Kezban Arca Batıbeki: “Senin Annen Bir Melekti Yavrum, kendimin de gerçekten içinde olduğu ilk ve son sergidir.”

Abdullah Ezik

abdullahezik@gmail.com

Abdullah Ezik, “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” başlıklı kişisel sergisiyle Merdiven Art Space’te sanatseverlerle buluşan Kezban Arca Batıbeki ile konuştu.

Sanatçı Kezban Arca Batıbeki’nin “Senin Annen bir Melekti Yavrum!…” başlıklı kişisel sergisi Merdiven Art Space’te kapılarını açtı. Daha önce pandemi nedeniyle ertelenen sergi 21 Kasım 2021 tarihine kadar ziyaret edilebilir.

Batıbeki “Senin Annen bir Melekti Yavrum! …”’da sinema ve tiyatro oyuncusu olan annesi Nurhan Nur ile geçirdiği çocukluğunun izlerini; sinematografik sahneler, fotoromanlar, alt kültür, klişe, kitsch ve pop kavramları çerçevesinde gerçekleştirdiği sanatsal üretimleriyle izleyiciyle paylaşıyor. Sanatçı eserleri, annesinin sinema fotoğrafları ve dönemin popüler medyası fotoromanlardan yola çıkarak üretiyor.

Küratörlüğünü Merih Akoğul’un üstlendiği sergi, Nur’un Türkiye’de bir dönem Türk sinemasının yerini alan fotoromanlara yaptığı çekimlerden seçilmiş örnekleri kullandığı resimler, mekân yerleştirmesi ve video yerleştirmeleri gibi farklı işler, iki farklı jenerasyonun; fotoğraf, video, enstalasyonlar ve yeni teknoloji üzerinden kendi dönemlerine bakışlarını irdeliyor. Anne ve kız arasında yaşanan duygusal metaforlar serginin hareket noktasını oluşturuyor.

Merdiven Art Space’te sanatseverlerle buluşan “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” başlıklı kişisel serginiz aslında beş yıllık uzun bir sürecin ardından gün yüzüne çıktı. Öncelikle bu sergi fikri nasıl ortaya çıktı ve neden 5 yıllık uzun bir periyoda yayıldı?

Annemin demans hastalığı ilerledikçe, geçmişe yönelik anıları günlük anılarının yerini almaya başlamıştı. Mesleğine âşık bir sanatçı olarak setleri çok özlüyordu. Ben de böyle bir projeyle ona set ortamını, kamera karşısı anılarını tekrar yaşatmak, kısa süre için de olsa onu mutlu etmek istedim. Bu arada ben de bir görsel sanatçı olarak, bu fotoğraflarda; annemi annem olarak değil de bir kadın, bir oyuncu ve bir demans hastası olarak gözlemleyip, kişisel ama aynı zamanda objektif bir sanat ortaya koymak istedim.

“Senin Annen Bir Melekti Yavrum”, babanız Atıf Yılmaz ile anneniz Nurhan Nur’dan ilham alarak hazırladığınız eserlerden meydana geliyor. Bu noktada, aileniz bu sergiye giden yolda size nasıl ilham oldu?

Bu sergide babamla ilgili bir şey yok, sadece annemden aldığım bir ilham var. Babam Türk sinemasının en önemli yapı taşlarından biri ve çok da ünlü bir yönetmen olduğu için izleyici sergide ondan da bir iz bulmak istiyor olabilir ama bu sergide annemin; tek başına, arkasında bir erkeğe gerek duymadan, sanatından ve hayatından taviz vermeden ayakta durabilmesinin bana kazandırdığı kimlik ve onun yansıması var.

Sergideki işlerinizin büyük bir bölümünde annenizin sinema fotoğraflarıyla çeşitli sanat pratiklerini birleştiriyorsunuz. Bu fotoğrafları farklı sanatsal pratikleri etrafında ele alma düşüncesi nasıl gelişti? Bu fotoğraflar size ne düşündürdü?

41 yıla ulaşan ve resimle başlayan sanat kariyerim süresince, farklı sanatsal pratikleri denemekten ve yeri geldikçe teknolojiyi işlerimde kullanmaktan hep çok keyif aldım. Bu fikir ilk aklıma geldiğinde; annemin başrolde, benim de yönetmen koltuğunda olduğum bir çekim süreci yaratmanın onu çok mutlu edeceğini düşündüm. İlk iş olarak; özenle sakladığı, kendi sanatsal bakış açıma uygulayabileceğimi düşündüğüm fotoğraflarından bir seçki yaptım. Amacım; kendini o günkü gibi duyumsadığı, setlerdeki yıllar öncesinde yaşanmış, bitmiş anları, hayatının son günlerindeki bedenine yansıtmak, aynı kimliği kendi zamanında, farklı bedenlerde bir araya getirebilmekti.

İşlerinizdeki en önemli meselelerden birisi geçmiş ile şimdiyi ortak bir dünya etrafında birleştirmeniz, biz bu durumun izlerini sizin üretimlerinizde hemen fark edebiliyoruz. Geçmiş ile şimdi nasıl oldu da sizin işlerinizde bu denli sıkı bir şekilde iç içe geçti?

Herkesin kimliğini geçmişi belirler. Asıl mesleğim olan Grafik Sanatlar’ı bir kenara itip, Görsel Sanatlar’a yönelirken, bir nevi terapi olarak kendi kimliğimden hareketle, kadın gözüyle, samimi işler üretmek, ısmarlama ve dönemsel akımların takipçisi olmadan birey olarak farklı kadın kimliklerini yansıtmak istedim. Bu süreçte yaptığım işler, gündelik ruh hâllerini, hezeyanları irdelerken, kendimden de izler taşısın istedim.

Anılar, çocukluğunuz, kişisel yaşantınız yine bu sergiye yön veren temel meseleler arasında. Kişisel geçmiş, bir sanatçıyı hangi yönüyle ve nasıl besler? Anılar sizin üretimlerinize nasıl yansıyor?

Daha önce de belirttiğim gibi; içine doğduğumuz aile ortamı, eğitimimiz, çevremiz, sosyal yapımız, hayata bakış açımız bizim kimliğimizi oluşturan en önemli faktörlerdir. Hele benimki gibi doğru dürüst, aynı zamanda sanatsal bir aileye sahip olabilme şansınız olduysa bu kimliği, işlerinizde benim gibi gururla yansıtabilirsiniz.

Başlangıçta sadece annenizin fotoğraflarından yola çıksanız da bu sürecin bir süre sonra sizi farklı konularda beslediği aşikâr. Yola çıktığınız ilk durak olan anneniz Nurhan Nur’un fotoğrafları üzerine siz ne söylersiniz?

Annemin eski fotoğraflarının birkaçını babam çekmiş. Oldukça iyi bir fotoğrafçıydı ama bu yönünü pek kimse bilmez, estetik gözü çok güçlüydü.  Sergideki fotoğrafları; kendi sanatsal bakış açımı, bu görsellerle bir arada aynı sahnede nasıl yansıtabilirim diye düşünerek değerlendirdim. Daha sonra, eski fotoğraflardaki giysilerin aynısının dikilmesi ve aksesuarların toparlanması süreci başladı. Çekim günü geldiğinde anne/kız ilişkisini bir kenara bırakıp; fotoğrafı çeken ve fotoğrafın konusu olan 2 profesyonel sanatçı olarak çalıştık.

Anneniz ile kurduğunuz kişisel ilişki, ardından gelen hastalık süreci, kendisinin geçmişte yaşama hâli ve demans’ın etkileri sizi oldukça etkilemiş, bu sergiye de sızmış konulardan. Anneniz ile kurduğunuz ilişki ve bu sıkıntılı yıllar size neler düşündürdü? Bu sıkıntılı süreçlerin sanatınıza da yansıdığını söyleyebilir miyiz?

Eşimle evlenene kadar annemle aynı evi paylaşan iki kız arkadaş gibiydik, her şeyi paylaşırdık. Arkadaşımken çocuğuma dönüşme sürecine geçerken onu izlemek benim için çok sancılı bir dönem oldu. 2014 yılında açtığım “Manzarasız Bir Oda” sergisi bu sürecin ciddi bir yansımasıdır. Geçmişte yaşayan farklı sosyal gruplara ait kadınların; yalnızca ayak izleri, anıları ve gölgelerinin kaldığı ahşap panel üzerine yaptığım duvar panoları, bu hastalığın hissedildiği, iki tarafın da neye uğradığını anlamadığı bu sancılı süreçte ortaya çıkmıştır.  

“Senin Annen Bir Melekti Yavrum” aynı zamanda Nurhan Nur’un fotoromanlar ile ilgili yaptığı kimi çekimlere de ev sahipliği yapıyor. Annenizin bu özel işleri üzerine ne söylersiniz?

Yeşilçam’ın seks furyası dışında film üretemediği, âdeta çöktüğü 70’li yıllarda annem gibi kendini sinemaya adamış sanatçılar, sinemanın yerini alan tiyatro ve fotoromanlarla kariyerlerini sürdürmeye çalıştılar. Bu süreç içerisinde annem dönemin ünlü gazeteleri için fotoromanlarda yönetmenlik yaptı ve Kadir İnanır, Eşref Kolçak, Tuncel Kurtiz gibi ünlü sanatçılarla başrolleri paylaştığı çok sayıda fotoromanda oynadı. Yaşıtım pek çok kişi gibi benim de yıllarım hep o fotoromanları, okuyarak ve takip ederek geçti. Vefatından sonra, bu fotoromanları biriktirdiği kolileri buldum ve ilerde kullanabilirim diye düşündüm.

Sergi için hologram, enstalasyon, duvar kâğıdı, fotoğraf gibi birçok farklı türde eser ürettiniz ve her bir işin serginin yerleşim alanını olduğu gibi doldurduğunu, ortaya oldukça bütünlüklü bir yapı çıkardığını söyleyebiliriz. Peki neden farklı malzemelerle farklı disiplinel konularda çalışmak istediniz?

Öncelikle Merdiven Art Space’in ana rahmi gibi, konuyu aynı mekânda toparlayabileceğini düşündüğüm mekânı bana bu ilhamı verdi diyebilirim. Daha büyük bir alanda sergi, bu etkiyi yaratmazdı. Bu alanda her işin olması gerektiği kadar olduğu ve olması gerektiği yeri bulduğunu düşünüyorum. Bu sergiye yoğunlaşabilmem için öncelikle fotoğraflar üzerinde sürekli göreceğim annemin yüzüne yabancılaşmam gerekiyordu. Bu nedenle, serginin kafamda olgunlaşıp, son izlediğiniz hale dönüşmesi yıllarımı aldı. O arada başka kişisel ve karma sergiler üzerine çalışırken bu sergi kafamda olgunlaşmaya devam etti. 1,5 yıllık kapanma sürecinde iki kez ertelendi. Ve Merdiven Art Space, mekân olarak serginin son halini şekillendirdi. Son bir yılda duvar kâğıdı ve neonlar devreye girdi.

Son bir soru olarak, “Senin Annen Bir Melekti Yavrum” sizin hayatınızın ve sanat kariyerinizin tam olarak neresinde duruyor?

Bence baş köşesinde duruyor. Çünkü bu sergi; kendimin de gerçekten içinde olduğum ilk ve son sergidir.

* “Senin Annen bir Melekti Yavrum! …” sergisi pazar ve pazartesi günleri hariç 11.00-18.00 saatleri arasında Fındıklı’daki Merdiven Art Space’te ziyaret edilebilir.