M. Mirac Ceylan
Görünen her şey görünmeyen bir şeyi gizler.
René Magritte
1898-1967 yılları arasında yaşamış olan Belçikalı ressam René Magritte, sanat hayatı boyunca Gerçeküstücülük akımının en önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Gerçeküstücülük (Sürrealist) akımının, Andre Breton’ın 1924’te yayınladığı “Gerçeküstücü Manifesto” başlıklı yazı ile başladığı söylenebilir. Sürrealist sanat normalin anormal, görünenin görünmez, sıradanın alışılmadık bir şekilde yansıtıldığı bir sanat akımıdır. Bu sebeple Sürrealist eserler adeta bir rüyadan kopup gelmiş gibi görünebildiklerinden bu eserlerin çizgisel/doğrusal zamanla ve/veya sabit bir mekanla olan ilişkileri her zaman mesafeli olmuştur. Gerçeküstücülük gibi bilinçdışıyla iç içe olan bir sanat akımının gizemli, belirsiz ve karmaşık semboller dururken doğayı ya da insanı gözün gördüğü biçimde (gerçekçi) resmetmesi beklenemez. Bu akımı takip eden eserler her türlü sınır ve kısıtlamadan uzak olan özgür bir hayal gücünün örnekleridirler.
Magritte 1898’de Belçika’nın Lessines adında küçük bir kasabasında terzi bir baba ve tüccar bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Annesi, Magritte henüz 13 yaşındayken intihar eder. Magritte’in resme 1910’larda başladığı ve İspanyol ressam Giorgio de Chirico ve Belçikalı ressam William Degouve de Nuncques gibi isimlerden büyük oranda etkilendiği söylenmektedir. Magritte’in “İmgelerin İhaneti” (1928-1929), “İnsanoğlu” (1964) ve “Melon Şapkalı Adam” (1964) tabloları onun en bilindik eserleri arasındadır.
Bu yazınının çıkış noktası olan ana eser Magritte’in “Perspektif” serisine ait olan “Manet’nin Balkonu (Le Balcon de Manet – 1950)” isimli tablodur. Magritte “Perspektif” serisi boyunca var olan sanat eserlerini kendi yorumuyla tekrar sunar. Yeniden sunum örnekleri olan bu eserlerin gerçekliğe olan mesafesi normalden daha uzaktır: Magritte kendisi gördüğü bir balkonu gerçeküstü üslubuyla resmetmez, bunun yerine Edouard Manet’nin tuvalindeki balkonu tekrar çizer. Bunu yaparak Magritte gerçeklikten burada en az iki kat daha uzaktır. Bu durum Magritte’in “İki Gizem (1966)” tablosunda sunduğu önergeye benzer: resim adeta “İmgelerin İhanetindeki” pipo (olmayan) çizimin resmedildiği odanın içini gösterir ve duvarda büyük bir pipo resmi vardır. Magritte’in ne duvarda gördüğü pipodur ne de tuvale resmettiği. Bir başka deyişle, Magritte sanatında sunum her zaman yine bir başka temsilden doğar ve gerçeğe giden yola erişilemez.

Magritte’in eserine geçmeden önce kısaca Manet’nin “Balkon (Le Balcon)” eserine bakmak gerekir. Manet’nin Orsay Müzesinde sergilenen “Balkon” tablosu 1868-1869 yılları arasında Francis Goya’nın “Balkondaki Mayalar (Las majas en el balcon – 1808-1812)” adlı eserinden esinlenerek çizilmiştir. Resmin odak noktasında yeşil panjurlu ve demir korkuluklu bir balkonda duran üç kişi ve bir köpek bulunmaktadır. Goya’nınkine kıyasla Manet’nin balkonu çok daha renkli ve aydınlıktır. Tablo adeta üç katmandan oluşur; ilk katmanda önce balkon korkuluğunun arkasında duran iki kadın, bir köpek ve bir çiçek saksısı göze çarpar. İkinci katmanda kravatı ve sigarasıyla dikkat çeken, öndeki kadınlarla aynı oranda ışıklandırılmış olsa da fiziği onlar kadar görünmeyen bir erkek figürü vardır. Resmin üçüncü ve son katmanı balkona açılan iç mekandır ve balkona dışarıdan baktığımız için bu katman oldukça karanlıktır. Duvarda belirli belirsiz bir tablo, belki bir saat ve birkaç çanak görür gibi oluruz, ancak içeride bir kişi daha olduğu kesindir.

Magritte’in Gent Güzel Sanatlar Müzesi’nde sergilenen “Manet’nin Balkonu” adlı eseri, Magritte’in külliyatına ve de bu yazının ana konusuna yakışır bir şekilde, müzenin çok da görünmeyen bir koridorunda sergilenmektedir. Öyle ki, nerede olduğunu sormasaydım bu eseri göremeyebilirdim. Magritte kendi balkon imgeleminde Manet’nin panjur ve korkulukların renklerine ve yerde duran saksıya sadık kalınırken, bu objelere vuran ışığı solgunlaştırır. Diğer bir deyişle, renklerin canlılığı göz önüne alındığında Magritte adeta resme kendi filtresini uygulamış denilebilir. Işığın vuruş açısı iki resimde de farklıdır: Manet’nin tablosunda ışık adeta izleyicinin tam da durduğu yerden balkona vuruyor gibidir, bu sebeple resimdeki gölgeler kısa ve içeri doğru resmedilmiştir. Magritte’in tablosunda ise ışık balkona sağ taraftan vurur ve gölgeler sola doğru daha belirgin bir şekilde resmedilmiştir. Burada sanki soluk bir gün ışığı batmak üzeredir. Manet’nin balkonunda az da olsa görünen iç mekân Magritte’in temsilinde daha da karartılmış ve açıkça görünmeyecek bir hale gelmiştir. Ancak en önemli değişim Magritte’in balkondaki kişileri Manet’nin resminde göründükleri gibi değil de, gerçekte görünmedikleri halleriyle, tabutların içinde resmetmesidir. Resimde biri oturan üçü ayakta tabut görürüz. Manet’nin balkonunda içerde resmedilen ve yarı gölgede kalan figür de burada bir tabut olarak resmedilmiştir. Magritte balkondaki nüfusa sadık kalır, ancak onları bize göstermez, yalnızca tabutun dışından baktırır.
Bu noktada sanatçının gerçeği algılayış biçiminin önemi büyüktür. İroni, Magritte sanatının ayrılmaz parçalarından biridir. İroni yapısı gereği Magritte için vazgeçilmez bir üslup olmuştur. Görsel sanatlarda ironi, gösterilen ile gösterilmeyen arasındaki çizgiden doğar. Bir başka deyişle, yüzeydeki anlam derindeki anlamdan farklıdır. Magritte tuvalin üzerinde resmettiği birçok figürün üzerini örter. Magritte’in gerçeği temsil ediş biçiminde tekrar eden bir şekilde kullanılan gösterme(me)/görme(me) unsuru Magritte eserlerini ironik kılar ve bu tekrar eden ironi kullanımı, ironinin yapısı gereği, izleyicileri gerçeğin temsilinden daha da uzaklaştırır.

Gösterme şekillerinin sorgulandığı bu tür eserlerde görmek de alışılmadık bir hal alır: bizler Magritte’in birçok eserinde bir erkek portresi göreceğimizi sanırken bir anda karakterin yüzünün önünden bazen bir kuş geçer (“Man in a Bowler Hat,” 1964), bazen Magritte o yüzü bir elma ile örter (“The Son of Man,” 1964). Hiç olmazsa, Magritte’in eserlerinde bir insan figürü vardır ancak bu figür bize sırtını dönmüştür. İzleyici bu noktada ilkel dürtülerle kuşu ya da elmayı karakterin yüzünün önünden çekmek isteyebilir, ancak Magritte’in estetiği keskin çizgilerle o karakterleri göstermeme üzerine kurulmuştur. Elma ve kuşu bize gösteren Magritte çizdiği şapkalı insanların yüzünü göstermez. “Aşıklar” adlı eserinde öpüşen iki kişinin yüzlerine örtü geçirerek gösterme(me) üzerine tasarladığı üslubunun en iyi örneklerinden birini verir. Gustav Klimt’in “Öpücük” (1908) eserinin aksine, Magritte’in resmettiği öpücük renksiz ve belirsiz bir mekânda kimliği gizlenmiş iki kişi ile temsil edilmiştir. Tıpkı bu yazının başında verdiğim alıntıda belirtildiği gibi, Magritte’in balkon temsili de görünen her şeyin görünmeyen bir şeyi gizlediğinin bir örneğidir. Onun eserlerinde imgelerin sıklıkla bize ihanet ettiğini bildiğimiz için Magritte’in sunduğu bu bakış açısı Manet’nin balkonuna “bu bir balkon değildir” deme şekli olarak kabul edilebilir.
Resimler








İlk yorum yapan olun