Aytaç Tolga Timur: “Macar edebiyatı o kadar zengin ve o kadar derin ki ben her yeni kitap çıktığında tekrar hayrete düşüyorum. ”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Abdullah Ezik, Aytaç Tolga Timur ile Yeni İnsan Yayınevi’nin Macar edebiyatı kitapları üzerine konuştu.

“Macar edebiyatı” serisi Yeni İnsan Yayınevi’nin en ayrıksı ve özel kitap dizilerinden. Tiyatrodan romana kadar birçok farklı türden Macarca kitap bu seri aracılığıyla Türkiye’deki okurlarla buluşuyor. Bize ilk olarak seriden ve serinin nasıl doğduğundan bahsedebilir misiniz?

Ben ülkemizin çok içine kapanık olduğunu düşünüyorum. Bu biraz bize dayatılan “geri kalmışlık” spekülasyonuna dayanıyor. Bu spekülasyona inanınca, Türkiye coğrafyasını ilgilendiren meselelere odaklanıyoruz. Oysa örneğin Macarlar ve onların edebiyatı, Avrupa’nın dışında kalmış, dışlanmış bir edebiyat. Öyleyse neden böyle bir seri yapmayalım diye düşündüm kendi kendime.

Macar edebiyatı Türkiye’de maalesef ön plana çıkan edebiyatlardan değil, oysa büyük bir ilgiyi hakkediyor. İki ülke ve kültür arasında kökü oldukça eskiye dayanan bir ortaklıktan da söz edebiliriz. Peki günümüzde Türk-Macar kültür ortaklığı ve bunun edebiyata yansımaları üzerine ne söyleyebilirsiniz?

Çok haklısınız. İki halk birbirine çok benziyor. Macar edebiyatı o kadar zengin ve o kadar derin ki ben her yeni kitap çıktığında tekrar hayrete düşüyorum. Macar dilinin de Ural Altay dil grubundan olması çeviriye ayrı bir tat ve güzellik katıyor. 

Bize öncelikle biraz Macar edebiyatından ve Macar edebiyatının gelişim sürecinden bahsedebilir misiniz?

Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun dağılış sürecinde kültür, sanat, felsefe ve edebiyat ismini bütün dünyanın bildiği sayısız düşünürle dolup taşıyor. Ne yazık ki bu insanları biz çoğunlukla Alman sanıyoruz. O zengin atmosfer, iki dünya savaşı arasında meyvelerini vermeye devam ediyor. Macarlar için İkinci Dünya Savaşı’ndan duvarın yıkıldığı 1991 senesine kadar geçen süre de çok değerli edebiyatçıların eser vermesiyle devam ediyor. Elbette bu süreçte muhalifler kendilerini ifade etmek için edebiyatın metafor dünyasını sonuna kadar kullanmışlar. 

Yayınladığınız romanlar içerisinde ortaklık kuran ilk mesele, eserlerin belirli tarihsel süreç veya kişilikleri ele alması ve Macar yazarların tarihi olay ve kurgulara özel bir değer atfetmesi. Sizce Macar yazarların tarihsel arka plana verdiği bu değer neyi yansıtıyor?

Tanpınar’ın beni çok düşündüren bir sözü vardır: “Neden geçmiş bizi bir kuyu gibi çekiyor?” Macar toplumu da tıpkı bizim gibi geçmişle hesaplaşmasını biteviye devam ettiren ve bunu sanat ile edebiyat üzerinden yapan bir toplum. Osmanlı, Alman, Rus izleri derken kendini var etmeye çalışan, Avrupa’nın düzlüklerinde dilini var etmeye çalışan bir toplum. Bizim için ilham alınacak, kulak çalınacak çok değer barındırıyor.

Padişahın Kaftanı ve Aziz Petrus’un Şemsiyesi başlıklı iki romanını yayınladığınız Kálmán Mikszáth, 19. yüzyılın en önemli Macar yazarı olarak tanınıyor. Peki size göre Mikszáth’ı bunca özel yapan nedir?

Ben, büyülü bir dili olduğunu düşünüyorum. O dilin girdaplarında okuru yolunu kaybettirmeden, inanılmaz bir inandırıcılıkla gezdiriyor. Hikâye anlatıcılığı o kadar üst düzeyde ki metinleri kişisel ve kolektif geçmiş arasında bir metranorm gibi salınıyor. Bu salınım kesinlikle estetik ve haz dolu. Mikszáth biraz daha batıda doğsaydı, eminim ki bütün eserlerini okurlar ezbere bilirdi. Mikszáth hafızanın sınırlarını genişletmek ve okuru hatırlamaya mahkûm etmeye yeminli gibidir.  

Mikszáth, günlük yaşamla toplum alışkanlıklarını başarılı bir şekilde bağdaştıran oldukça özel bir isim. Bu açıdan Aziz Petrus’un Şemsiyesi bir mucize etrafında şekillenen örgüsüyle başarılı bir örnek olarak değerlendirilebilir. Peki söz konusu bu şemsiyenin/nesnenin Mikszáth için anlamı nedir?

Ben Mikszáth’ın şemsiye metaforu üzerinden, toplumsal tabuları sayfalara yatırdığını düşünüyorum. Bu tabular kesinlikle hepimizde az ya da çok var. Mikszáth bizim farkındalığımızı roman üzerinden reflektif bir şekilde yapmayı beceriyor. Hikâyenin arka planını oluşturan köy ise, bir ayna berraklığı ile gözümüzde canlanıyor. Tanımadığımız bir coğrafya ete kemiğe bürünüyor. 

Aytaç Tolga Timur

Padişahın Kaftanı gerek nükteli dili gerekse kahramanlarının sahiciliğiyle dikkat çeken oldukça eğlenceli bir kitap. Peki Mikszáth, diğer eserlerinde de kendisini hemen hissettiren bu yaratıcı dil ve anlatımı nasıl kurar?

Mikszáth’ın dilinin bütün görselliğine hayran olmamak elde değil. Her olayın birbirini bütünlediği, iç içe durduğu, birlikte derinleştiği, zengin bir mekânın varlığı, okuru adeta o mekana ve olan bitene ait hissettiriyor. Yazarın roman çatısını mükemmel kurduğunu düşünüyorum. Belli ki metin için çok alın teri dökmüş, defalarca eskizlerini değiştirmiş. Mikszáth bize hayatın fakirliğinin içinden, öyle girift ve hakiki ilişkiler yumağı çıkarır ki düğümü çözmek için dayanılmaz bir istek duyarız.  

Zsigmond Móricz’in genç bir lise öğrencisinin yengesine karşı duyduğu aşkı işleyen Tanrı Gözünden Irak’ı içerik bakımından Halit Ziya Uşaklıgil’in Aşk-ı Memnû’sunu da hatırlatan oldukça ilginç bir roman. Peki içerikteki bu ortaklık, Móricz’in kendine münhasır dili ve Macar coğrafyasıyla nasıl farklılaşır?

Benzetmenizi ben daha önce hiç düşünmemiştim. Tanrı gözünden ırak bana kalırsa daha çok erkek dünyasının, kadının isteklerine, hayallerine ve geleceğe ilişkin planlarına duyarsız kalmasının ama bunu yaparsa önüne açılan yeni yüzyıla ayak uydurumayacağının farkına varmasının çok öncü bir metni. Kadının Móricz’in romanda bir anahtar olduğunu düşünüyorum. Okur bu anahtarla istediği kapıyı açabilir: Geçmiş, kültür, aşk, ihanet ya da hayat.

Szabolcs Hajdu, János Háy, Zoltán Egressy, Dániel Ambrus Kovács, Juliá Róbert ve Kristóf Kelemen tarafından kaleme alınan oyunlardan meydana gelen Çağdaş Macar Tiyatro Oyunları, okura Macar tiyatrosunun güncel durumuna dair de birçok şey fısıldayan özel bir derleme. Bu noktada, çağdaş Macar tiyatrosuna dair ne söyleyebilirsiniz? Elimizdeki eser hazırlanırken söz konusu bu 6 yazarı hangi kriterlere göre seçtiniz?

Bu çalışma özel bir editör ile yapıldı. Ne güzel ki eserlerden biri ülkemizde oynandı. Tiyatro alanında ne yazık ki artık çok az kitap basılıyor. Bu beni rahatsız etmiştir hep. Okumaya yeni başlayanlar için tiyatro eserleri çok caziptir. Okumaktan çabuk sıkılan yeni yazarlar, kahramanları takip etmekte zorlanan zihinler için tiyatro oyunları sempatik birer arkadaştır. Keşke ülkemizden de nitelikli tiyatro eserleri kaleme alınsa, biz de yayınlasak. 

Kálmán Csathó’nun “Don Juanvari” bir kahraman olan Lazslo Sivany’nin hikâyesini işleyen eseri Kule Saatindeki Kuzgun, arka planında Macar burjuvazisinin tarihsel dönüşüm sürecine dair de birçok şey anlatıyor. Peki Macar modernleşme sürecinde Csathó’nun bu özel kahramanı neyi sembolize eder? Lazslo Sivany’nin Türk edebiyatındaki “züppe” tipine yakın bir kahraman olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bravo, çok iyi söylediniz. Macar modernleşmesi tıpkı ülkemizdeki gibi özenmeyle başlıyor ama benim bu konuda yeteri kadar bilgim yok. Bir roman olarak Kule Saatindeki Kuzgun’un ülkemizde çok beğenildiğini söylemekle yetineceğim.

István Csörsz’ün ilk insanların dünyasında geçen romanı Taban Tepenler, kolektif ve bireysel bilinç meselesinin ön plana çıktığı küçük bir “sürü”nün/topluluğun hikâyesini anlatan bir kitap. Dil ve anlatım bakımından sık sık Hemingway’i de hatırlatan Csörsz, yaşam, aile ve ölüm gibi konuları iç içe geçirirken okura ilk insanlara dair nasıl bir dünya vadediyor?

Taban tepenler başlangıçta ne olduğunu tam anlamadığınız ve zamanla insanın o tekil dünyadan çıkıp, kolektifliğe adım atmasını, yabancısı olduğu dünyada var olmayı başardığı muhtaşem bir roman. Doğa bir çerçeve, bir sahnedir âdeta. Hatırlamak, harekete geçmek ve ne yazık ki yavaş yavaş kurulan hiyerarşi ile insanlar arasındaki ilişkinin biçimleri üzerine düşünür Csörsz. Ben okurken çok etkilediğimi itiraf edeceğim.

Son bir soru olarak, Macar edebiyatı serisi yoluna nasıl devam edecek? Önümüzdeki aylar için yayın programınızda yer alan yazar ve eserlerden bahsedebilir misiniz?

Mevcut dünya edebiyatının merkezinin dışında kalan her ülkeden değerli yazarları dilimize kazandırmaya devam edeceğiz. Kore, Yeni Zelanda, Mısır, Gana, Kanada ve elbette Macar edebiyatı. Ben bu buluşmayı önemsiyorum. Bu kültürel buluşmaların, kitap seçerken okurun da tartısı olması, bu alanda dilimize daha çok kitap kazanılması ile sonuçlanacaktır diye ümit ediyorum.