.

Beni Ye!

Burcu Yılmaz

Verdiği mesaj üzerinde uzun uzun durmak istemediğim çünkü hem öyküsüne hem çizimlerine kıkırdadığım, hayran kaldığım ve hatta kıskandığım bir kitaptan söz edeceğim: Sınıf Arkadaşlarımızı   Yemiyoruz. Muhtemelen mesafemi kaybedeceğim ve bu kadar bayıldığım bir kitabı nasıl anlatsam diye çok zorlanacağım. Mazur görün beni. Bu yazıyı bir arkadaşıma yazdığımı düşüneceğim. – Ki sevdiğim arkadaşlarımı yemekten sık sık söz ederim.

Sınıf Arkadaşlarımızı Yemiyoruz’u daha görür görmez ağzımın suyu aktı ve “lütfen içi de dışı kadar muzır olsun,” diye düşündüm. Neyse ki öyleydi – Tamam, Penelope sonunda “ah canım, doğru yolu buldu,” dediğimiz bir noktaya geliyor maalesef – veya neyse ki – ama o noktaya varana dek çizimlerdeki muzip ayrıntılar, kahramanların yüz ifadeleri ve doğrudan olduğu için daha da matrak hale gelen metin sizi ham diye yutuveriyor. Sonunda biraz salyaya bulanmış olsanız da şu sessiz ve oradan oraya sakince yüzüp duran, bazen size deli deli bakan Japon balıklarından biraz daha işkilleniyorsunuz. – Bunu balıklarla pek tuhaf geçmişi olan biri olarak söylüyorum. –

Her ne kadar yapmak istemesem de kitabın konusundan söz edeceğim. Penelope, okula başlama çağı gelmiş küçük bir T-rex. Midillileri çok seviyor -çünkü tatları çok güzel. Ama çocukları daha da çok seviyor, bilin bakalım neden? Penelope sınıf arkadaşlarını yememek için elinden geleni yapıyor – gibi. Ama bir küçük T-rex’seniz ne kadar dayanabilirsiniz ki lezzetli çocuklara?

Arkadaşları ondan uzaklaştıkça Penelope onlara daha yakın olmak için elinden geleni yapıyor. Mesela oyunlarına dahil olmaya çalışıyor – kaydıraktan kaydığınızda bir dinozorun ağzına düşmek istemez miydiniz? Resim yaparak onları etkilemeye çalışıyor – bir dinozorun sizi nasıl yiyeceğini görmek istemez miydiniz? Yemek vaktinde onlara yer veriyor – bir dinozorun tabağına oturmak istemez miydiniz? Bunların hepsi beni çok etkilerdi doğrusu ve Penelope’nin midesinde mutlu bir hayat sürebilirdim. Gelin görün ki arkadaşları ondan iyice uzaklaşıyor. Geriye kala kala bir Japon balığı olan Turuncu kalıyor. Penelope nasıl arkadaş olunacağını – veya olunamayacağını – Turuncu’dan öğreniyor ve mutlu son! (Bana kalsa mutlu son Penelope’nin bütün arkadaşlarını ve hatta öğretmenini mideye indirmesi olurdu ama böyle “uygunsuz” şeylere çocuk kitaplarında pek rastlayamıyoruz maalesef.)

Sınıf Arkadaşlarımızı Yemiyoruz

Yaptığı şeyin doğru olmadığını ancak benzer şey başına gelince anlayan -o da biraz kafalıysa- insan sayısı maalesef az değil. “Sana yapılmasını istemediğin şeyi başkasına yapma” düsturu da çocuk kitaplarında hayli kullanılıyor ve kahraman dönüşümünü başkalarına verdiği zararı, aynı şeyi tecrübe ettikten sonra anlayarak tamamlıyor. Bu elbette bir mesajı vermek için en doğrudan ve kolay yol. Kendi hayatlarımızda da işler çoğunlukla böyle yürüyor maalesef. Ama aynı şeyleri yaşamadan, sadece empati yapabildiğimiz için, yaptığımız şeyin doğru olmadığını da anlayamaz mıyız? Bir çocuktan bunu beklemek ona fazlasıyla yüklenmek olur belki, bunu biliyorum. Hele hayat tecrübesinin azlığını düşününce. Demek istediğim, aynı hasarı almadan da başkalarının acısını anlayarak bir dönüşüm veya değişim geçirebileceğimiz üzerinde neden daha çok durmuyor çocuk kitapları? Bu mesele üzerinde, başka kitaplardan söz ederken de kısaca durmuştum. Sınıf Arkadaşlarımızı Yemiyoruz, bu anlamda ayrıca eleştirdiğim bir kitap değil. Aksine, eğlenceli konusu ve çizimleriyle mesajını gözümüze sokmamayı başarıyor.

Bir T-rex tarafından yenmek çok hoş olmasa gerek, tamam. Ama bu kitabı okuyunca Penelope bir kerecik olsun beni de yeseydi keşke diye düşünüyor insan.

Sınıf Arkadaşlarımızı Yemiyoruz, Ryan T. Higgins, Martı Çocuk, 2023.