Metin üreten özne

Murat Can Okan

Şunu baştan kabul edelim: Yabancı dilden Türkçeye aktarılan kitaplar incelenir, eleştiriler veya metinler kaleme alınırken çoğunlukla çevirmenin ismi anılmıyor. Yokmuş gibi davranılan çevirmenin emeği göz ardı ediliyor. Bu, işin bir boyutu. Diğer taraftaysa çevirmenin kimliği ve eylemi var.

Çeviri ve çeviribilim üzerine düşünen, yazan ve konuşan Ayşe Ece, çevirmeni “metin üreten özne” diye tanımlayarak meseleyi genişletirken çevirinin niteliğinin yanı sıra bu işe emek veren ve vermeyen ayrımı yapıyor.

Çevirmenin Yazar ve Kahraman Olarak Portresi başlıklı çalışmasında Ece, metinlerin bir dilden diğerine aktarımını, yani başka bir dilde yeniden yaratımını, çeviri süreçlerini, amaçlarını, geleneksel ve modern çeviri anlayışlarını, çevirmenin kim olup olmadığını tartışıyor.

Çevirinin anlam aktarma boyutu 

Genellikle aracı olarak görülen çevirmenin bir yazar diye değerlendirilmesi gerektiğini belirten Ece, çeviriye dair kavramsal metinler kaleme alabilme potansiyelinin onu “metin üreten özne” kıldığını söylüyor. Dolayısıyla çevirmeni görmezden gelmek ya da ortaya koyduklarını geri planda tutmak pek mümkün değil; hayatın olağan akışına aykırı.

Dilin olduğu kadar dille yaratılan anlamın aktarımı da olan çevirinin bir tür yazma eylemi hâline geldiğini vurgulayan Ece, çevirmenin dönüştürme işlemine imza attığını hatırlatırken şöyle bir belirleme yapıyor: “Yazar ile çevirmen, özgün metin ile çeviri metin arasındaki yüzyıllardır etkisini sürdüren, yazarın yaratıcılığını ve özgün metnin üstünlüğünü vurgulayan katı ayrımların belirsizleşmesinin hatta yok olmasının zamanının çoktan geldiğini açıkça fark ederiz.”

Çevirinin bir süreç olduğunu anımsatan Ece, bu eylemin tek yöntemi bulunmayan bir dönüşüm diye değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor. Tabii söz konusu sürecin en önemli ayaklarının başında çeviri etiğinin geldiğini ekleyen Ece, yine hayatî bir not düşüyor: “Akıcı ve doğal çeviriler üretmek için özgün metinlerdeki okurlara ‘yabancı’ gelebilecek öğelerin çeviri etkinliği sırasında ‘silinmesi’ gerekebilir. İşte bu noktada çevirmenleri kültürel farklılıkları korumaya davet eden bir ‘çeviri etiği’nin ne kadar önemli olduğu açığa çıkar. Ancak özgün metindeki kültürel öğelerin tümünü korumayı amaçlayarak üretilen çeviri metinler çok sayıda dipnotu ya da yabancı öğesiyle okurlara pek de zevkli sayılabilecek bir okuma süreci vaat etmeyebilir. David Bellos’un ifadesiyle ortaya ‘komik’ denebilecek metinler çıkabilir.”

Okur, eleştirmen, yazar ve editör olarak çevirmen

Edebiyat çevirmeninin, her şeyden evvel çözümleyen ve eleştiren bir okur olduğunu hatırlatıyor Ece. Böylece çevirmenin kimliği, görev ve sorumlulukları ortaya çıkıyor: “Onunki çözümleyici ve eleştirel bir okumadır kuşkusuz. Metne hem anlam örgüsünü hem de söz konusu anlam örgüsünün içinde var olduğu dil dünyasını yorumlamak için sürekli sorular sorar. Bu sorulara metin içi verilerin sağladığı yanıtlardan yola çıkarak eleştirel bir çözümleme gerçekleştirir. Basit bir örnek vermek gerekirse bir metni okurken kimi zaman bağlantılarını kurmakta zorlandığımız anlam belirsizlikleriyle karşılaşabiliriz. Bu tür durumlarda söz konusu belirsizlikler üzerine düşünür ancak onları belli bir bağlama yerleştirme konusunda özel bir zorunluluk hissetmeyiz. Aynı metni çevirmeyi planladığımızda ise bu tür belirsizlikler üzerine daha uzun düşünür, onları kimi zaman belli bir bağlama yerleştirir, kimi zaman da onları benzer bir belirsizliği çağrıştıracak şekilde erek metinde yansıtmaya çalışırız. Kısacası bir metni çevireceksek onun en yakın ve samimi okurlarından biri olmak için özel bir çaba harcarız. Bu tür bir okuma süreci aynı zamanda endişelidir de bir parça. Bir metni çevirmeyi planlamadan okurken zihnimizde canlananları başka bir dilde nasıl yaratabileceğimizi düşünmeyiz. Ancak aynı metni çevireceğimizi bilerek okuduğumuzda bize eşlik eden iç sesimiz ‘Bu benzetmeyi erek dilde nasıl ifade edebilirim?’ ya da ‘Bu uzun cümleyi nasıl tek cümle olarak erek dilde kurabilirim?’ gibi sorularla endişelenmemize neden olabilir (…) Gerçek çeviri süreci adını verdiğimiz kültürler ve dillerarası yolculuk sona erdiğinde edebiyat çevirmeninin okur, eleştirmen ve yazar kimliklerine bir de editör kimliği eklenir. Kendi yazdığı erek metni bu kez erek dilde yazılmış bir metin olarak kulak tırmalayan, tuhaf gelen ifadeleri düzeltmek için bir editör kimliğiyle okur. Kaynak metinle erek metin arasında sürekli yolculuk ederek gerçekleşen redaksiyon aşamasından sonra erek metnin yayına hazır olduğuna karar verdiğinde metnini yayınevine gönderir. Genellikle ‘anladığını başka bir dilde söylemek’ gibi basit bir eylem olarak tanımlanan çeviri eylemi farklı ve karmaşık aşamalardan oluştuğu gibi her bir aşamada da çevirmenlerin farklı kimliklere bürünmesini gerekli kılar.”

Çevirinin ve çevirmenin, kişilere kendi sınırları dışına çıkıp farklı dünyalara, başka dillere ve kültürlere yolculuk etmesi için kapılar araladığını belirten Ece, Çevirmenin Yazar ve Kahraman Olarak Portresi’nde çeviri eylemi ve çevirmenlik üzerine düşünüp kalem oynatırken bir yol haritası çıkarıyor. Başka bir deyişle çevirinin ve çevirmenliğin sınırlarını anlatıyor.

Çevirmenin Yazar ve Kahraman Olarak Portresi, Ayşe Ece, Minotor Kitap, 144 s.