Salih Usta: “Tiyatromu seyirci ile kurduğum ilişki üzerinden şekillendiriyorum.”

Abdullah Ezik

abdullahezik@gmail.com

On İkinci Ev, performatif bir alanda gerçekleşen bir kadın anlatısı. Oyun, anlatıcı/oyuncu Melek Ceylan’ın, ülkemizdeki ilk Rehberli Otobiyografi eğitmeni olan Mürüvet Esra Yıldırım ile yürüttüğü birebir çalışmalarla üretmiş olduğu otobiyografik metinlerde gömülü olan anlatıyı performatif yollarla aktarmayı amaçlıyor. Yönetmenliğini Salih Usta’nın üstlendiği On İkinci Ev; sesin, bedenselliğin, anlatının tamamen oyuncunun varlığından yola çıkarak kurgulandığı bir anlatı olma özelliği taşıyor. Mekânı kullanma biçimi olarak Moda Sahnesi’ndeki “Stüdyo Sahne”, mekânın ve oyunun kıvılcımını yaratan alan olması özelliğiyle önem taşıyor.

Abdullah Ezik, On İkinci Ev üzerine oyunun yönetmeni Salih Usta ile konuştu.

Oyuna geçmeden önce oldukça temel bir soru sormak istiyorum. Bir tiyatro oyununda yönetmenin rolü nedir?

Tüm dünyada yönetmenler içerisinde yer aldıkları projelerde kendilerini birçok noktada konumlandırabiliyor. Genel anlamda oyunun dünyasını kuran, her şeyin arasındaki ilişkiyi ayarlayan ve son kararı veren kişidir diyebiliriz. Ben kendimi biraz daha dışarıda “theatre maker” denilen noktada konumlandırıyorum. Yönetmenden farkı bir metni olduğu gibi sahneye taşımak değil de bundan yeni bir oyun yaratması. Son 10 yıldır kendi oyunlarımı bu noktadan tasarlıyorum. Kısaca “var olmayan bir oyunu yaratmak” diyebiliriz. Bu ayrıma tam olarak gerek var mı bilemiyorum ama “yönetmen”den ayrılan noktası bu yaratma sürecinin. Bir cümleden, fotoğraftan, duygudan vb. yola çıkarak bir oyun yaratılabilir. Yönetmenin buradaki işi bu dünyayı kurmak, malzemelerin üretimi, oyuncuların kurulan dünyada var olmalarını sağlamak diyebiliriz.

On İkinci Ev, oldukça zor bir oyun ve bunu sahnede gerçekleştirmek de bir o kadar zor olsa gerek. Bir yönetmen olarak bu süreçte Melek Ceylan ile nasıl bir çalışma yürüttünüz ve odak noktanızda neler vardı?

Genel olarak oyunlarda oyunculardan çok fazla yaratım ve çalışma isteyen bir sitemim var. Oyunun dünyasını kurarken oyuncunun yaratıcı oyuncu olarak davranmasını sağlarım. Verilen yönergelerle sürekli oyuna dair öneriler getirmesini isterim. Melek ile de böyle oldu; oyunun genel tasarımını bulduktan sonra Melek sürekli doğaçlama ve yeni parçalar bulmak için hep aktifti. Öncelikle Esra ile otobiyografisinin çıkarılması için çalıştı ve burada çıkan konulara göre okumalar yaptı. Görev olarak da ona fotoğraf, yazı, resim, herhangi bir imaj, şarkı araştırmaları verdim. Sahne üstünde bedenin, sesin, alanın oluşturduğu imajlar üzerine çok çalıştık. Ve imajların bizi bir yerlere götürmesine izin verdik. Melek’ten bu noktada sürekli olarak gördüğümüz imajların peşine düşmesini istedim. Oluşan malzemelerin çoğu kullanılmayacak olsa dahi Melek’ten sürekli üretmesini talep ettim.

Oyundaki en önemli meselelerden birisi mekân kullanımı ve siz bu oyunu farklı mekânlarda farklı olanaklarla gerçekleştirdiniz. Değişen tüm bu mekân ve olanaklar sizi ve eserin sahneye taşınmasını nasıl etkiledi?

Mekân oyun tasarımının en önemli ayaklarından biri. Hatta neredeyse bütün davranışları belirleyen etken. On ikinci Ev de tasarımı dolayısıyla tamamen bir mekân oyunu. Oyunda camın kullanılması bize, camı olan her yerde oynayabilme olanağı sunuyor. Hikâyemizle bütünleşen her yerde oynayabiliyoruz böylece. Mekânın dinamikleri her oyunu farklı kılıyor. Oyunu Moda Sahnesi’nin fuayesinde çıkardık. Burası görece daha izole bir yer, ancak yine de tiyatrodaymış hissi veriyor. Ama sokaklarda gerçekleştirdiğimiz performanslar öncelikle sokaktaki günlük hayatın kırılmasını sağlıyor. Sokağın dinamikleri oyuncuyu ve seyirciyi farklı etkiliyor ve hesaplanabilir bir noktası yok. Seyirci, oyuncu ve sokağın dinamikleri arasında sürekli yeni ilişkiler oluşuyor.

On İkinci Ev’de oyuncu ile izleyici arasındaki tüm bariyerler yıkılır. Melek Ceylan izleyici ile doğrudan temas kurar ve izleyici de bu aşamada oyuncu ile iletişime geçebilir. Oyunu bu kadar dinamik bir şekilde sahneye taşımanızdaki amaç nedir?

Aslında son 10 yıldır seyirci ile iletişim kurmayan oyun yapmadım. Ama bu tabii yapmayacağım anlamına gelmiyor. Tiyatromu seyirci ile kurduğum ilişki üzerinden şekillendiriyorum. Seyircinin aktif ve sorgulayıcı noktada kalması benim için önemli. Bu nedenle oyunun ana meselesi anlatmaya çalışmak olunca seyircinin gerçekten Melek’i anlaması anlamaması, onaylaması onaylamaması, yardım etmesi ya da etmemesi vb. gibi malzemelerle seyircinin aktif olmasını sağladık. Bu temasın birçok provasını yaptık ama ileride neler olabilir biz de bilmiyoruz. Her oyunda bu ilişki değişiyor.

Tek kişilik bir oyunu sahneye taşımanın zorlukları nelerdir? On İkinci Ev, bir yönetmen olarak sizin kariyerinizde nasıl bir yere sahip?

Tek kişilik oyunun zorluğu sanırım oyuncu için daha fazla. Sahnede tek başına her şeyi yaratmak zorunda ve destek alabileceği bir dayanak yok. Yönetmen olarak oyun yaratımından çok da bir farkı yok sanırım. Tekrar sokağa dönmek istediğim bu dönemde On ikinci Ev güzel bir karşılaşma oldu benim için. Kariyerimdeki yerini şu an için başka türlü anlamlandıramıyorum.

On İkinci Ev, sesin, bedenselliğin, anlatının tamamen oyuncunun varlığından yola çıkarak kurgulandığı bir anlatı olma özelliği taşıyor. Tüm bu meseleleri sahneye taşırken neler düşündünüz, karşılaştığınız sorunlara sahnede ne tür çözümler ürettiniz?

Sahnede bedenin, sesin ve alanın oluşturduğu imajları seviyorum. Benim düşündüğümün ötesine geçen anlatım olanakları sunuyor bize. Camda oyunu tasarlarken imajların iki boyutlu olması gerektiğini gördüm ve bu yolda araştırmalar yaptım. Camla temasın kesilmemesi de öne çıkan noktalardan oldu. Melek sahnede hem oyuncu kişisi hem de kendisi olarak var olmakta. Oyun performans ve tiyatro arasında hareket etmekte. Prova sürecinde, Melek kendi hikâyesini anlattığı için başlangıçta bu hikâyeye dışarıdan bakmakta zorlandı. Provalarda derinleştikçe rol kişisi ve Melek birbirinden ayrılmaya başladı. Tabii birbirinden ne kadar ayırabilirsek. J

Oyunun arka planında oldukça geniş bir ekip çalışmasının yattığından söz edebiliriz. Oyunun dramaturgluğunu Yaşam Özlem Gülseven, danışmanlığını Mürüvet Esra Yıldırım, hareket tasarımını Dilan Yoğun ve iletişimini Zeynep Nur Ayanoğlu üstleniyor. Son bir soru olarak, ekibe ve birlikte çalışma dinamiklerinize dair ne söylersiniz? Bir tiyatro oyununda, sahnede görülmeyen ekibin oyuna etkisi/katkısını nasıl ifade edersiniz?

Bu ekip büyük bir lütuf. Birçok fikrin ortaya atıldığı ama hiçbirinin dayatılmadığı bir ekip çalışması oldu. Bir işimde ilk defa hareket tasarımını bir başkasına bırakmış oldum. Herkes oyunu çok sahiplendi ve elinden geleni yaptı. Sahne arkası ekibi oyunun boyut atlamasını sağladı. Onlar verdikleri fikirler ve katkılarla yönetmen dünyasının ötesine geçilmesine olanak tanıdı.