Bir Şans Vermek Belki de Dünyamızı Değiştirir

Dilek Büyük

Kapibaralar’ı yazan ve çizen Alfredo Soderguit, Uruguaylı bir yazar ve yönetmen. Kırkın üzerinde kitabı olan Soderguit’in bu kitabında kapibaralara yer vermesinin sebebi sanırım  dünyanın en büyük kemirgeni olan, karada yürüyüp suda yüzebilen bu hayvanların Orta ve Güney Amerika’da yaşaması. Yani kahramanını yaşadığı coğrafyadan seçmiş, böylece bizleri de çoğumuzun bilmediği bu hayvanla tanıştırmış.

Gelelim Soderguit’in birbiri ile bağlantılı birden fazla temaya yer verdiği hikâyesine. Hikâyenin açılışı, tavukların rutin bir döngüyle güven içinde yaşadıkları dünyanın anlatımı ile yapılmış. Tavukların kümes düzeni basittir. Görevleri de bellidir; bahçede dolaşır, yemlerini yer, zamanı gelince yumurtlarlar. Hayat aynı döngüden ibarettir, bu düzeni bozacak olaylara pek rastlanmaz. En fazla arada bir kümes sahibi tavuklardan birini alıp götürür ama bu da onların dünyalarının bir parçasıdır, yadırganacak bir şey değildir.

Birbirinin tekrarı olan bu günlerden birinde tavuklar nehrin kenarında ilk kez gördükleri kapibaralarla karşılaşırlar. Kümes ahalisi tanımadıkları bu hayvanların gelmesinden huzursuz olur, farklılıklarından, iriliklerinden, kalabalık olmalarından ürker ve onları istemez. Bu hem bireysel hem toplumsal olarak  örneğini çokça gördüğümüz, sahip olduklarını paylaşırsa konfor alanını yitireceğinden, hatta “kaptıracağından” korkanların tavrıdır. Oysa kapibaralar avlanmaktan korktukları için av mevsimi boyunca yuvalarını terk etmek zorunda kalmıştır. Onların derdi çok daha temeldir; hayatta kalmak.

Mülteci olmak, tüm koşullara evet demeyi getirir. Bu zorunlu halin oluşturduğu çaresizlikle  tavukların tüm şartlarını kabul etmek zorunda kalırlar. Ki, bu şartlar fazlasıyla ağırdır; ses çıkarmayacaklar, sudan çıkmayacaklar, yiyeceklere yaklaşmayacaklar, kuralları sorgulamayacaklardır. Yani neredeyse sadece oldukları yerde durup nefes almalarına izin verir tavuklar. Dünyada pek çok mültecinin koşullarına benzerdir durumları. Tavuklar bulundukları yerin iktidar sahibi olarak kapibaraların yerine kendilerini koymaz, ihtiyaçlarını düşünmez ve tek yanlı, oldukça acımasız kurallarla dolu anlaşmalarını dayatırlar. Dünyanın  pek çok yerinde bu çaresizliği yaşayanların durumunu kapibaralar üzerinden gösteriyor Soderguit.

Ancak buraya kadar olanlar yetişkinler dünyasına aittir. Çocukların dünyasında kurallar çok daha esnektir, iletişim daha kolay kurulur, önyargılar çok daha azdır. Ve onlar birbirini kolayca bulur. Tıpkı civcivlerden biri ile yavru bir kapibaranın birbirini bulması gibi. Çocukların birbirini bulup yakınlaşmasını sağlayan, yetişkin dünyasının önyargısına inat cesurca kendini var eden şey meraktır. Yavru kapibara civcivi merak edip ona yaklaşmak için karaya adım atar. Civiciv cikleyince kapibara suya koşar. Ama civciv de hızlı davranmıştır, kapirabının sırtında suda dolaşmanın keyfini sürmektedir cikleyerek. Bu keyifli oyun, anne tavuğun, yani bir yetişkinin fark etmesiyle sona erer. “Onlar” ve “biz” bir araya gelebilecek bir ikili değildir, çünkü kurallar böyle belirlenmiştir, farklı olanı tanımaya gerek görülmez. Bu kısacık bölüm yetişkin tavizsizliğini, kurallar söz konusu olduğunda şefkate yer kalmadığını hafiflikle ama iç acıtarak hatırlatıyor.

Fakat hayat tümüyle kontrol altına alınabilir bir düzene hiç bir zaman sahip olamaz. Beklenmedik olaylar her zaman çıkabilir. O katı kuralların görünmez duvarları böylesi durumlarda bir anda yıkılabilir. Soderguit bu bölümü en masum olan üzerinden kurgulamış. Merakına yenik düşen civciv, kümes sınırını çizen tellerdeki deliği görünce annesinin peşinden ayrılır, delikten geçip yavru kapibaraya doğru koşar. Hesap edemediği şeyse bekçi köpeğidir. Köpek ona verilen görevi layıkıyla yapabilmek için var gücüyle havlar ve civcivin peşine düşer. Bu bölümü yetişkin okur rahatlıkla fiziki sınırın ya da her türlü kuralın aşılması olarak okuyabilir pekala. Köpek civcive odaklandığı için yavru kapibaranın nereye gittiğini hesaplamamıştır, civcivi ve onu sırtında taşıyan yavruyu arkalarına alan tüm yetişkin kapibaralar etten bir duvar olarak köpeğin karşısına çıkarlar. Köpek beklemediği bu savunma karşısında geri çekilir. Anne tavuk için izlemesi dehşet verici bu korkunç sahnenin ardından civcivi korumuş olan mülteci gruba, muktedir tavukların bakış açısı değişir.

Hayatta neredeyse her zaman iki seçenek çıkar karşımıza. Ya yapmayı ya da yapmamayı seçmek gibi. Kapibaralar kendi yavruları ile birlikte civcivi de köpekten korumayı seçerler. Ama onun da tavuktan daha güçlü olduğunu görüp geri çekilerek civcivi tavuk ahalisi yerine köpeğe verebilirlerdi. Kendi değer yargıları doğrultusunda civcivi korumayı seçtiler.

En beklenmedik, kaotik olaylar genellikle büyük değişimlere neden olur. Bizim hikayemizde de pek güzel bir değişim yaşanıyor, tavuklar önyargıları ortadan kalkınca tüm kurallardan vazgeçiyor. Gündüz yemeklerini, gece uyumak için kümeslerini paylaşıyorlar mülteci kapibaralarla. Yazar bu paylaşımla kapibaralar doyarken tavukların da aç kalmadığını, akşam kümesi paylaştıklarında da sıkışmadan herkese rahatça yer bulunduğunu yani aslında sıkı sıkı kendimize sakladığımız şeyleri paylaşınca da var olan kaynakların hepimize yetebileceğini anlatıyor.

Kapibaraların korkusu av mevsimine dair olduğundan, av sezonu bitince tavuk dostlarına teşekkür ederek yuvalarına dönmek üzere yola çıkmaya hazırlanırlar. Avcılar için o yıl kötü geçmiştir, çünkü eve elleri boş dönerler. Ama onları bekleyen asıl sürpriz döndüklerinde kümesleri de bomboş bulmalarıdır. Soderguit bu tatlı mizahi finalin devamını yazı ile değil, resimle anlatmış. Kümesler boştur çünkü tavuk ahalisi baştaki onca önyargısını bir kenara bırakmakla kalmamış, tüm düzenli alışkanlıklarını, konfor alanlarını geride bırakıp, bir maceraya atılarak kapibaraların sırtında onların gözüne katılmışlardır. Alfredo Soderguit önyargılarımız ne kadar katı olursa olsun, alışkanlıklarımıza ne denli sıkı sıkı tutunursak tutunalım hiç umulmadık bir anda asla yapmam dediğimiz bir şeyi yapabileceğimizi, yeni bir “yola” çıkabileceğimizi hatta belki de bunu yapmamız gerektiğini anlatıyor. Kitaptaki son resimle ise okuruna muzip bir soru soruyor çizer kimliği ile. Tavukların kapibaraları ilk gördüğü andaki şaşkın bakışlarını bu kez tavuklar ve kapibaralar karaya çıkacakları yerde karşılaştıkları koyun ahalisinde görüyor. Acaba koyunlar da tavuklar kadar önyargılı mıdır? Yoksa tavuklardan daha mı anlayışlı ve paylaşımcıdır? Bu cevaplar okurun düş dünyasına bırakılmış.

Her ne kadar önyargıları ve ötekileştirmeyi görsek de aslında anlatılan karışımızdakine onu tanımak için bir şans vermek ve böylece toplumu zenginleştirecek beraber yaşama koşullarını deneyimleyebilmek. Kısacası Alfredo Soderguit başka bir dünyanın mümkün olduğunu anlatıyor okuruna.

Bu tür “iki tarafın” olduğu hikâyelerde  çoğu kez kurgu diyalog kullanılarak oluşturulur. Diyalog tekniği belki metne biraz daha hareket kazandırabilirdi ama Kapibaralar’da diyalog yerine betimlemelerin kullanılması derinliği artırarak yetişkin okur için de lezzetli bir anlatım sunmuş. Yazar aynı zamanda kitabın resimleyeni olduğu için olsa gerek, metindeki tekniği hatırlatan bir çizimi tercih etmiş. Tümüyle renkli resimler yerine çok az yerde kırmızıyı kullandığı, kalan kısmın neredeyse tümü siyah beyaz olan görseller hazırlamış. Metindeki derinliği destekleyen bu sade ve sakin görsel anlatımla kitap hem küçükler hem büyükler için kategorisine taşınmış.

New York Halk Kütüphanesi tarafından yayımlandığı 2020 yılında “2020’nin En İyi Kitapları” listesine alınan ve White Ravens listesinde yer bulan kitaptaki kapibaraların hayatta kalmak için tavukların acımasız kurallarını kabul edip çaresiz bakışlarla oldukları yerde kalakaldıkları sahnedeki görüntüleri bana Yaşar Kemal’in Yalnızlık şiirinin ilk bölümünü anımsattı:

Kuş uçmaz, kervan geçmez bir yerdesin.

Su olsan kimse içmez,

Yol olsan kimse geçmez,

Elin adamı ne anlar senden?

Birlikte yaşamanın mümkün olduğu bir dünyanın umuduyla…

YAZAN ve RESİMLEYEN: Alfredo Soderguit, ÇEVİREN: Emrah İmre, Can Çocuk Yayınları.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*