Dilek Büyük
Adrien Parlange önce grafik tasarım, sonra illüstrasyon eğitimi almış. Böylece grafiğin illüstrasyon halini kullanarak oldukça farklı, çarpıcı kitaplar yapmış. Bu işleri ona Bologna Ragazzi Özel Mansiyon Ödülü ile Çin’de mükemmelliği ve kültürel çeşitliliği artırmak amacıyla verilen Chen Bouchui Çocuk Edebiyatı En İyi Resimli Kitap Ödülü’nü kazandırmış. Büyük Yılan da yaptığı etkileyici kitaplardan biri.
Öykü, küçük bir çocuğun yastığının altındaki yılan kuyruğunun kıpırtısı sonucu uyanmasıyla başlıyor. Çocuk merakıyla kuyruğun ait olduğu bedeni merak ediyor ve onun salonu geçip pencereden devam eden bedenini görüyor. Yılanın kıpırtısızlığı çocuğu bu kez yılanın uyuyup uyumadığı noktasında meraklandırıyor ve böylece yılana bir çimdik atıyor. Çooook uzaklardan duyduğu çığlık artık çocuk için maceraya davet haline dönüşüyor ve böylece başlıyor yılanın bedeni boyunca yol almaya. Pencereden atlıyor, duvarı aşıyor, yılanının bedenini izlemeye devam ederek kaldırımlar boyunca yürüyor, yağmura rağmen yola devam ediyor, şehrin dışına çıkıyor, korksa da ilk kez tek başına ormana giriyor, geceyi ormanın derinliklerinde geçirdikten sonra nihayet bir mağaranın derinliklerinde yılanın bedeni son buluyor. Çocukla yılan göz göze geliyorlar. İkisi de farklılıklarına rağmen birbirinden korkmuyor. Ne çocuk yatağındaki kuyruk yüzünden uyandığı için yılana kızıyor ne de yılan çimdiklediği için çocuğa kızıyor. Tersine çocuk çimdik attığı için özür diliyor, yılan yalnızlığını sona erdirdiği çocuğa kızamayacağını söylüyor. Böylece bu iki farklı canlı arasında bir bağ kuruluyor. Yılan yalnızlığını anlatınca çocuk yol boyunca yılanın bedeninin kimler için nasıl faydalı olduğuna dair tanıklığını bir bir anlatıyor. Ayrılırlarken çocuk ona ne zaman rastlarsa onun yakınında olduğunu bilmesi için, yılanın dersinin üstüne parmaklarıyla bir çarpı işareti yapacağını söylüyor. Böylece dost olan ikilinin arasında kimsenin bilmediği bir parola belirliyorlar. Dostluklarının nişanesi bir parola.
Hikâye bir masal kurgusuna sahip. Kahramanımız bir sabah sıra dışı bir olayla karşılaşır, merakının peşine düşer, önce fiziksel engelleri, sonra korku gibi içsel engelleri aşar ve nihayet hedefindeki bilinmeyen noktaya ulaşır. Bu noktada kahramanımız bilmediği bir diyara ulaşmış, korkusunu yenmiş, yeni arkadaşına sandığı gibi yalnız olmadığını, hatta pek çok canlıya yardım ettiğinin farkında olmadığını anlatmış yani birinin dönüşümüne katkıda bulunmuş olarak geri döner. Tıpkı masal kahramanı gibi artık kendisi de başlangıç noktasındaki kişi değildir.
Kitabın metni görsele göre oldukça az. Zaten Parlange’ın derdi, belli ki hikâyenin bir bölümünü görsel okuma yapacak şekilde sunmak. Bu konuda oldukça başarılı. Pastel boya dokusunu anımsatan çizgiler bize çocuğun yol boyunca tanık olduğu, yılanın farkında olmadan yardım ettiği durumları sırayla anlatıyor. Bu bölümler özellikle küçük okurlarla birlikteyken görsel okuma yapılabilecek, hatta bulmaca gibi kullanılması mümkün sahneler. Yine de Palange yazar kimliğiyle görseller dizisinin yazılı dökümünü çocuğun ağzından yılana anlattırıyor. Ancak bunu da gülümseten bir yöntemle yapıyor; lacivert zemin üstüne beyaz renkli bir yazıyla yılanın kıvrımlarını yazıya hat yapıyor, yani yazıyı bir tür resme dönüştürüyor. Böylece metnin yılana dair vurgusunu biraz daha belirginleştiriyor.

Hikâye yetişkin okura iki karakter üstünden farklı şeyler anlatıyor. Küçük çocuk üstünden, merakın peşine düşmeyi, korkularla yüzleşebilme ve harekete geçebildiğinde engelleri aşabileceğini söylerken, yılan üstündense kendinin farkında olmaya davet gönderiyor. Zannettiğimiz kadar yalnız olmayabileceğimizi, çevremize sandığımızdan daha fazla yararımızın dokunmuş olabileceğini anımsatıyor.
Yılan, kültüre göre şifacı, dönüştürücü güç, kadim dost olarak da görülür, kötücül bir düşman olarak da. Bizim kültürümüzde yer yer ikisi de karşımıza çıkıyor. Bu yüzden yılan yerine bir sarmaşıkla bu hikâye kurgulansa okurdaki etkisi nasıl olurdu diye aklımdan geçmedi değil.
Büyük Yılan hem küçükler hem büyükler için ruhunda şiir barındıran, masalsı güzellikte ilginç bir kitap. Okurken yılanın yalnızlık duygusunu paylaştığı sahnede Cahit Külebi’nin Dost şiirinden mısralar düştü aklıma:
Bir gece habersiz bize gel
Merdivenler gıcırdamasın
Öyle yorgunum ki hiç sorma
Sen halimden anlarsın
Sabahlara kadar oturup konuşalım
Kimse duymasın.
Dostlukların daim, yalnızlıkların az olması dileğiyle…
YAZAN ve ÇİZEN: Adrien Parlange
ÇEVİREN: Göyçen Gülce Karagöz
Koç Üniversitesi Çocuk

