.

Bir Güz Şarkısı: Paul Verlaine

paul-marıe-verlaıne-esrık-gemı-fransız-edebıyatı-sıır

Çağatay Yılmaz

Savrulan Yaşam

Fransa’nın doğusunda sessiz sakin bir kent olan Metz’in Haute-Pierre sokağında iki numaralı evde 30 Mart 1844’te dünyaya gelir Paul-Marie Verlaine. Şefkatli ve asil ruhlu annesi Élisa Dehée’nin himayesinde ve subay babasının titiz ve disiplinli yaklaşımıyla mutlu ve huzurlu bir çocukluk dönemi geçirir.  Ailesi sayesinde önce Metz’de sonra Paris’te tatlı ve huzurlu bir yaşamın tadına varır. Babasının yönlendirmesiyle Paris’e, Bonaparte Lisesine okumaya gider.

Düzenli ve oldukça mutlu geçen çocukluk yıllarının aksine yaşamının akışı yavaş yavaş şairi tüketen bir biçimde savrulmaya doğru yelken açar. Henüz 14 yaşında ilk şiiri Les Poèmes Saturniens (1866) (Zühal Şiirler)‘i kaleme almaya başlayan şair kendisine örnek aldığı Baudelaire gibi önce Parnasse şiir akımının etkisinde kaldıktan sonra şiirini imgelerin gücüyle buluşturur. Metz’den Paris’e, Parnasse şiir akımından Sembolizme, hapislerden hastanelere sürekli bir sürüklenmeyle yaşamını geçiren Verlaine için hem uzamda hem de ruhunda yaşanan savrulmalar onun yaşamanın genelini anlatan ve şiirine işleyen ezginin ritmini çok somut bir biçimde özetler.

Yavaş yavaş tükenmez Verlaine; disiplinli bir öğrencilik yılları ardından belediyede geçen katiplik dönemi ve bununla birlikte Fransızca ve İngilizce verdiği derslerle birlikte bir öğretmen olarak yaşamını sürdürür. Daha sonra 1870 yılında Mathilde Mauté ile evlenir. Ancak o tarihten itibaren şairin sürdürmüş olduğu düzenli yaşam yerini kaosa bırakır. Bu kaosun sebebi ise, hiç kuşkusuz, Victor Hugo’nun deyimiyle “Çocuk Shakespeare” Arthur Rimbaud’yla tanışmasıdır.

Rimbaud’yla tanıştığı yıllarda şair aynı zamanda kendisini Absent içkisine verir, tıpkı afyon içerek kendini tüketen Baudelaire gibi o da aldığı bu alkolle bedenini ve ruhunu zedelemeye başlar. Annesi oğlunun bu sefil yaşantısı karşısında asil duruşundan asla taviz vermez. Çocuksu yapısı, anaç ve soylu bir annenin varlığının getirdiği huzurla birlikte Verlaine yaşamı boyunca naif ve zayıf ruhunu bedeninde taşır. Annesiyle birlikte bir başka kadın daha Verlaine’in hayatında önemli bir yer tutar. Ona ilk şiir kitabının basılmasında yardımcı olan kuzeni Elisa, Verlaine’in yaşamına dokunarak onun kadınsı yönünü besleyerek ve karşılıksız bir sevgiyle ruhuna sevgi aşılar. Şair bu iki kadına gönülden bağlıdır. İkisini de kırılmaya yüz tutmuş bir dal gibi sendeleyen ruhunu dik tutmayı başaran şefkatli eller olarak görür. Yine de kuzeni ve annesinin varlığı en hafif rüzgarda solgun bir yaprak gibi sağa sola savrulmasına engel olamaz. Rimbaud’yla tanışmasının ardından düzenli bir yaşam sürme gayretinde sendelemeden ilerlemesi mümkün değildir.

“Lakin  Verlaine’in içinde üstesinden gelemediği bir çelişki vardı. Sanki bir türlü dengeyi sağlayamadığı iki ağırlığı bir kaldırıp bir indiriyordu. Bir elinde tutkulu, vahşi, cinsellik unsuru, kirli, kor gibi ve kör bir teslimiyet, “onu uçuruma sürükleyen siyah bir gemi” vardı. Diğer elinde ise bütün tutkulara yabancı, nazik kadınsı elleri arayan çocuksu kalbinin saf ve temiz bir hali vardı.” [1]

Şair geçmişe dair yoğun bir özlemle geçirir kalan yıllarını. Daha ilk şiirlerinde mutlu ve huzurlu çocukluk anılarını anmadan geçemeyen şair “Chanson d’Automne” (Güz Şarkısı) adlı şiirinde nostalji izleğiyle bu üzüntüyü dile getirir:

Tout suffocant

Et blême, quand

Sonne l’heure,

Je me souviens

Des jours anciens

Et je pleure;

Herşey soldu

Saat çaldı

Biliyorum

Anıp eski

Şen günleri

Ağlıyorum; [2]

Geçmişine tutsak şairin kuzeni Elisa’nın ve babasının birbirine yakın tarihlerde ölümü endişe verici duyarlılığa sahip ruhunda kapanması güç, büyük yaralar açmıştır. Fakat onu “uçuruma sürükleyen siyah gemi”nin kaptanı Rimbaud’dur. Verlaine’in Rimbaud’ya karşı korumacı yaklaşımı ve onun bir şair olarak eşi benzeri bulunmayan yaratıcılığına duyduğu saygı Verlaine’i gerçek bir uçuruma sürükleyecektir.

Charleville-Mézières doğumlu genç şair Rimbaud’yu Paris edebiyat çevrelerine tanıtan Verlaine bu uçuk kaçık genci bir türlü elinde tutamaz ve onu arzu ettiği biçimde kontrol edemez. Rimbaud “Zavallı Lellian”ı (Pauvre Lellian- Verlaine’in sıklıkla anıldığı anagramı) büyüler, onu peşinden sürükleyerek karısı Mathilde’den uzaklaştırır. [3] Genç şaire duyduğu sevgiden dolayı eşiyle ile arası bozulan, boşanmanın eşiğine kadar gelen Verlaine bir dargın bir barışık ilişki sürdürdüğü Rimbaud’nun peşini bırakmaz ve en son aralarını düzeltmek için onunla Belçika’da buluşur.

1873 yılının bir Temmuz günü nedeni hala tam olarak bilinememekle birlikte muhtemelen bir kıskançlık krizi sonucunda bu yaradılışı yumuşak ve sakin şair bir silahla ile birlikte Rimbaud’ya iki kez ateş eder. Belçika polisinin tutuklamasıyla 8 Ağustos 1873 tarihinde iki senelik hapis cezasına çarptırılır ve bu yıllarını Mons hapishanesinde geçirir. Hapishanede geçirdiği yıllar genç şairi dönüştürür. Dindar bir Katolik olma yolunda yaşantısının akışını keskin bir şekilde değiştirir. Şair artık gerçekliğin imgesini İsa’nın bedeninde ve  Tanrı’nın kutsallığında arar. Hapishane yıllarında kaleme almaya başladığı şiirleri Sagesse (1881) adlı derlemede yayımlar.[4]

Yaşamının son yıllarında naif ve çocuksu görüntüsünden uzaklaşan dindar Verlaine meyhaneler, kafeler ve hastaneler arasında gidip gelen bir şair olarak yaşamını sürdürür. Savrulan solgun yaprak, artık tüm hareketliliğini kaybetmek üzeredir.

Verlaine’in Şiir Anlayışı: Kırılan Klasik Kalıplar

Sembolist şairler anlamlı bütünleri paramparça edip şiirin biçimsel yapısıyla oynayamaya başlarlar böylelikle şiirde çizgisel ilerleyiş yerini bir dağılmaya bırakır. Sembolist şiir, şiir olgusunu ontolojik olarak değiştirir, şiiri, şiirsel içerikle doldurulacak hazır bir kalıp olmaktan çıkarır.[5] Yine de bu kalıp sembolist şairlerin şiirlerinde dilsel kullanımı değersizleştirmez. Özellikle Verlaine şiirlerinde dili titiz bir işçilikten geçirir. Baudelaire, Mallarmé ve Rimbaud gibi şairleri “lanetli şairler” olarak tanımlayan Verlaine  onların temel yaklaşımında “dili bir mücevheri işlercesine çalışarak, şiir yoluyla İdeal’e, saf ve tek Gerçek’e, Mutlak’a, Hakikat’e ulaşma arzusunu”[6] keşfeder.

Diğer sembolist şairler gerçeği sembollerin işaret ettiği ideal dünyadan koparıp imgelerin içine saklayarak hatta o imgeleri yaratarak Hakikat’in kapısını aralarlar. Verlaine ise hayatın ona getirdiği Gerçeği alımlar, onu en yalın imgeyle buluşturarak en saf ve berrak haliyle sunar. O doğanın seslerine kendini kaptırarak yaşamın ve evrenin ona sunduğu gerçekliği kabullenir. Belki genç şair Rimbaud’da olduğu gibi sınır tanımayan, doğuştan gelen bir hayal gücü ürünü yoktur şiirlerinde ancak Verlaine’in yapıtlarında o naif ruhun kendisine zıt olan tüm duygularla nasıl harmanlandığını görebiliriz. Onun şiirinin gücü bitmek tükenmek bilmeyen bir savrulmanın dizelere işleyen sessiz çığlığından gelir. Bu savrulma yaprak benzetmesiyle kendini yine Güz Şarkısı şiirinde gösterir:

Et je m’en vais

Au vent mauvais

Qui m’emporte

Deçà, delà,

Pareil à la

Feuille morte.

Düştüm kara

Bir rüzgâra

Beni her an

Sağa sola

Yaprak misali savuran.[7]

Verlaine bu savrulmaya gönüllü olarak kendisini bırakmış narin ve kırılgan ruhunun karar alma beceriksizliğini baştan kabullenmiştir. Cansız bir bedeni sürükleyen nehir gibi kendisini sürüklediğini ilk şiirlerinde hissettirmiştir. Yine de şairin bu “ölü yaprak” misali savrulması onu teknik bir kaygıdan alıkoymamıştır. Şiirde ahenk ve ölçü kaygısı her şairde olduğu gibi Verlaine için de önemli bir kaygı sebebidir. Onun şiirlerinde dizeler tıpkı şairin yaşantısı gibi havada dağılıp süzülen bulutların hareketine benzer bir harekete sahiptir:

Jadis et Naguère’de yer alan 1874 tarihli “Şiir Sanatı” yeni şiiri uçuşan, etki bırakan, düşü düşe kavuşturan, ezgisel dizelerle kurulmuş bir yaratım olarak tanımlar, bunları gerçekleştirmek için verdiği öğütlerin başında da “tek sayılı hece” gelir.”[8]

Bu teknik kaygıyla birlikte, Verlaine’in bir musiki kaygısı da söz konusudur. Yukarıdaki alıntıda sözü geçen “Şiir Sanatı şiirinin ilk dizesinde de belirtildiği gibi “De la musique avant toute chose” (her şeyden önce müzik gelir) ama bu müzik şiirin ritimli gürültüsü değil doğanın şiire sarkan tüm sesleridir. Verlaine duyumsadıklarını olduğu gibi şiirlerine aktaran ve böylelikle alımladığını yorumlamadan dönüştüren bir şairdir. Yaratıcı bir eylemden ziyade, var olan gerçekliği imgelerle, seslerle ve şiirin kendisiyle harmanlar.

“Verlaine ne sessizliği ve sahiplenmeyi ne de hayatın temel unsurlarından olan anlayışı ve gücü değil, kendisi gibi uçup giden zayıf ruhu ve belirsizliği tercih etmiştir. Verlaine kendisini tamamıyla olayların akışına, varoluşun tatlılığına ve yokoluşun üzüntüsüne, geçen duyguların acısına ve yumuşaklığına bırakmıştır.” [9]

Şiir dizeleri sanki somut ve canlı bir varlıkmış gibi kendini Verlaine’e dayatır. Onun şiirlerinde vurgulu bir ölçü, cümlelerin söz dizimi klasikleşmiş kalıplardan sıyrılarak duygusal ve müzikal bir yapıya kavuşurlar. Tek sayılı hecelerle birlikte şiirde yakaladığı karmaşık akışkanlığı, dizeler arasındaki kafiye uyumu konusundaki keskin görüşleri Verlaine şiirini tanımlayan teknik özellikler olarak karşımıza çıkar. Zengin kafiyeye karşı bir tutum sergileyen şair, dizelerin kendi içinde belli bir ahenk yakalaması için sıklıkla aliterasyon, asonans vb. ses sanatlarına başvurur.

Bununla birlikte Verlaine’in şiirlerinde kapalı ve açık uzam zıtlığı gözlemlenebilir bir karşıtlık yaratır. Bu karşıtlığı yaratan özellikle şairin hapishanede ve hastanelerde geçirdiği dört duvar arasında kaldığı yıllardır. Hyusmans’ın dediği gibi Verlaine’in kendisini en rahat hissettiği uzamlardır buraları.

Verlaine’in Modern Türk Şiiri Üzerine Etkisi

Baudelaire, Mallarmé, Victor Hugo gibi büyük Fransız şairlerin yanı sıra Paul Verlaine’in de Türk şiiri ve şairleri üzerindeki etkisi oldukça derindir. Özellikle Türk edebiyat çevresinde yeşeren Parnasizm ve Sembolizm akımının şairlerinin odak noktası olur Verlaine. Yahya Kemal Beyatlı, Cahit Sıtkı Tarancı ve Ahmet Haşim gibi yazarlar onun şiirlerini kendilerine yol gösteren sarsılmaz bir pusula olarak ele almışlardır. Modern Türk Şiirinde Fransız Etkisi[10] adlı yapıtta Prof. Dr. Kemal Özmen, Yahya Kemal’i en fazla etkileyen şairin Verlaine olduğunu en açık şekilde dile getirir. Özellikle Türk şiirinde musikinin ön plana çıkması, Servet-i Fünun dergilerinde bu görüşün baskın bir şekilde dile getirilmesi Verlaine’in “l’Art Poétique” (Şiir Sanatı) adlı şiirinden yapılan alıntılarla güçlü bir şekilde dile getirilir.

Türk Edebiyatına Nev-Yunanilik akımını getiren Yahya Kemal’in Batılı anlamda şiir anlayışını Türk şiirine yerleştirme çabası üzerinde Verlaine şiirinin etkisi oldukça yüksektir. [11] Yahya Kemal Şiir Sanatı adlı yapıtından özümsediği şiir anlayışıyla birlikte “yeni bir Türk Destan”ı yazma arayışına girer.  Onun şiir anlayışında “mektep” kavramı önemli bir yer tutar. Yabancı şairlerin şiir evrenlerini bir mektep olarak görür. Burada öğrenilen bilgilerin icrasının memlekette gerçekleştirilmesi gerektiğine inanır. Yahya Kemal’in şiirde bir ahenk arayışı, onun şiiri musikiden ayrı düşünmeyen görüşü Verlaine’in “Her şeyden önce Musiki” dizelerinin bir iz düşümü olarak algılanabilir. Şiirin ne olduğunu tanımlarken Verlaine’in hayatını altüst eden absenti de unutmaz Yahya Kemal. Kendi Gök kubbemiz adlı şiir derlemesinde yer alan Eski Paris şiirinde şöyle der şair:

“Eski Paris’de bir ömür geçti;

Jaurés’in gür sadası devrinde,

Tuncu canlandıran ilah’tı Rodin;

Verlaine absent’i Baudelaire afyonuna

Karışan bir sihirli haz’dı şiir.”[12]

Sonuç Yerine

19. yüzyılın en önemli şairleri arasında yer alan Verlaine’in yavaş yavaş parıltısı sönen yaşamına ve bu kırılgan ruhlu şairin dizelerine izleksel ve teknik açıdan odaklanmak Modern dönemin Fransız ve Türk şiir anlayışına nasıl ışık tuttuğunu gözlemlemek oldukça değerli bir çalışma olarak gözükmektedir. Döneminin bireysel ve toplumsal olaylarını deneyimleyerek kendi şiir anlayışını geliştiren Verlaine, dünya edebiyatına eşsiz bir yapıt bırakmıştır.

Musikiyi tüm şiir özelliklerinin en başına yerleştiren, onu şiirin bir zorunluluğu olarak dayatan bakış açısı ezgiyle bezenmiş dizeleri şiir sanatının çerçevesini oluşturur. Bu bakış açısı da Modern Türk Şiirine sarsılmaz bir biçimde kök salmıştır. Öyleyse kolaylıkla söylenebilir ki günümüze kadar gelen Türk Şiir anlayışını en derinden etkileyen Fransız şair Paul Verlaine’dir. O, şiir evrenimizi sadece yazdığı şiirlerle değil şiir anlayışına getirdiği yeni yaklaşımlarla da etkiler. Yine Şiir Sanatı yapıtında dediği gibi “Hep musiki, biraz daha musiki; /Havalanan bir şey olmalı mısra/ Deli bir gönülden kalkıp gitmeli/ Başka göklere, başka sevdalara.”[13] Gerçekten de başka göklere, bizim göklerimize ve topraklarımıza ulaşmıştır onun şiirleri. Sağa sola savrulan şairin  dizeleri kümelenmiş bulut gibi gökyüzümüzde salınıp toplumsal belleğimizde önemli bir yer edinen şiirsel imgelerini edebiyat topraklarımıza yağdırmıştır. 

KAYNAKÇA

Albert de Bersaucourt (1909). Paul Verlaine: poète catholique. H. Falque.

Alphonse Séché et Jules Bertaut (1909). La vie anectodique et pittoresque des grands Écrivains- Paul Verlaine.

Ece Korkut (1999), Verlaine’de Uzam-Özne İlişkisi, Dilibilim Araştırmaları

Kemal Özmen (2016). Modern Türk Şiirinde Fransız Etkileri. Sel Yayıncılık.

Mehmet Can Doğan(2018). Modern Türk Şiiri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.

Mehmet Emin Çöloğlu (2016). Debussy’nin Müziği ve Sembolist Şiir. Sanat ve Tasarım Dergisi.

Nedret Öztokat Kılıçeri (2023) Stéphane Mallarmé: Şiirde Dünyanın Gizemini Yakalamak, Doğu-Batı Düşünce Dergisi.

Paul Verlaine (1984) Yaşamı Sanatı ve Şiirleri, Alaz Yayıncılık Çeviri: Erdoğan Alkan

Stefan Zweig (2019) Dürüst Aptal Efsanesi: Verlaine, Zeplin Yayın Evi.

Yahya Kemal Beyatlı (1974), Kendi Gök Kubbemiz, Yahya Kemal Enstitüsü.


[1] Stefan Zweig (2019) Dürüst Aptal Efsanesi: Verlaine, Zeplin Yayın Evi, s. 26

[2] Paul Verlaine (1984) Yaşamı Sanatı ve Şiirleri, Alaz Yayıncılık Çeviri: Erdoğan Alkan, s. 99 / Paul Verlaine, Poèmes saturniens “Chanson d’Automne” (1966)- Zühal Şiirleri “ Güz Şarkısı

[3] Alphonse Séché et Jules Bertaut (1909). La vie anectodique et pittoresque des grands Écrivains- Paul Verlaine. s.71.

[4] Albert de Bersaucourt (1909). Paul Verlaine: poète catholique. H. Falque.

[5] Mehmet Emin Çöloğlu (2016). Debussy’nin Müziği ve Sembolist Şiir. Sanat ve Tasarım Dergisi6(2),s.163.

[6] Nedret Öztokat Kılıçeri (2023) Stéphane Mallarmé: Şiirde Dünyanın Gizemini Yakalamak, Doğu-Batı Düşünce Dergisi, s.9

[7] Paul Verlaine (1984) Yaşamı Sanatı ve Şiirleri, Alaz Yayıncılık Çeviri: Erdoğan Alkan, s. 99 / Paul Verlaine, Poèmes saturniens “Chanson d’Automne” (1966)- Zühal Şiirleri “ Güz Şarkısı

[8] Nedret Öztokat Kılıçeri, agy.,  s.9

[9] Stefan Zweig, age, s.11

[10] Kemal Özmen (2016). Modern Türk Şiirinde Fransız Etkileri. Sel Yayıncılık.

[11] Mehmet Can Doğan (2018). Modern Türk Şiiri. İstanbul: Yapı Kredi Yayınları, s.91

[12] Yahya Kemal Beyatlı (1974), Kendi Gök Kubbemiz, Yahya Kemal Enstitüsü,5.baskı, s. 161

[13] Paul Verlaine, Şiir Sanatı, ÇEVİRİ: Melih Cevdet ANDAY – Sabahattin EYUBOĞLU