Yaşam Yoksa Bir Ölüm mü?

Ali Bulunmaz

Dimitri Verhulst, zamanımızın hayatî sorunlarını işlediği romanlarıyla tanınan bir yazar. Mesela “başarılı” olmaya mahkûm edilmiş, “verimli” yaşamaya koşullandırılmış, kalıplara ve bunun ticaretine itilmiş, boşluktan, boş zamandan ve düşünmekten korkan insanı getiriyor karşımıza. Gözündeki perde bir an ortadan kalktığında bocalayan bu insan, hakikatlerden kaçmak için bildiği ve alıştığı yaşama sığınıyor âdeta. İşte Verhulst, bu kaygılı ve korkak bireyi de onun sahte yaşamını da ti’ye aldığı metinlere imza atıyor.

Sahip Olmak ve Var Olmak’ta Verhulst; sıradan bir yaşam süren, ellilerine gelmiş Malodot karakteri etrafında ördüğü hikâyeyle buluşturuyor bizi. Kendisini bir rehabilitasyon merkezinde bulan Malodot, ölüm ve yaşam arasındaki çelişkiden mustarip bir hâlde bocalıyor. Başka bir deyişle bağımlılığı ile son, yaşamın reddi ile tekrar arasında bir karar vermeye zorlanıyor.

“Bilgisizlik, Ölümün Lüksüdür”

Kapısında, “yaşam hâlâ en büyük ölüm nedenidir” yazan rehabilitasyon merkezindeyken Malodot’un zihni karışıyor, sıradan yaşamının ne kadar gerçek olduğunu düşünmeye başlıyor. Üç oda arkadaşı da bu sorgulamaya bir yerinden dâhil oluyor.

Nasıl yaşadığını ve nasıl öldüğünü hatırlamaya uğraşırken olup biteni sorgulayan Malodot; arafta kalıyor. Rehabilitasyon merkezindekiler ona yaşama bağımlılığından nasıl kurtulacağını öğretmekle görevli. Dolayısıyla araftan çıkış yolunu göstermekle de: “Burada bir detoks programından geçeceksin. Hayattan tamamen vazgeçene, onsuz yaşayabilir hâle gelene dek. Vücudunun son zerresine kadar hayattan vazgeçene ve onu bir daha asla istemeyecek kadar kararlı olana dek. Bunu şöyle düşün: Eskiden bir bağımlıydın. Ulaşman gereken nokta, birinin sana saf, katışıksız, en iyi kalitede yaşam sunmasıydı. Yıllarca bu maddeyi çektin. O kadar bağımlıydınız ki artık onu aldığını bile fark etmez hâle gelmiştin. Ve birdenbire karşınıza, çok iyi kalitede bir şarap gibi o saf doz kondu. Ama almayacaksın, hiç de zorlanmayacaksın. İşte ulaşılmak istenen nokta bu.”

Yoğun bir programa giren Malodot, yaşama dönmek için hâlâ bir umut besliyor, hayatında yaptıklarını tekrarlamak istiyor, küçük mutluluklarını ve hazlarını hatırlarken intihara kalkışanlarla, kaza geçirenlerle ve ağır hastalarla beraber kalıyor. Buradaki herkes, ölüleri izleyerek hayatı öğreniyor; okulda edinemeyeceği bilgilere erişiyor ve hakikatlere rastlıyor. Yalın olanı anlamayı engelleyecek aptallıklarından sıyrılıyorlar.

Maladot, bağımlılığını kabul ederken kurumda geçirdiği günler enikonu bir terapi hâlini alıyor. Uzmanlar, onun bağımlılığında sosyal çevresinin etkili olduğunu ve alışkanlıklarının aklını çeldiğini söyleyerek hemen ikna ve tedavi çalışmalarına başlıyor. Bu süreçte yaşamın yüzeyselliği ve ona bağımlı olmanın sıkıntılarının ayırdına varan Malodot, zihnini kurcalayan pek çok şeyin bilincinde. Danışmanlar, onu bu gerilimden kurtarmak için “nihai hedef” ve “iyileşmenin ödülü” ölüm yerine, “var olmama” ifadesini kullanmayı öneriyor. “Var olmama”nın en önemli özelliği eşitlik. Bir de “duyarsızlaştırma” ile beraber bilgisizlik meselesi var: “Bilgisizlik, ölümün lüksüdür; yaşayanlar içinse tam anlamıyla yaşamaktan kaçınmanın saçma bir bahanesidir.”

Hiçliğe Doğru Yürüyüş

Hayata geri dönmenin her ne kadar çekici bir yanı bulunsa da Malodot, böyle bir şeyin bazı tekrarları ve zorunlulukları beraberinde getireceğini biliyor. Danışmanların bu açmaz için de bir önerisi var: “Hiçbir şey hissetmemek ve bundan memnun olmak. Önce hiçliğe giden yolu yeniden bulmak. Sonra da bu yoldan sapmamak için yeterince güçlü kalmak.” Bu çözüm önerisi Malodot’ta yeni bir sıkıntı doğuruyor: Nihilizme kapılıp giderse her şey yıkılabilir, hiçbir şeyin değeri kalmaz ve ahlakın sonu gelir. Hâl böyle olunca zihni yine kurtlanıyor: “Her şeyin sona ermesi, her şeyin sürüp gitmesinden daha ilginç görünüyor ona. Ama henüz her şey bitmedi. Geri dönmek istiyor, lanet olsun, varlığına geri dönmek ve anlamsızlığının tadını çıkarmak istiyor.”

Danışmanlar ve merkezdekiler, Malodot’a yaşamın yıkıcılığını anlatırken hesapların, hedeflerin ve alışkanlıkların manasızlığından bahsediyor. Bu nedenle hızla duyarsızlaşması ve hiçliğe giden yolu bulması gerektiğini söylüyorlar ona. Diğer bir deyişle “kirli bir şey” diye niteledikleri yaşama koro hâlinde sövüyorlar. Bu sırada Malodot kendini anlatırken yaşamına dair küçük bir muhasebeye girişiyor: “Malodot, buraya geldikten kısa bir süre sonra başlatılan süreçte renksizliğini bir eleştiri olarak görmeye başlamıştı. Albertine’e, kendisinin de özünde bir gangster olduğunu ancak bir reklamcı olarak sosyal açıdan kabul gören bir haydut, tamamen yasal bir düzenbaz olduğunu anlatmıştı. Onun hayatında da yalan söylemek ve aldatmak önemliydi. İnsana ihtiyaçlar uydurmuş, hayaller satmıştı. Yaratıcı bir meslekti reklamcılık, insanlar böyle görüyordu. Büyük misyonu bu değildi aslında, tesadüfen bu işe bulaşmıştı. Para kazanıyordu, büyük servetler değil; boş lafla servet kazanılan yıllar onun zamanından önceydi ama yine de yeterince kazandı ve kendisini fazla sorgulamadı. Siyasi partilerin kampanyalarını düzenlemişti ve başarılarının sonuçlarından sorumlu değildi. Bunun bir dolandırıcılık, düpedüz hilekârlık olduğunu bilse de insanları tüm bu saçmalıklara inandıran aptallığından dolayı suçluluk hissetmeyi reddetti. Dürüst olmak gerekirse tüm bu sloganlara inanan aptallara karşı öyle bir küçümseme besliyordu ki soyulmalarına bile üzülmüyordu. Aslında, bunu talep ediyorlardı. Âdeta yalvarıyorlardı.”

Malodot’a merkezde anlatılmaya çalışılan şeylerin başında, yaşam ile yaşamın olmaması arasında pek fark bulunmadığı geliyor. “Hastalar”, buna uyduğu gibi eski ideallere özlem duymanın anlamsızlığını dillendirip her şeyin bittiğini kabul ederek danışmanlardan övgü alıyor. Bazısı ie el artırıyor; “öldüğümde herkes daha iyi olacak” ve “öldüğümde daha iyi olacağım” diyor. Hiçliğe yürüyüşte büyük bir adım bu.

Verhulst, satır aralarında Malodot’un zihnini kurcalayan fakat açıkça dillendiremediği bir soru düşürüyor aklımıza: Ölüm yeni bir yaşam mı, yoksa yaşam zaten bir ölüm mü? Araftaki ve yaşam bağımlılığıyla mücadele etmesi öğütlenen Malodot’un yanıtını bulamadığı soru tam olarak bu. Yaşamı elinin tersiyle itmek ve hayatı tekrarlarla yaşama ikilemi de (veya arzusu da) cabası.  

Sahip Olmak ve Var Olmak, Dimitri Verhulst, Çeviren: Erhan Gürer, İthaki Yayınları, 120 s.