Melike Sönmezer
melikesonmezer@sanatkritik.com
Oyunu yazmak için o güne dair çektiğim fotoğrafları ve videoları karıştırırken kendimi yeniden o kesif alkol ve limon kolonyası kokusunun içinde buluyor, gıcırtılı merdivenleri sanki ilk kez çıkıyormuşum gibi içimde aynı heyecanı hissediyorum. Balat’ta eski bir konağın kapısından içeri adım attığınız anda Monologlar Müzesi sizi yalnızca bir seyirci olmaktan çıkarıyor; o ağır atmosferin, limon kolonyasına karışmış kesif kokunun ve gıcırtılı basamakların arasında yaşayan sessiz bir tanığa dönüştürüyor.
Bu atmosferin içinde hikâye sadece anlatılmıyor, yaşanıyor. Aslında deneyimin merkezinde çok net bir olay var: Tuvalet temizlikçisi Emine’nin üvey oğlu Savaş’ın öldürülmesi ve pavyon çalışanlarından Cemil’in parmak izinin bu bıçakta bulunması. Savaş ölüyor, delil olarak sunulan bıçak Cemil’i işaret ediyor; fakat oyun ilerledikçe bu “netlik” giderek dağılıyor. Katil sorusu bir cevaba ulaşmaktan çok, herkesin kendi hakikatini yeniden yazdığı bir çatışma alanına dönüşüyor.
Elinizdeki zekice kurgulanmış broşürle hangi odada kimin hikâyesinin peşine düşeceğinizi seçerken, oyuncuların doğaçlamalarıyla kurulan o canlı ama tekinsiz ritmin içine istemsizce çekiliyorsunuz. Burada sahne artık klasik bir düzlem değil; kimi zaman Emine’nin beklediği tuvalet sırası, kimi zaman Nazan’ın dumanlı kulisi, kimi zaman da Yasemin’in çay kokan ocağı oluyor. Bir noktadan sonra oyun izlediğinizi unutuyor, gerçekten o pavyonun içinde yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz.
Beş farklı mekâna geçerken oyuncular -pavyon çalışanı rollerindeki karakterler- seyirciye eşlik ediyor. Bu eşlik yalnızca bir yönlendirme değil; adeta bir geziye, bir deneyime dönüşüyor. Tiyatrodan çok, gerçekten bir pavyonun içinde dolaşıyormuş hissi yaratılıyor. Onların gösterdiği odalara geçerken zaman zaman doğaçlamaya alan açılıyor ve bu doğaçlama oyunun en kıymetli damarlarından biri hâline geliyor. Özellikle kriz anlarında oyuncuların doğaçlama yetenekleriyle süreci ustalıkla toparlaması, karşı karşıya olduğumuz şeyin ne kadar güçlü bir oyunculuk deneyimi olduğunu gösteriyor.

1960’lardan başlayıp 80’lere uzanan arabesk dünya, herkesin aşina olduğu şarkılarla yeniden can bulurken; Pınar Yıldırım’ın Sevda performansı pavyonda adeta büyüyor. 28.Afife Tiyatro Ödüllerinde Sevda rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alması da bu performansın gücünü tescilliyor. Seyirciyi yalnızca bir masaya değil; kıskançlığın, kırgınlığın, bastırılmış öfkenin ve derin bir yalnızlığın tam ortasına bırakıyor.
Oyunun beş farklı odada, beş farklı karakterden -Sevda, Burhan, Yasemin, Nazan ve Emine’den- aynı olayı dinleyerek ilerleyen yapısı ise deneyimi daha da katmanlı kılıyor. Gruplara ayrılan seyirciler beş farklı sırayla bu odaları dolaşıyor ve aslında tek bir hikâyeyi parçalı, çoğul ve yaşayan bir deneyim olarak yeniden kuruyor. Bu yapı, tiyatronun yalnızca izlenen değil, aynı zamanda dolaşılan bir deneyim olduğunu çok güçlü biçimde hissettiriyor.
Oyun ilerledikçe asıl meselenin “katil kim?” olmadığını fark ediyorsunuz. Herkes biraz suçlu, herkes biraz kırılmış, herkes biraz kirlenmiş. Tuğçe Şahin’in canlandırdığı Nazan’ın gösterişli yalnızlığından Emine’nin limon kolonyasıyla bastırmaya çalıştığı iç acısına kadar her şey insanın içine dokunuyor. Hatta bazı anlarda attığınız kahkahanın hemen ardından gelen suçluluk hissiyle baş başa kalıyorsunuz. Ben kendimi yer yer hem kadınlığımdan hem insanlığımdan utanırken buldum; ama tam da bu yüzden bu kadar gerçekti.
Tüm bunlar bir araya geldiğinde nefis bir oyun, oyunculuk ve aynı zamanda izleyicilik deneyimi çıkıyor ortaya. Seyirciyi yalnızca izleyen değil, içinde yaşayan bir özneye dönüştürüyor.
Dekorun, kostümün ve müziklerin birbirinin önüne geçmeden aynı karanlık ruhu taşıması sayesinde, oyundan çıktığınızda yalnızca bir temsil izlemiş olmuyorsunuz. Eğer bu sarsıcı dünyaya tanıklık etmek istiyorsanız, mutlaka bir bilet yakalayın ve bu dumanlı pavyon gecesinin bir parçası olun.
Künye:
• Nazan: Yazan: Ahmet Sami Özbudak | Yöneten: Kerem Pilavcı | Oyuncu: Tuğçe Şahin
• Emine: Yazan: Oya Denizyaran | Yöneten: Kerem Pilavcı | Oyuncu: Burcu Halaçoğlu
• Sevda: Yazan: Kerem Pilavcı | Yöneten: Kerem Pilavcı | Oyuncu: Pınar Yıldırım
• Burhan: Yazan: Kerem Pilavcı | Yöneten: Kerem Pilavcı | Oyuncu: Erkan Akbulut
• Buse: Yazan: Kerem Pilavcı | Yöneten: Kerem Pilavcı | Oyuncu: Eda Akel
• Yasemin: Yöneten: Kerem Pilavcı | Oyuncu: Tuğçe Tanış

