İsa ve Deccal Arasında: Julian’ın Öyküsü

murted-julıanus-dımıtrı-merejkovskı-rus-edebıyatı-denız-poyraz-ketebe-yayınları

Deniz Poyraz

Dimitri Merejkovski Rus bir yazar, şair, eleştirmendi. 1866 yılında doğdu ve hem yaşantısındaki gelgitler hem politik görüşleri ve bağlı olduğu değerler dünyasıyla pek çok tartışmayı ardında bırakarak, 1941 yılında öldü. Rus sembolizminin öncülerinden biri olarak kabul edildi ve eserleri bugün hâlâ Rus edebiyatında hatırı sayılır bir yer tutuyor. Eserlerinde genellikle tarih, din ve mistisizm konularını işleyen Merejkovski, Rus edebiyatının derin dini ve felsefi meselelerle ilgilenen yönünü temsil etti. Dönemin toplumsal ve siyasi olaylarına da sıkça atıfta bulunduğu eserler kaleme aldı. Tanrılar ve İnsanlar’da, Antik Yunan mitolojisini ve Hıristiyanlık arasındaki ilişkileri araştırdı, İsa ve Antichrist Üçlemesi, “Julian the Apostate,” “Leonardo da Vinci,” ve “Peter and Alexis” adlı romanları içeriyordu ve biyografik yanı ağır basan bu kurgularda Hıristiyanlık tarihindeki önemli figürlerden yola çıktı.

Neticede Dimitri Merejkovski, bir Rus yazar ve düşünür olarak, 19. ve 20. yüzyıllarda Avrupa edebiyat sahnesinde önemli bir yere sahipti. Edebiyat kariyerine şiirlerle başlayan Merejkovski, zamanla roman ve denemeleriyle de dikkat çekti. Eserleri hem Rusya’da hem de Avrupa’da geniş bir etki alanına sahip oldu. Örneğin, Tolstoy ve Dostoyevski adlı çalışmasında, Rus edebiyatının bu iki ustasının eserlerini, kendi dini ve metafizik inançları doğrultusunda değerlendirdi. Merejkovski, Tolstoy’u daha dünyevi ve rasyonalist, Dostoyevski’yi ise daha manevi ve idealist olarak tanımladı. Eser, Rus edebiyatının dini rönesansının bir örneği olarak kabul edildi ve dönemin kültürel ve toplumsal durumunu ele aldı. Merejkovski’nin Avrupa’da yaygın olarak bilinen bir diğer çalışması ise “The New Ship” adlı dergiydi. Bu dergi, 1925 yılında Fransa’da yayımlanmış, kısa sürede Rus göçmen edebiyatının merkezi haline gelmiş ve Merejkovski adeta muhalif edebiyatçılar için bir platform oluşturmuştu. Ancak, siyasi görüşleri ve özellikle II. Dünya Savaşı sırasında Hitler yanlısı bir tavır takınması, hayatının son yıllarında büyük tartışmalara neden olmuştu.

Dmitri Merejkovski’nin ülkemizde Ketebe Yayınları etiketiyle yayımlanan Mürted Julianus adlı eseri, yazıldığı dönemde ve sonrasında pek çok eleştirmen ve edebiyatçı tarafından yoğun ilgi ve eleştiriye tabi tutulmuştu. Eser, Roma İmparatoru Julian’ın (361-363) Roma’da Olimpiyat tanrılarının kültünü yeniden canlandırma ve Hıristiyanlık karşısında direnme çabalarını anlatıyor. Julian’ın Hıristiyanlığa karşı verdiği mücadele, romanın omurgasını oluşturmakla beraber bu çatışma, ruh ve beden arasındaki çekişmeyi de sembolize ediyor.

Merejkovski’nin romanında Hıristiyanlık, aşırı asetik ve dünyayı reddeden bir kült olarak sunulur. Hıristiyan karakterlerde dünyevi zevklerden kaçınma, kendini manevi veya ahlaki amaçlarla kontrol altında tutma pratiğinin ön plana çıkması, kişisel disiplin ve öz-denetimi vurgusu ağır basıyor. Bu bağlamda, romanda Hıristiyanlık “yaşamın düşmanı” olarak görülüyor ve Julian’ın -insani duyarlılık ve insaniyet adına- bu öğretinin karşısında durduğu vurgulanıyor. Modern eleştirmen Oleg Mikhaylov’a göre, roman Hıristiyanlığın zaferini “kör bir kalabalığın zaferi” olarak tanımlar ve Julian’ı “Deccal” olarak gören bir toplumun eleştirisini yapmaktadır. Yine başka bir eleştirmen Yuri Zobnin, Merejkovski’nin tarih bilgisi ve ince diliyle, romanı Rus tarihî roman geleneğinden ayırdığını vurgular. Ayrıca, romanın Nietzscheci eğilimlerine dikkat çeken filozof Ivan Ilyin, romanın normallik ve anormallik kavramlarını ters yüz ettiğini ve Hıristiyan karakterlerin aşırılıklarını eleştirir.

Sonuçta, romanda Julian karakterinin, Hıristiyanlık ve Paganizm arasındaki gerilimi tasvir etmek için kullanıldığı görülüyor. Merejkovski başta hem cennet hem de dünya hakkındaki iki gerçeği birleştirerek daha yüksek bir dini hakikate ulaşılabileceğine inanırken, zamanla bu yaklaşımın yanlış olduğu yaklaşımıyla, her iki gerçeğin zaten İsa’da birleşeceği düşüncesine varıyor. Kendi dönemi adına netameli konulara el attığı görülüyor. Zaten eser yazıldığı dönemde Rus dergilerinde yayınlanacakken pek çok engelle karşılaşmış, ancak yoğun düzenlemeler neticesinde yayınlanabilmiş. Buna rağmen, Rusya’da sembolizmin ilk örneği olarak kabul edilmiş ve geniş bir popülerlik kazanmış. Mürted Julianus, Merejkovski’nin hayatı ve felsefi gelişimi ile yakından ilişkili ve yazıldığı dönemin edebi ve ideolojik atmosferini yansıtır. Bu nedenle roman hem tarihi hem de edebi bir eser olarak büyük bir öneme sahip.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*