“Hayatı Boyunca Kaç Kez Uyanır İnsan?”

Bilge Sönmez

Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu’nun sahnelediği ve 2005 yılından bu yana seyirciyle buluşan “Bir Kadın Uyanıyor” oyunu, geçtiğimiz Mart ayında Boğaziçi Üniversitesi Demir Demirgil Salonu’nda 20. yıl galasını yaptı ve aynı zamanda 8 Mart Kadınlar Günü’nü de içine alan kadın şenlikleri kapsamında sadece kadınlara ve kız çocuklarına oynandı.

Sahnelenmeye başladığı yıldan bu yana hem yalnız kadınlara özel hem kadın-erkek karma seyirci için oynanmış, üzerinde çokça konuşulmuş ve tartışılmıştır. Ülkemizin ve dünyanın pek çok yerinde turnelere çıkan ekip, oyun sonrasında seyircileriyle bir araya gelmeyi ihmal etmemiş, seyircilerinin fikir ve önerilerine kulak vermiştir.

“Bir Kadın Uyanıyor”, gerçek yaşam öyküsüne dayanan, Aysel Yıldırım’ın oynadığı tek kişilik bir oyun. Oyun metni, hikâye sahibiyle yüz yüze görüşerek oluşturulmuş. Hikâyenin kahramanı Alev, iki perde boyunca genç kızlığını, evliliğini, çocuklarını, boşanma sürecini ve hayata tutunma sürecini anlatıyor. Alev’in yaşam serüveni, sahnenin ortasına konumlandırılan ahşap çeyiz sandığından çıkan kıyafetlerle sembolize edilerek anlatılıyor. Her bir kıyafet, onun hayatının bir dönemini yansıtıyor. Alev, aynı zamanda sandığın kapağına resimler çizerek anlatımını somutlaştırıyor. Hikâye ilerledikçe sandıktan ortaya saçılan kıyafetler de, duygu yoğunluğu da artıyor.

Oyun, Alev’in kapalı çeyiz sandığından çıkmasıyla başlar. Bu başlangıç bana (ve belki de oyunu izleyen pek çok kişiye) bir ölünün tabuttan çıkarak yeniden hayata başlamasını çağrıştırdı. Alev, yaşadıklarını sindirmiş bir kadın olarak tüm hikâyeyi en başından anlatmak üzere sahneye çıkar. Anlatı boyunca büyüdüğü ortamın, ataerkil söylemlerin bozuk bir tarafının olduğunun farkındadır, eleştirel bir dil kullanır.

İyi aile kızı olarak büyütülen Alev, çocukluğunda ve ilkgençliğinde erkeklerle çekingen bir iletişim kurar, uzak durur; daha sonra merak eder ve henüz genç kız olmuşken önüne çıkan ilk “iyi aile çocuğu” doktorla, âşık olduğunu düşünerek evlenir. Büyüme sürecinde babasının erkeklerle ilgili telkinlerinden, annesinin söylemlerinden anladığımız şudur ki; kadınlar ve erkekler öylece bir araya gelemez, sadece evlilik çatısı altında yan yana durabilirler.

Alev, karşısına çıkan iyi görünümlü ilk erkekle evlenir. Kocasıyla arasındaki iletişim kuvvetsizliği, cinsel sorunlar, kadının yalnızlaştırılması anlatılır. Alev, evliliği içerisinde öylesine yalnızdır ki kıyısında yaşadığı Yeşilırmak ile dertleşir, sohbet eder. Oyunun bu kısmında kadınların ayıp addettiği, dillendiremediği, kabullenmek zorunda kaldığı mahrem sorunları dile getirir. Özellikle jinekolog muayenesine gittiği kısımlar onun yalnızlığını apaçık biçimde ortaya koyar.

Alev aldatıldığını öğrenir, kocasından ve diğer kadından intikam almaya karar verir. Fakat bunu kocasının değil öbür kadının yaşantısını etkileyecek şekilde yapar ve kocasının kendisiyle kalmasını başarır. Kadın şehri büyük bir utançla terk etmek zorunda kalırken, erkek evli ve çocuklu yaşantısına devam etmiştir. Oyunun bu kısmında Alev, diğer kadının değil erkeğin sorunlu olduğunu anlar; bu feminist bilincin uyanışıdır, özeleştiri yapılmıştır. 

Alev en büyük mücadelesini, çocuklarıyla evi terk edip İstanbul’da yeni bir hayat kurduğu süreçte verir. Yıllarca ertelenen mahkemeler, yalnız bir kadın olarak iş bulma ve çalışma süreci, henüz büyümekte olan çocukları avutma süreciyle, bu sorunları yaşayan kadınların ne büyük imtihanlardan geçtiğinin bir örneğidir sadece. Bugün, sebebi ne olursa olsun boşanmak isteyen kadınların çok büyük bir çoğunluğu aynı ağır mücadeleleri vermek, birilerini ikna etmek, kendi hayatlarını kendi ellerinde tutmak için çabalamakta. Bir kadının hayatı her yönüyle ataerkil sistem tarafından yönetiliyor, kadının bağımsızlık talebi erkekler tarafından rahatlıkla reddedilebiliyor.

Oyun, kadın sorunlarının yüzeysel bir dille anlatıldığı öne sürülerek zaman zaman eleştirilmiş. Ancak yüzeysel olduğu düşünülen bu anlatı dahi, kadının biricik yaşantısının (erkeklerin inşa ettiği) toplum tarafından nasıl engellendiğini açıkça gösterirken, daha “derinlikli” bir şekilde anlatılsa ne derece ayaklanacağımızı merak ediyorum. Aysel Yıldırım, 2008’de Mimesis’te yayımlanan “Bir Kadın Uyanıyor Oyununun Turne Günlüğü” başlıklı yazısında, oyunun yalnız kadınlara açık olmasının eleştirildiğini anlatıyor ve bu eleştiriye de açıklık getiriyor. Bir izleyicinin “erkekler de bu oyunu izlesin, erkekleri eğitmemiz lazım” söylemini de ilginç buldum. Kadınların hayatını her anlamda etkileyen zihniyetin sahiplerinin, “eğitilmesi gereken” canlılar olduğunun düşünülmesi utanç verici. Çünkü hiçbir kadın, kendi hayatını bağımsız bir biçimde sürdürmek için bir erkeği bilgilendirmek, aydınlatmak zorunda kalmamalı.

“Bir Kadın Uyanıyor” oyunu, hayatının iplerini binbir mücadeleyle kendi eline almayı başarmış birçok kadını yansıtması bakımından çok kıymetli. Kadınların özel hayatına dair sorunların yanı sıra toplum içinde yaşadığı sorunları da dile getirirken, “kişisel olan politiktir” ifadesini yeniden düşündürüyor. 

Oyuncu: Aysel Yıldırım

Yazan/Yöneten: Sevilay Saral

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*