallimard, coll. « Témoins », Paris, 1992.
  • E. TONNET-LACROIX, La littérature française de l’entre-deux-guerres (1919- 1939), Nathan, Paris, 1993.
  • A-R. HERMETET (éd.), La Réception du roman français contemporain dans l’Europe de l’entre-deux-guerres, Éditions du Conseil Scientifique de l’Université Charles-de- Gaulle – Lille 3, coll. « Travaux et Recherches », Lille, 2001.
  • P. D. LA ROCHELLE, Œuvres complètes, Éditions de la pléiade, Gallimard, Paris, 2012.
  • P. ROUSSIN, Construire, déconstruire la bibliothèque, Collège de France, 11 mart 2020.
  • M. HOUELLEBECQ, Le livre ou la vie, Sorbonne, 2 Aralık 2021.
  • https://www.slate.fr/story/51601/drieu-la-rochelle-pleiade-litterature

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*