Kimsesiz Çocuğun Cinsiyeti

Simlâ Sunay

Çocuk edebiyatında kimsesiz (öksüz/yetim) çocuk karakterler çoktur. Kimsesiz çocuk karakter, toplumun vicdanını tutar, pek çok erdemi, ahlaki değeri yeniden canlandırır bu nedenle ona hem acınır hem de o, akademisyen Melanie A. Kimball’ın (1999) deyimiyle, “asil”dir. Bu asalet toplumsal temsille ilgilidir. Arada aile perdesi, hücresi, duvarı, koruması olmadan çıplak olarak toplumu imler. O kurtulursa toplum da “kurtulmuş” demektir. Ancak bu karakterlerin çoğu erkektir [1]. Kimsesiz erkek çocuk karakter her okur için hüzünlüdür (acıklı) peki, kimsesiz kız çocuk karakter daha da az mı yoksa daha çok mu hüzünlüdür de sayıca azdır? Peter Pan, Pip, Oliver Twist, Mogli, Tom Sawyer, Huckleberry Finn, Remi, James, Harry Potter ve nice erkek, klasik, kimsesiz çocuk, “dışarı”da maceralara atılmak için çok daha inandırıcı ve makul (asil) karakterlerdir, buna Pinokyo da dâhil. “Dışarı”sı erkeklerin mekânı olduğu kadar erkek çocuklarınındır da.

Çocuk kitaplarında genel olarak daha çok erkek karakterlerin işlendiğini, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yeniden üretildiğini akademik araştırmalardan biliyoruz, ödüllü kitaplarda bile böyle olduğu ortaya çıktı, pek çok araştırma mevcut[2]. İnsan biçimci hayvan karakterlerin toplumsal cinsiyetlendiriliş biçimlerine dair araştırmalar da var [3]. Peki, toplumsal normların yansımalarından nasibini alan bu eşitsiz zeminde; çocuk edebiyatında kimsesiz kız çocuk karakter nasıl yankı bulur? O nasıl kurtulur? O da (yeterince) “asil” midir? O da (hücrelere bölünmemiş, çıplak) toplumu temsil eder mi? Ya da neyi temsil eder? Temsilleri yıkar mı, yıkıyorsa nasıl yıkar?

Pollyanna, Heidi, Pippi Uzunçorap, Momo, Kurtların Kızı Julie’yi düşündüğümüzde son derece “aykırı” karakterler oldukları ve tabuları (normları) yıktıkları aşikâr. Kimsesiz kız çocuk karakter, kimsesiz oğlan karaktere göre çok daha “aykırı” olmalıdır. Daha coşkulu olmalıdır. Ya çok güçlü olmalı ve bir atı bile kaldırabilmeli, beklenmedik biçimde çok zengin olmalı ya kimsenin çözemeyeceği meseleleri çok farklı yollardan çözebilmeli (Gri Adamlar’la mücadele etmeli) ya da buz çöllerini geçebilmeli ve kurtlarla yaşamanın yanı sıra onlar gibi konuşmalı, doğayla “aykırı” bir ilişkide bulunmalıdır. Bu karakterler -istisnalar dışında- çevresini; sıkıcı ve monoton kent burjuvalarını, tutucu kasaba halkını, bağnaz köy ahalisini dönüştürebilecek sevimlilik, şefkat ve zekâyı mutlaka taşımalı ve çevresini de daha neşeli, iyimser, renkli ve daha “adil” bir hâle dönüştürmelidir, ancak bunu da sıradışı bir şekilde yapabilmelidir. Diğer karakterleri bireysel ve varoluşsal olarak dönüştürebilmelidir. Tüm “aykırı”lığıyla, kendisi üzerinden tutucu ve normatif kişilere “ayna” tutmalıdır. İnsanlarla tek tek mücadele ederken, doğayla bütünleşmeli, onu da yanına çekmelidir. Kısacası kimsesiz erkek çocuktan “öte” bir fark yaratmalıdır. Kimsesiz olmaktan “öte” bir şeydir bu.

Türkçeye geç gelen bir modern klasik Yeşilin Kızı Anne (Anne Of Green Gables, ilk basım 1908) çocuk romanının başkarakteri, kimsesiz kız çocuğu Anne de bu özellikleri taşır, ne ki o “aykırı”ların öncüsüdür. Dönemine göre alışıldık çocuk karakterlerden farklıdır. Bu nedenle de kitap klasik değil modern klasiktir. Kanadalı, öğretmen, yazar ve şair Lucy Maud Montgomery’nin (d.1874 – ö.1942) otobiyografik malzemeyle yazdığı, 20. yüzyılın başlarında dünya genelinde çok satan serisi Yeşilin Kızı Anne çocuk edebiyatı tarihine ilham ve yön verici, “aykırı” bir kız çocuk karakter kazandırmıştır. Eleanor H. Porter’ın, mutluluk oyuncusu Pollyanna 1913’te yayımlanır. Kızıl, uzun, örgülü saçlı ve çilli yeşilin (doğanın) kızı Anne karakterinin neredeyse yeniden yazımı olan Astrid Lindgren’in Pippi Uzunçorap’ı 1945’te basılır ve aynı başarıyı yakalar, bol ödül alır. Anne ve Pollyanna’nın karışımı niteliğindeki Heidi ise hayatımıza, katı insanların kız çocuk karakter etkisiyle nasıl dönüştüğünü ve kent-kırsal ayrımını belirgin çizecek şekilde hepsinden de önce 1880’de girecektir. Tüm bu kimsesiz dişi karakterler farklar taşısa da birbirinin içinden doğar ve “aykırı”, coşkulu, neşeli, dönüştürücü ve doğayla bütünleşik özelliklerle ortaklaşır. İsyanla karışık iyimserlik, mizahla bezeli mücadele, sevecenlikle yumuşamış inat… Yalnızlık kaderini kendi eliyle değiştiren ve her keresinde kurtulan bu küçük kimsesiz karakterler cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, ailenin her zaman mükemmel bir kurum olmayışına, kalıp yargılara karşı dururlar. Kimsesiz çocukların seslendiği ortak duyular, ahlaki değerler; iyilik, yardımseverlik, dürüstlük, cömertlik ve duyarlılık burada yerini eşitlik, özgürlük ve bireysel-toplumsal dönüşümün önemine bırakır. Değişimler daha somuttur artık. Aile, akrabalık, komşuluk, eğitim kurumları ve tüm sosyal çevre bu “aykırı” kız çocuklarıyla çarpışmanın verdiği yıkımlar sonucu eskisi gibi olamayacaktır.

Yeşilin Kızı Anne serisinin çok renkli ve hareketli kahramanı,kimsesiz Anne, çiftçi iki kardeş tarafından, yanlış bilgiyle erkek zannedilerek evlat edilir. Çiftçi kardeşler kız çocuk almak istemez ve Anne’i bir eşya gibi iade etmeye kalkar ancak vicdanları engel olur. Anne’in “alınma” nedeni bizim kültürümüzde “besleme” ile ilişkilendirilebilir. Amaç karın tokluğu karşılığında hizmet almaktır. Ancak Anne çok farklı bir karakterdir ve hiç evlenmemiş, çocukları olmamış biri kadın biri erkek kardeşlerin sıkıcı ve mutsuz hayatlarına bir güneş gibi doğar, yaşamları birdenbire renklenir, neşelenir. Anne ilk başta onlar için “şaşırtıcı konuşan”, “ilginç çocuk konuşması”na sahip deli dolu, sakar bir kızdır. Geldiği günden itibaren evde her gün bir vaka yaşanır, komşularla ilişkiler değişir ve yaşadıkları yer Avonlea, Green Gables’ı Anne’in tutkulu, şiirsel, yaratıcı ve hayalperest gözleriyle yeniden görürler. Bu değerli ve öncü modern klasiği, çizgi roman versiyonundan okumak bize de bu görüş imkânını sunar. Anne bir “çok konuşan” olduğu için, diyaloglardan gücünü alan çizgi roman türü de, bu hikâye için başka bir anlam taşıyacaktır. (Anne) “Çok mu konuşuyorum? Susabilirim.” (Matthew) “İstediğin kadar konuşabilirsin.” (sayfa 17).

Anne daha geldiği günden itibaren, ormanla, suyla, bitkilerle iletişim kuran, onlara şiirsel veya komik isimler veren (sözgelimi bir orman yoluna Beyaz Neşe Yolu isimi takar), gördüğü her güzelliği hayret ve coşkuyla karşılayıp (tıpkı öncülü Heidi gibi) bunu cesurca ve kolayca ifade eden, çok özel bir çocuktur. Onda önyargılı, kaderine küsen, kendine acıyan, çevresine yabancı ve nefret dolu kimsesiz çocuk esamisi okunmaz. Yine önyargıyla korkulan “hırsızlık, vefasızlık, nankörlük” zerre yoktur; geldiği ilk günden itibaren adı gibi yemyeşil ve çok güzel bir coğrafya Green Gables’a bağlanır, çok kısa sürede aidiyet hisseder ve çok kolay kurabildiği bu bağlarla, ağlarla yeni ailesini, çevrelerindeki kişileri de yeniden ve yeniden örer, söker yine örer.

Yazar Montgomery de çok küçükken annesiz kalmıştır. Hikâyesi otobiyografik malzeme içerse de Anne’i kendi olduğundan daha “aşırı” bir karakter olarak, yazarken değiştirdiğini tahmin ediyorum. Coğrafya, ev, roman karakterleri kendi çevresindendir ve dönemine uygun, gerçekçi bir roman yazmıştır, Anne hariç. Anne’in dizginlenemez, yerinde durmaz, inatçı, inişli çıkışlı karakteri ve hayal gücünü gösteren ilginç konuşmaları gerçekçi romanda gerçeküstü bir parça gibi parlar, ayrılır. Anne yuvasını dille kurmakta beceriklidir. Bir evi olana dek yalnızlığını bu hayal gücüyle yatıştırmış, uydurduğu hikâyelerle kendine güvenli bir alan, hayali, bambaşka bir aile yaratmıştır çoktan. (Bu noktada aile normları çöker. Kimsesiz çocuklar da mutlu olabilir, mutluluk üretebilir.) Şimdiyse bu hikâyeleri kullanma zamanıdır. Anne’in “çok konuşma”sı bir tür taktiktir de. Yeteneğini, kızdığı için kırdığı insanların gönlünü almakta da maharetle kullanır. Bu güçlü diyaloglar ikincilleştirilmiş, yok sayılmış, engellenmiş cinsiyetten; dişi bir birey için çok anlaşılır. Tüm ötekileştirilişiyle çevresine “ayna” yansıtmaktadır. Montgomery bunu tesadüf kurgulamış olamaz. Montgomery bir çocuk romanıyla kadınların maruz kaldığı eşitsizlikleri göstermede çok bilinçlidir, amaç belirgindir. Anne, kimsesiz erkek çocuk yerine bir güzel geçip oturan üstelik tüm evi ve çevreyi doldurabilen, kaplayabilendir ve bunu da çok barışçıl bir şekilde, diyalogla ve ikna yoluyla yapabildiği için de bir cinsiyet mücadelesinin simgesidir. Okula gönderilecek, eğitim hayatında çok başarılı olacak ve Anne kurtulacaktır. Peki, Anne kurtulunca toplum da kurtulacak mıdır? Henüz hayır.

Anne’in tüm bunları yapmak için tüm kız çocuklarından bir farkı da olmalıdır. Kimsesizliği yendiği gibi erkekleri ve “sıradan” kızları da yenmeli, geçmelidir. Montgomery’nin bence düştüğü açmaz da budur. Anne üstün zekâlıdır ve bu nedenle de “erkek çocuk” yerine geçebilir. Anne bu nedenle okulda başarılı olabilir, burslar, ödüller alabilir. Bunları başardığı için de önüne geçen, öncelik tanınan, ayrıcalıklı erkek öğrencileri devirebilir. Anne “asil” değil, “üstün”dür. Eşitlik için gerekçe de buradadır. Toplumda üstün başarılı kadınlar tüm ayrımcılıklardan sıyrılabilir. Onlar daha eşittir.

Anne’in dış görünüşüyle barışık olmaması, kızıl saçlarından ve çillerinden gelen, kimsesiz olması dışındaki “azınlık” haliyle mücadelesi bir dizi komik olaylarla devam eder. Saçlarını boyamaya kalkar, en sonunda da saçları dönemin modasına göre “aykırı” bir şekilde kesilir. Anne yine öncüdür. Anne’in kendi fiziksel özellikleriyle ilişkisi de bize yazarın nasıl bir dişil yazın içinde seyrettiğini gösterir. Anne kendini hep çirkin hisseder. Çevresindeki tutucu insanları dönüştürürken, onlara ayna tutarken, onlar da cevabi sevgileriyle ona ayna tutarlar. Anne bedeniyle zamanla barışır. Yazarın tüm bu (ekolojik) feminist emarelerine karşın Anne’in ikincil kurtuluşu güvenli bir erkekle, muhtemel bir evlilikle olacaktır, bunu dönemin tarihsel unsurları içinde ele almak gerekir. Okul tercihini yaşadığı yere ve ailesine dönüp bakma sorumluluğuna göre belirleyecek ve -kadınlara pek uygun meslek- “öğretmen” olacaktır. Yeşilin Kızı Anne her ne kadar öncü olsa da tıpkı karakterinin kişiliği gibi inişli çıkışlı bir biçimde ayrımcılığa dikkat çeken, özel bir hikâyedir. Bazı çekinceleri olsa da Anne, Pippi Uzunçorap gibi çılgın bir kimsesiz kız çocuk karaktere ilham vermiştir. Ve çocuk edebiyatının kimsesiz kız çocuk karakterleri, toplumu gerçekten dönüştürmeyi başarmıştır!

Yeşilin Kızı Anne, Lucy Maud Montgomery’nin modern klasiği Anne Of Green Gables’tan çizgi romana uyarlayan: Mariah Marsden, Çizen: Brenna Thummler, Çeviren: Can Başaçek, Epsilon Yayınevi, 2021.

Kimball, M.A. (1999). From folktales to fiction: Orphan characters in children’s literature. Libr. Trends, 47.


[1] Kimball söz konusu makalesinde cinsiyet açısından da değerlendirme yapar ve erkek kimsesiz çocuk karakterlerin daha fazla olduğunu söyler.

[2] Bknz: Allen, A. M., & Allen, D. N., Sigler, G. (1993). Changes in sex-role stereotyping in caldecott medal award picture books 1938—1988. Journal of Research in Childhood Education, 7 (2), 67–73.

Clark, R., Guilmain, J., Saucier, P. K., & Tavarez, J. (2003). Two steps forward, one step back: The presence of female characters and gender stereotyping in award-winning picture books between the 1930s and the 1960s. Sex Roles, 49(9-10), 439–449.

[3] Bknz: Sönmez, Ş., Ü. (2020). Çocuk edebiyatında antropomorfist tutum: “Leyla Fonten’den Öyküler”de hayvanların insanlaştırılması ve toplumsal cinsiyetlendirilmesi. Monograf. (13), 64-91.