Büşra Tan
Tuğçe Tatari, Gençler Nereye adlı yeni kitabında Türkiye’nin bugününü ve yarınını gençlerin tanıklıkları üzerinden ele alıyor. Farklı şehirlerden, farklı sosyoekonomik çevrelerden gençlerle yaptığı görüşmeler aracılığıyla, bu ülkede genç olmanın ne anlama geldiğini gerçek yaşam öyküleri üzerinden ortaya koyuyor. Umut ile umutsuzluk, hayal ile baskı arasında sıkışan hayatlara kulak veren Tatari, gençlerin ortak duygusunu şu sözlerle özetliyor: “Sosyoekonomik düzey ne olursa olsun temel sorun görülmemek ve duyulmamak.” Ona göre bu görünmezlik hâli ailede başlıyor, kamusal alanda ve devlet düzeyinde de sürüyor; ülke adeta kendi geleceğini kuracak kuşağı yok sayıyor.
Tatari, Türkiye’nin en yakıcı sorularından birini merkeze aldığı bu çalışmasında, gençlerin omuzlarına yüklenen ağır ekonomik, toplumsal ve psikolojik yükleri görünür kılıyor. Gençler Nereye, yalnızca bir tespit kitabı değil; aynı zamanda ertelenmiş bir yüzleşme çağrısı. Gençlerin sesine gerçekten kulak vermeden ülkenin geleceğine dair sağlıklı bir tasavvur kurulamayacağını hatırlatan çarpıcı bir çalışma.
Gençler Nereye, “gençlik” ve Türkiye’de genç olma meselesini tartışmaya açan, konuyu farklı bağlam ve tanıklıklar üzerinden irdeleyen bir kitap. Öncelikle sizi bu düşünce üzerine düşündüren ne oldu? Gençlik, bu kadar majör bir konu olarak sizin dikkatinizi nasıl çekti?
Ülke gündeminde bir süredir gençler ve içinde bulundukları son derece karanlık ortamlar, yaşamlar ve sonuçlarla gündemdeler. Mesem gibi çocukların işçi olmasını yasallaştıran uygulamalar, uyuşturucu, çeteler, akran zorbalıklarının geldiği şiddet sarmalı, dijital zorbalıklar, suça itilen çocuklar vb.
Gençliğin gittikçe ve hızla kararan bu tablosuna yakından bakmak istedim.
Dünyanın ve şüphesiz ülkenin içinden geçtiği durum oldukça sarsıcı ve zorlu. Öyle ki bugün için de gelecek için de bir şeylerden bahsetmek oldukça zor. Gençlik ise aslında sadece bugünü değil, geleceği de ilgilendiren bir konu. Bu noktada ülkenin/dünyanın şartları gençliği nasıl etkiliyor? Farklı coğrafyaların gençleriyle Türkiye’nin gençleri hangi noktalarda birbirine yaklaşıyor veya ayrışıyor?
Çağın tetiklediği bazı unsurlar yani şiddete eğilim, sosyal medyanın zararlı kullanımı, zorbalıklar, uyuşturucu gibi sorunlarda dünyanın tüm gençleri ortaklaşıyor. Fakat Türkiye ve maalesef geri kalmış ülkelerin temel sorunu fırsat eşitsizliği ve gençlere yatırım yapmaması.
Fırsat eşitsizliği eğitimden beslenmeye, barınmaya, giyinmeye, okuluna ve tüm hayatında belirliyici bir rol üstleniyor.
Kaliteli eğitim doğal bir hak ama sen bundan faydalanamıyorsun gibi.

Kitabı kaleme alırken kendinizi daha çok tanıklık eden biri olarak mı, yoksa tüm bu sürece müdahil olmak isteyen biri olarak mı konumladınız?
Tanıklıktan da öte anlamak isteyen biri olarak oradaydım. Müdahil olmak isteyen bir yan olsa da bu mümkün değil çünkü sorunlar sistemsel ve derin. Yani çocukların sorunlarına çözüm olmak için siyasetin bakış açısı, ülkenin yönetim perspektifinin değişmesi lazım.
Gençler Nereye, aynı zamanda Türkiye’de genç olmanın romantikleştirilmiş klişelerini kırarken bunu oldukça net çizgilerle yapan bir kitap. Bu oldukça önemli bir konu çünkü söz konusu romantikleştirme tavrı birçok konunun ana izleğinin gözden kaçmasına sebebiyet veriyor. Peki gençlerin omuzlarına yüklenen tüm bu ekonomik, sosyal ve duygusal ağırlık nasıl bir tabloyu beraberinde getiriyor?
Aslında zaten meselenin romantik bir yanı yok. Aksine dramatik yanları çok. Gençler bir defa geleceğe, eğitime ve hayata ‘hangi yoldan gidersem kamuya kapak atabilirim’ kadar dar bir kıskaçla bakmak durumunda. Zira işsizlik çok, geçinmek zor, ev genci olma korkusu var. O yüzden hayal kurmak rafa kalkmış. En üzücü yanı da bu.
Gençliğin salt bir “yaş” meselesi değil, aynı zamanda bir “hayatta kalma hâli” olması da son derece önemli ve çarpıcı bir konu. Sizce bu durum ne zaman bu kadar sertleşti ve bu kadar keskin bir hat çizdi?
Açıkçası nesilleri içinde bulundukları dönemlere göre tanımlamak ve adlandırmak gerektiğini ancak böyle yaparsak gerçekçi bir sonuca yaklaşabileceğimizi Demet Lüküslü hocadan öğrendim. Ve ardından meseleye ve gençliğe bakışım da temelden dönüştü. Bu bağlamda, bu nesile ak parti döneminden yani son 23 yıllık süreçten bağımsız bakamayız.
Adını da, başlangıcını da bu bilgiden yola çıkarak belirleyebiliriz.
Tanıklıklar kitabın en önemli konularından biri. Bu bağlamda iki üniversite bitirip kuryelik yapanlardan ortaokul sıralarında çocuk işçiye dönüştürülenlere, bağımlılıkla mücadele edenlerden kimliğini savunmak zorunda kalanlara, mülteci gençlerden bavulunu kapı aralığında hazır tutanlara kadar birçok kişinin öz hikâyesi kitapta yer alıyor. Tüm bu tanıklıklar size toplumun farklı yüzlerine/katmanlarına dair neler düşündürttü? Tanıklıklar kitabı nasıl şekillendirdi?
Açıkçası gençlik üzerinden konuşmaya devam edecek olursak hangi sosyo ekonomik seviyeden ve hangi ailesel koşullardan gelirse gelsin temel bir ortaklaşma noktası var; görülmemek ve duyulmamak. Bu hal önce ailede başlıyor ardından tüm sistem görülmemen ve duyulmaman üzerine işliyor.
Bütün bu tanıklık hikâyeleri ve araştırmalardan yola çıkarak gençlerin yaşadığı temel sorunlar sizce daha çok ekonomik mi, yoksa politik atmosferden kaynaklı mı? (Bu iki meseleyi birbirinden ayırt etmeden ele almak da mümkün.)
Şöyle, bu çalışmayı geçen yıllarda yapsaydık büyük ihtimalle cevabı politik nedenler olacaktı. İfade özgürlüğü, adalet arayışı, kimliğin özgürlüğü, kadın hakları vb gibi meseleler ön planda olacaktı. Fakat 2025 ile iş çok can yakıcı bir geçinme derdine dönmüş durumda. Yani ekonomik gerekçeler yaşamda kalma mücadelsi noktasında o sebeple de ilk ve temel sorun şuanda karnını doyutmak, açıkta kalmamakla ilgili.
Son olarak kitapta umutsuzluk kadar güçlü kılan bir direnç de söz konusu. Sizce gençleri ve genç kuşakları ayakta ve diri tutan şey nedir?
Gençlik tam olarak da böyle bir zaman dilimi değil mi aslında? Belki de insanın en dirençli, en asi, en üretken, en uç ve en uçuş uçuş olduğu dönemidir gençlik.
Bireysel umut hikayeleri, bireysel direnç örnekleri var kitapta ama bir arada mücadele, sorunu ortaklaştırma eksik. Bir de onu dark etseler aslında hayatla mücadele çok daha kolay ve umut verici olabilir.

