.

Melek Anqi ile “Hiromita” Üzerine

Hiromita karakterini yaratma süreciniz nasıl gelişti? Bu karakterin ortaya çıkışı ve gelişimi nasıl oldu?

“Hiromita”, çağımıza özgün bir karakter. Renkli bir boşluğun içinde tekil bir figür olan Hiromita, Tayvan’daki çocukluğumdan ve Asya kültüründen etkilenerek oluşturduğum, tuhaf ve sevimli bir kedi karakteri. Vahşi bir yüz ifadesi olmakla beraber izleyiciyle yakın ilişki kurabilen çocuksu bir çağrışımı olan, kedi formunda, kaplan ruhlu bir varlık. Hiromita’nın yolculuğu, özgün benliğin keşfi ve insanlarla sahici bağlar kurmak üzerine odaklanıyor.

Pandemi döneminde hissettiğimiz yalnızlaşma ve içe kapanıklık, Hiromita gibi eğlenceli, bağ kuran bir karakter yaratmak için bana ilham verdi. 7 yaşında ailemle Tayvan’ın başkenti Taipei’ye taşındığımızdaki alışma sürecim ve çekingenliğimi, rengarenk anime ve mangalardaki karakterlerle avutmuştum. Bu yüzden manga estetiği olan, sevimli ama yine de güçlü bir karakter yaratmak istedim. 

Çin’de evleri kötülüklere karşı koruyan, iyi şans getiren, çatılara konulan “Kiremit Kedisi / Wamao” heykellerinin hikayesinden de yararlandım. “Çatıdaki Kaplan” adı verilen, korkunç dişleriyle hayaletleri yediği ve bereket getirdiği söylenen bu geleneksel heykelleri yeniden yorumladım. Damdan aşağı indiğini, hayatımıza girdiğini, bize arkadaşlık ettiğini düşledim. Günümüz insanın içindeki boşluğu yiyen ve birbirimizle bağ kurmayı hatırlatan bir karakter olarak Hiromita ortaya çıktı. Vahşi bir yüz ifadesi olmakla beraber izleyiciyle yakın ilişki kurabilen çocuksu bir çağrışımı var. Kabul edilmek, sevilmek için kendini değiştirmiyor Hiromita. Olduğu gibi, kendine ait bir kiremit kedisi. Bize de bireyleşme yolculuğumuzda özgün ifademizi bulmamızı ve onu yaşamımızı hatırlatıyor. 

Hiromita karakterini, farklı kültürlerden ve deneyimlerden ilham alarak yarattığınızı vurguluyorsunuz. Çin’deki kiremit kedisi inanışından Orta Amerika şamanik öğretilerine kadar farklı etkileri nasıl bir araya getiriyor ve bu eserlerinizde nasıl bir anlam yaratıyor?

Ruhumuzu besleyen mitolojileri, efsaneleri, bizden büyük sezgisel, metaforik hikayeleri kaybettiğimiz bir çağdayız. Kültürel öğeler, metaforlar ve sembollerle anlatılarımı oluşturmak, coğrafyadan bağımsız, zamansız anlatılar kurmama destek oluyor. 

Hiromita’yı yaratırken, çocukluk deneyimlerimden, Asya kültüründeki inançlardan, Antik Yunan felsefesinden, arketipsel psikolojiden ve Orta Amerika şamanik öğretilerden yararlandım.

Postmodernizmle beraber çokseslilik, çok anlamlılık arttı. Çağdaş sanat eserleri, çok katmanlı okumalara fırsat verdiği ölçüde içinde yaşadığımız dönemi anlatabiliyor.  Bu nedenle ben de çoklu katmanlardan oluşturuyorum ve izleyici, hangi katmandan ne almak istiyorsa, onu alsın diye ortaya atıyorum. 

Hiromita, yarı Tayvanlı yarı Türk bir sanatçının çocukken başka bir ülkeye alışma hikayesinden, kültürel kimliğini inşa çabasından ilham aldı. Bu nedenle Asya kültürü hem görsel anlatı dilinde hem de hikayesinde etkili oldu. 

Çin’in Yünnan bölgesinde çatılara konulan ve evi hayaletlere karşı koruduğunda ve bereket getirdiğine inanılan “kiremit kedisi” heykelleri Hiromita’nın ilham kaynaklarından. Çin’in pek çok bölgesinde büyük aslan, kaplan, ejderha gibi figürler konulurken bir bölgede küçük kedi heykelleri konmasını etkileyici buldum. Çocukken Taipei’de okuduğum, Çince öğrendiğim, Japonca’dan Çinceye çevrilmiş çizgi romanlardan dolayı Hiromita karakteri, manga estetiği de taşıyor. Ailemle Tayvan’a yerleştiğimizde, Çince bilmediğim, kültürü tanımadığım için yaşadığım yalnızlık hissini, çizgi roman karakterleriyle bağ kurarak gideriyordum. Benim için, dışarıda kalmışlık hissini giderdiğim, kültürü öğrendiğim, gerçek arkadaşlardı. Tayvan’ın capcanlı renkleriyle çekici görsel kültüründen de etkilendiğim için, Hiromita eserlerinde yoğun canlı renkler de göze çarpıyor. 

Orta Amerika şamanik öğretilerinden Delicate Lodge Teachings’de, hayatın bizim üzerimizden kurmak istediği düşten bahsedilir. Yaşamın bizim üzerimizden kendini gerçekleştirmek istediği, bize özgü yolda yürüdüğümüzde, devleşiriz, gözlerimizde ateş daha güçlü yanar bu inanışa göre. Bu yoldan saptığımızda ise, küçülürüz, silikleşiriz hayatta. Hiromita, kendimize, bize özgün yola sadık kalmamızı hatırlatıyor. Arketipsel psikolojide de, dünyaya gelirken içimizde yaşam amacımızın bir suretini taşıdığımıza dair bir düşünce vardır. Bir meşe palamudu içinde, meşe ağacı olmanın istencini taşır. 

Hiromita’yı, hayattaki kendi özgün ifademiz olma cesaretini hatırlatan içimizdeki ses, özlem, antik Yunan felsefesinde, Plato tarafından “daimon / ruhsal çağrı” olarak ifade edilen ruhsal varlığın, plastik dilde bir dışavurumu olarak düşünebiliriz. Bize eşlik eden, kendimize ait yolu yürümemizi hatırlatan bir yoldaş.  

Farklı öğretilerde dile getirilen, “kendini bulma, kendin olma ve kendini gerçekleştirme”yi, bencil değil, başkalarıyla bağ kurabilen bir şekilde anlatmak isteğim de, günümüzde aşırı kendini iyileştirmeye odaklanan anlatılardan uzaklık yaratmak için seçtim. Hiromita hayatın içinde, damdan indi ve bizimle, bizle bağ kurarak varoluşunu dijital resimden heykele doğru yaşıyor. Birbirimizle ilişkilerimizde iyileşeceğimizi, ama bunu yaparken kendi özgün kimliğimizi de koruyabilmemizi hatırlatıyor.

Eserleriniz, izleyiciler üzerinde hangi duygusal veya düşünsel etkiler bırakmayı amaçlıyor? Bu eserlerin izleyiciyle nasıl bir etkileşim kurduğunu düşünüyorsunuz?

İzleyiciye şimdiye kadar her formunda keyifli ve bazen hüzünlü bir deneyim sunduğunu gördüm. Gözyaşlarına boğulan da oldu, en neşeli Hiromita’lardan birinde, en karanlık ve siyah Hiromita’da özgürleştiğini hisseden de. İzleyici, kendi özgün ilişkisini güçlü bir şekilde kuruyor.  

Resim ve heykellere dokunduklarında kendi içsel rehberlerini ve kendilerini uyum sağlamak için kaybettikleri anları hatırlamalarını umuyorum. Resimlerde kullandığım renk ve dokularda, gelişigüzel, dışavurumcu, boyaların çatladığı bir tarz var. Özellikle aşırı düzenli olmasını istemiyorum Hiromita’nın. Yeri geldiğinde sünger taşı, iplikler, kumlar, simler var resimlerde. Amacım malzemesi ve renk kullanımıyla izleyicinin biraz zaman geçirmesi, kusurlu olanla, mükemmel olmayanla, farklı olanla, benzersiz olanla bağ kurmaya izin vermesi.

Hiromita’nın söylediği “I eat your void” yazısı üzerine çok düşünen oluyor. Boşluk yenir mi? İçimizdeki can sıkıntısı, boşluk hissi, elle tutulur bir şey mi? Bunu da konuşuyoruz rast geldiğim izleyicilerle. Ben, sahici olursak, kendimize ait olursak ve samimi bağlar kurarsak boşluğun azalacağı düşüncemi değerlendirmelerini istiyorum. Sevilmeme, dışarıda bırakılma korkusuyla farklı renklerinden, varoluşlarından korkmayıp ifade etmeleri için Hiromita gibi yürekli olmaları konusunda ilham vermek istiyorum. 

Eserlerinizde kullanılan malzemeler ve teknikler hakkında bilgi alabilir miyiz? Özellikle karışık teknik resimlerden heykellere geçiş sürecini açıklar mısınız?

Anlatmak istediğim çok katmanlı, canlı anlatılar için, fiziksel ve dijital olanın bana sağladığı çeşitlilikten ve sentezlerinden yararlanıyorum. Anlatıya bağlı olarak, fırça, pastel, airbrush, sprey boya, analog kolaj gibi yöntemler kadar, 3D modelleme ve dijital çizim, dijital kolaj, baskı çeşitleri, ready-made (hazır nesne) kullanımına da başvurabiliyorum. Hayalimdeki imgeye kavuşmak, anlatıyı aktarmak için hangi teknik yardım edecekse onu öğrenip hayata geçirmek için güçlü bir istence sahibim. 

Mümkün kıldıkları tesadüfler, kazalar ve materyallerin hafızası nedeniyle boya, kumaş, mürekkep, tozlar, ipler, anlamlı bir insan dokunuşunu, dokunsal bir deneyimi mümkün kılıyor. Dijital teknikler ise, hem farklı perspektifleri bir araya getirmemi kolaylaştırıyor, hem de getirdiği olanaklar ve solmayan capcanlı renkleriyle hayal gücümün sınırlarını genişletiyor. 

Hiromita’nın dijital resimden karışık teknik resim ve heykele dönüşümü, Plato’nun Daimon teorisiyle uyumlu derinlemesine sembolik bir yolculuk. Daimon veya içsel rehberimiz, bizi özgün ve özgünlük yolculuğunda yönlendiren bir içsel kuvvet. Hiromita bu kavramı somutlaştırıyor. 

Dijital haliyle, Hiromita  gerçekleştirilmeyi bekleyen bir imge, ruhani bir varlık. Hiromita’nın dijital hali, özgün benliğini keşfetme yolculuğunun başlangıcını simgeliyor.

Hiromita, karışık teknik resimlere dönüşerek, hayatımızdaki Daimon’un etkisinin açılmasına benzeyen bir dönüşüm geçiriyor belki de. Her malzeme tabakası ve her fırça darbesi, karakterinin derinliğini ve karmaşıklığını artırıyor. Yine de sabit kalan çehresi ve kompozisyonuyla, tüm bu değişime rağmen hayatın içinde kendi olan kimliğini taşımaya devam ediyor.  Son olarak, yolculuk, tamamen gerçekleşmiş Daimon’un somutlaşması olan heykele dönüşümü ile sona eriyor.

Daimon teorisi, ruhun nihayetinde bizi en özgün benliğimize yönlendirdiğini önerdiği gibi, Hiromita’nın heykele geçişi, gerçek doğasını kucaklamasını temsil ediyor. Üç boyutlu şekli, Daimon teorisi tarafından teşvik edilen varoluşumuzdaki imgeyi gerçekleştirmektir. Resimdeki gibi bir illüzyon yoktur heykel formunda. Kendi gibidir. Neyse o olabilmiştir.

Malzeme ve formla ilgili bu aşamalar aracılığıyla Hiromita’nın yolculuğu, özgün benliğin keşfi ve gerçekleşmesi üzerine odaklanıyor. 

Eserlerinizde hem geleneksel hem de dijital teknikleri bir araya getirdiğini görüyoruz. Bu iki teknik arasındaki dengeyi nasıl buluyorsunuz ve eserlerinizdeki farklı tekniklerin sanatsal ifadeye nasıl katkı sağladığını düşünüyorsunuz?

Fiziksel olanın sınırlarını aşarken dijitalden, dijital olanın yaşatamadığı duyusal hisler içinse fiziksel olanın somutluğundan yararlanıyorum. 

Geleneksel (fiziksel) malzemeler; malzemenin hafızası, dokusu, taşıdığı anlamlarla, sanatın insana dairliğini anlatmadaki gücünü taşıyor. Dijital sanatın ise, solmaz, parlak renkleri ve kısa sürede çok farklı bakış açılarını bir araya getirme olanakları, hayal gücümü genişletiyor. Ayrıca örneğin heykel modellerimi önce dijital olarak hayata geçiriyorum. Böylece malzemeyle ilişkiye girmeden önce olasılıkları özgürce, görece masrafsız deneyebiliyorum. 

Dijitalde, yeni gerçeklikleri sonradan eklemek, farklı bakış açılarını birleştirmek de çok daha kolay ve çağımızın çok parçalı ve karmaşık yaşantısına uyan bir yanı var. Ama kat kat sürdüğüm boyayı çatlatmak, kazımak, dokusal malzemeler eklemek ve beklenmedik kazalara yol açmak için fiziksel üretim süreci benim için çok kıymetli. 

Ekranlarımız bu kadar parlak, instagram akış sayfamız bu kadar renkliyken sanatın bundan etkilenmemesi olası değil. Dijital sanat, renklerin kalitesini arttırdı, capcanlı, solmayan renkear, geçişler üretebiliyorum. Bir görüntüyü çok büyütüp inanılmaz detaylar ekleyebiliyorum. Veya normalde bir araya gelmeyecek farklı katmanları bir araya getirip yeni olasılıkları çok daha cesurca deniyoruz. Görsel etkileyiciliği yüksek işler yapmama faydası oluyor. Ama eserlerimin kalıcı olabilmesi, çabucak bakılıp geçilmemesi için estetik ile anlatmak istediğim anlatı arasında bir denge kurmaya çalışıyorum. Kolay tüketilebilir, eğlenceli işler yaratmak kolaylaşırken, sadece göze hoş görünmeyi aramayan, içerik ve bağlam uyumu olan güçlü anlatılar kurmayı önemsiyorum. 

Eserleriniz, 18. Contemporary Istanbul’da büyük ilgi gördü. Bu sergiye katılmak nasıl bir deneyimdi ve Hiromita karakterinin izleyiciler üzerindeki etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fuara Hiromita ile katılmak benim için çok anlamlı bir deneyim oldu. Her yaştan sanatseverin ilgisi, ve  sorularının beni beslediğini, yeni üretimlerim için ilham verdiğini söyleyebilirim. Çok güzel sorular sordular, eserlerimi farklı yorumlarıyla zenginleştirdiler. Annelerden, çocuklarının ertesi gün okulda arkadaşlarına ve öğretmenlerine Hiromita’yı anlattığını duydum instagram hesabım @anqiartworks ‘e yazdıkları mesajlardan. Kendini tüm renkleri ve benzersizlikleriyle kucaklayıp kendine ait bir insan olma temasının, içimizdeki boşluğun ancak sahici olarak aşılabileceği gibi temalarımın izleyicide karşılığı olduğunu görmek, onlardaki heyecanı, gözyaşlarını, mutluluk ve keyfi gözlemlemek, benim için tatmin edici bir deneyim oldu. Çocukluğumun esas ilham kaynağı olduğu eserlerimin karşılık görmesi, bir nevi benim gibi farklı hissetmiş veya hisseden insanlara ilham olabileceği, benim için anlamlı. Ayrıca yabancı galerilerle bağlantılar kurma, Hiromita’nın farklı ülkelerde sergilenmesi için sanat kariyerim için önemli gelişmeler de gerçekleşti. 

İlk defa sergilediğim Hiromita heykelleri o kadar çok sevildi ki, daha fazla üretmek için aldığım şevkle atölyeme gidip üretmek için sabırsızlanıyorum. 

Gelecekteki sanat projeleriniz veya sergileriniz hakkında bilgi verebilir misiniz? 

2024 yılı için Türkiye, Çin ve Kore için Hiromita solo sergilerim planlandı. Fuarda tanıştığımız, Contemporary Istanbul’a ilk kez katılan Çinli galeri BFM Art Center kurucusu ve galeri sahibi Avy Yang ile Çin’de beni temsil etmeleri için anlaşma yaptık. Hatta ülkelerine giderken bazı eserlerimi götürecekler. Çin kültüründen etkilenerek yaratılmış Hiromita’nın ana vatanında alacağı yeni anlamları merak ediyorum. 

Daha büyük ve ilişkisel estetiği kuvvetli heykeller üzerinde de çalışacağım. Hiromita’nın, çocuklar için bir sosyal sorumluluk projesinde yer almasını da düşünüyoruz. Kendindeki ve diğerindeki farklılıkları kabul etmek ve kucaklamak konusunda çocukların kendi Hiromitalarını renklendireceği bir proje üzerinde çalışıyoruz. 

Ayrıca Hiromita’nın öyküsünü çocuk kitabı yapma teklifi geldi. Bu projeye de çok sıcak bakıyorum.