Roland Topor’un “Kiracı” adlı Eserinde Bireyin Çöküşünün Anlatısı

Selin Karaoğlu

Roland Topor, 1938 yılında Paris’te Polonyalı Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelir ve II. Dünya Savaşı’nın yarattığı yıkım ile yüzleşmek zorunda kalır. Kendisi daha doğmadan ailesi Paris’e göç eder. Bir ressam olan babası Abram Topor, 1941 yılında Naziler tarafından yakalanır. Bu sırada Roland ve kız kardeşi Hélène, ev sahiplerinin yardımıyla saklanır. Ancak komşuların şikâyeti üzerine, tekrar kaçarak başka bir yerde saklanmaları gerekir. Bir yılın ardından, babaları Auschwitz’e gönderilmeden önce toplama kampından kaçmayı başarır ve ailecek Paris’in güneyinde, Savoy’da saklanırlar. Burada sahte bir kimlik edinirler, hatta Katolikler gibi davranmaları gerekir.

Savaşın vahşi izleri, çevresindeki kimseye güvenememe korkusu, sürekli bir kaçış halinde olma durumu ve gerçek kimliğini geride bırakmanın oluşturduğu travmalar, Topor tarafından birçok farklı sanat dalı ile dışa yansıtılmıştır. Bu şekilde gerçeküstücülük akımına sayısız parçalar katmıştır. Resimlerinde deforme olmuş vücut parçalarını, mizahının ana motifi olarak kullanır. Fernando Arrabal ve Alejandro Jodorowsky gibi avangart oyun yazarları ile birlikte “Panique” (Panik) adını verdikleri bir akım bile oluşturmuştur. Birlikte birçok anarşist esere hayat verirler. “La Planète Sauvage” (Vahşi Gezegen) veya “Téléchat” gibi film sektöründe külte dönüşen eserlerin yapımcısı olmuştur. Aralarında en dikkat çeken yapıtı ise, Roman Polanski’nin uyarlamasını çektiği, “Le locataire chimérique” (Kiracı) adlı kitabıdır.

Kiracı, Topor’un ilk romanıdır. Süslü, yoğun edebi bir dil yerine; kısa, doğrudan cümleler yer alır bu anlatıda. Sade anlatımı sayesinde sürükleyici bir okuma deneyimi sunarak okuru tamamen içine çeker. Karakterler ve mekanlar, klasik romanlardaki gibi uzun detayların aksine nokta atışı bilgiler ile en çarpıcı yönleriyle tanıtılır. Hikâye ilerledikçe ana karakterin algısı ile “gerçeklik” arasındaki ikilem yoğunluğunu arttırır. Topor’un zaman zaman alaycı ve ironik tonu ise karakterin trajedisini hafifletmez. Tam aksine, daha rahatsız edici kılar.

Anlatı, Trelkovsky adında bir başkahramanın hikayesini konu edinir. İlk sayfada bize “namuslu, nazik, hırgür kadar nefret ettiği bir şey olmayan biri” (s. 1) olarak tanıtılır. Bilerek vurgulanan bu özellikler, onun trajik hikâyesinin zeminini hazırlar. Kahramanın tanıtımından sonra, çoğu olayın sahneleneceği daire tanıtılır. Mutfaksız, sadece iki odadan oluşan ufak bir yerdir. Tuvalet ise, dairenin tek camının tam karşıda bulunan, apartmanın ortak kullanım alanıdır. “Oradan daire, daireden de orası” net bir şekilde izlenebilir (s. 10). Rutubetli, sarı, çatlak dolu duvarları ile hemen okuru boğucu bir atmosfere hapseder. Aldığımız ilk bilgi ise, eski kiracının camdan atlayarak intihar ettiği ancak hâlâ hastanede olduğudur. Ama Trelkovsky’nin maddi sebeplerden dolayı pek bir seçeneği yoktur. Anlatıcı, karakterin ekonomik sıkışmışlığını özellikle belirtir; bu da onu kurtuluşu olmayan bir çıkmaza iter. Böylece kitabın ana izleklerinden biri olan tekinsizlik; sürekli olarak izlenme hissi, gerçek ve hayal arasında sıkışma, çevresine karşı güvensizlik ile hikâyenin en başında karşımıza çıkar.

Kiracı’nın en özel yönü ise; Trelkovsky’i artan değil, giderek silikleşen bir kişi olarak tanıyor oluşumuzdur. Eski kiracı, Simone, onun için sadece talihsiz bir hikâye olmakla kalmaz. Ev, komşular, başına gelen olaylar ve hatta bazen merakı gibi birçok unsur sayesinde ona bağlanmaya başlar. Yükselen tansiyon ile birlikte Trelkovsky’nin paranoyası da ortaya çıkar ve geri dönülemez bir noktaya doğru ilerler. Eski kiracı ile aynı adımları atarken, ona dönüşürken kendini bulur. Topor, eserini üç ana bölüme ayırır: Yeni Kiracı, Komşular, Eski Kiracı. Bu başlıklar bile Trelkovsky’nin dönüşümündeki sürece dair ipuçları sunar.

Trelkovsky’nin Silinişi

Klasik bir romanda eserin ilk bölümleri bize baş kahramanı detaylı bir şekilde sunar. Karakterin nasıl biri olduğu, nelerden hoşlandığı anlatılır. Kiracının ilk bölümleri ise ana karakteri soyutlaştırmak üzerinedir. Bu durumu en belirgin olarak arkadaşları üzerinden gözlemlemek mümkündür.

Daire ve eski kiracının durumu ile ilgili bilgileri öğrendiği ilk anda, ana karakterimiz yakın arkadaşlarından biri olan Scope’u düşünür. Yanında olup ona da fikir danışmak ister. Bu aslında bize arkadaşları ile olan bağına dair bir çerçeve sunar. Desteğe ihtiyacı olduğunda birer dayanak, birer fikir olarak görünürler. Ancak hikâye ilerledikçe Trelkovsky’nin güvensizlikleri ve kararsızlıkları artar. Bu arkadaşları ile ilişkilerini de etkilemeye başlar.

Dairesine taşındıktan kısa bir süre sonra, bir cumartesi akşamı birkaç kişilik bir parti düzenlenir. Arkadaşları ile içip eğlenir, yüksek sesle kahkahalar atar, hararetli tartışmalara katılır. Ancak tüm sahne kapıya inen yumruğun gürültüsü ile kesilir. Gürültüden şikayetçi olan üst komşu uyarı için gelmiştir. Bu Trelkovsky’nin pek çok davranışını ve alışkanlığını değiştirmesine sebep olacak, bu şekilde de hikâyenin gidişatını şekillendirecek ilk önemli kırılma anıdır.

Gelen komşunun uzun, sıska ve soluk benizli tarifi, eserin gizemli ve ürkütücü tonunu daha da güçlendirir. Komşu ve Trelkovsky arasında çok net bir hiyerarşik fark görülür. Komşu tehditkâr bir tonlama ile konuşur ve girerek sesini yükseltir. Bu durum daha çok komşunun merdivenlere çıkarak, meraklı gözlerle sahneyi izlemesine sebep olur. Pasif kalmaya ve anlayışlı olmaya çalışan Trelkovsky ise giderek kontrolünü kaybeder. Tek çareyi kendi sesini yükseltmekte ve kapıyı komşunun yüzünü kapatmakta bulur. Bu “kaba ve gürültülü” tepkisi sadece sahnedeki gerilimi arttırmaz, aynı zamanda karakterin duygusal ve karakteristik durumundaki değişimi bize gösterir. Diğer komşuların bakışları ise onu derinden etkiler ve paranoyasının ilk tohumunu eker.

Kahramanın değişimi açısından, eser boyunca iki tip gürültü çok büyük öneme sahiptir. Komşuların yumruk sesi ve karakterin kalbinin gümbürtüsü. Anlatıcı bu gürültü tiplerini sık sık kullanır. Apartmanın duvarlarında yankılanan yumruk sesi hep agresif bir uyarıcıdır. Kahramanı paniğe sürükler. Kendi bedeninin duvarlarında ise kalp atışları yankılanır.

Komşusu ile yaşanan bu gerginlik sadece bir ilktir. İleride de en ufak tıkırtıda komşuların yumrukları adeta hazır bir şekilde onu bekler. Trelkovsky bu yüzden, her an komşular tarafından dinlendiğini hisseder. İşte bu hissiyat zaman geçtikçe onun paranoyasını besler ve okuyucuyu bu gerginliğin içinde tutar. Tüm bunlara tepki ise karakterin içinden gelen bir gürültü olur: kalbinin deli gibi çarpması. Böylece gerginlik en yüksek olduğu anlarda karakterimiz hiçbir şekilde gürültüden kaçamaz.

Kahramanı daha da uca sürükleyen durum ise, başta dayanak olarak gördüğü arkadaşlarından aynı desteği bulamamasıdır. İşte onunla alay etmeye, duvarları yumruklayarak taklit etmeye başlarlar. İkinci kırılma anını ise Scope yüzünden yaşar. Onun evine gittikleri bir gün, Trelkovsky’e ders vermesi gerektiğini düşünür. Radyosunun sesini sonuna kadar açar ve bir komşunun kapıya gelmesini bekler. Bu anlar ana karakterimiz için dehşet verici bir tramvaya dönüşür. Bir komşu sonunda gelir ve Trelkovsky’nin parti sonucu yaşadığı iletişimin tam tersini gerçekleştirir. Komşu, eşinin hasta olduğunu söyler ve konuşmadaki pasif taraf olur. Ancak Scope ise üstte durabilmek için her türlü yola başvurur: bağırır, tehdit eder, yalan söyler. Bunlar karşısında şok olan Trelkovsky, artık arkadaşlarını kaçması gereken bir tehdit gibi görür. Bir daha onlarla görüşmeyeceğine dair söz verir ve kendini yalnızlığa hapseder.

Üçüncü kırılma anı ise, bir gün, sabaha karşı evine döndüğü bir an yaşanır. Evinin kapısını açık ve içeriyi darmadağın bir halde bulur. Evde eski kiracıya ait her şeyin durmasına rağmen, kendisine ait iki valizin çalındığını fark eder. Bu sıradan bir soygun değildir; çünkü Trelkovsky, bu valizlerin içindeki eşyalarını “geçmişi” olarak tanımlar. Bunlar kitapları, fotoğraf makinesi, çocukluk fotoğrafları, anne-babasının ve bazı ergenlik aşklarının mektuplarıdır. (s. 65)

Böylece Trelkovsky’i kaybettiği arkadaşlıkları, değişen alışkanlıkları ve giderek yok olan özgüveni ile tanımış oluruz. Soygun sadece eşyalarının kaybolmasına neden olmaz, “benliği” de onlarla birlikte çalınmıştır. Bu kayıp, okur için onun eski kişiliğinden kalan son kırıntılarında yok olması anlamına gelir. Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde de toplumsal baskıların ve içsel korkuların altında, kahramanın kimlik ve aidiyet arayışı için bir alan açılmış olur.

Yeni Trelkovsky ve Eskinin İzleri

Eserin ikinci bölümü ile, eski kiracı Simone’un hikâyedeki varlığı ve karakterin paranoyası giderek baskın hâle gelir. Simone daha yumuşak bir şekilde ana rolü almaya başlarken, paranoya kararlı adımlarla yükselir. Artık herhangi bir sese karşı, kendisine ait olmasa bile, diken üstünde durur. Karşı apartmanda yaşanan bir kavgada bile, suçlanmaktan korkar ve tüm ışıklarını kapatır. Kendini evde değilmiş gibi göstermeye çalışır. Çevresine karşı hassasiyetleri de artar: herkesin rahatlatıcı, huzur verici olarak değerlendireceği kuş seslerini bile gürültü olarak tanımlar. Bu sesler onun için cıvıldama değil birer çığlığa benzerler.

Soygundan sonra ona kalan sadece Simone’un eski eşyalarıdır. Alışkanlıklarını, çevresini, düzenini tamamen değiştirmek zorunda kalan Trelkovsky, eski kiracının adımlarını takip etmeye başlar. Günlerini onun kitaplarını okuyarak, seveceği filmlere giderek geçirir. Görüşmemek üzere söz verdiği kendi arkadaşları yerine, Simone’un arkadaşları ile vakit geçirir. Simone’un gittiği kafede onun menüsünden, onun sigarasından sipariş eder. Adeta kendi içinde yaratılan boşluğu Simone’un varlığı ile doldurmaya çalışır.

Bu davranışları ile kahraman farkına bile varmadan bir “mimikri” sergilemiş olur. Mimikri, doğada hayvanların avcılardan korunmak için başka bir türü taklit etmesidir; yaprak, dal gibi şekillere bürünerek fark edilmemeye çalışırlar. Hikâyede de karakterin çevresinde oluşturduğu boşluk, komşularından ve ev sahibinden aldığı uyarılar, hissettiği tehditler bu davranışı tetiklemiştir. Örneğin ev sahibi Mösyö Zy’nin, diğer komşulardan gelen şikayetler üzerine Trelkovsky’nin yanına gelerek, “…eski kiracı akşam saat ondan sonra terlik giyerdi.” (s. 68) şeklindeki uyarısı karşımıza çıkar. Buna benzer yönlendirmeler sonucunda, eski kiracı Simone’nu, altında gizlenebileceği bir kılıf olarak benimser. Onun için bir korunma biçimi haline gelir.

Aslında bu davranışını bir tehdit olarak da adlandırabiliriz çünkü bu durum karakterimizi bir kısır döngüye sıkıştırır. Eski kiracı ortaya çıktıkça Trelkovsky’nin paranoyası artar. Paranoyası arttıkça kendini tamamen kaybeder. Eserin ilk yarısında bunun tehdidini fark etmeyen Trelkovsky, tam tersine ortak zevklerini fark ettiği zaman sevinmeye başlar. Yani hiç tanımadığı, hiç tanıyamayacağı bir kadına tamamen bağlanır.

Roland Topor

Sıra Dışı Olaylar ve Paranoya

Belirtmemiz gerekir ki Trelkovsky’nin tepkilerine özellikle paranoya diyebiliriz, çünkü gösterdiği tepkiler ve düşünceleri psikolojik tanıya uyar. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre paranoya “abartılı gurur, kuşku, sanrı, güvensizlik ve bencillikle belli olan bir ruh hastalığı” olarak tanımlanır. Kiracı eserini özel kılan durum ise, anlatıcı bu durumu sadece ana karakterin zihninde sınırlı tutmaz, aksine okuru da içine çeker. İlk bölümlerde kendini ait hissedememe ve abartılı evhamların bir karışımı olarak karşımıza çıkan bazı olaylar, giderek gerçeküstü bir hal alır ve okurun da bir şüphe içine düşmesini sağlar. Anlatıcı bu olayları aniden bize sunmak yerine, paragraflarının arasında gizlenmiş, zincirleme detaylar ile bize aktarır. Hikâye ilerledikçe anlatının tansiyonu da gitgide artar.

Bunun en çarpıcı örneği dairesinin karşısında bulunan tuvalettir. Kapıcı kadının daha ilk bölümden iki tarafında birbirini gözetleyebildiğini söylemesi ile bize önemli bir detay verilir. Birkaç bölüm sonra kendini tamamen izole bırakmış, ses çıkarmamaya özen gösteren Trelkovsky; karanlıklar içinde tuvalete girip çıkanları izler. Bu davranışı herkes için tuhaf ve sınırları aşan bir noktaya evrilir. Okuyucu tam da aklına karakter hakkında bir yargı yerleştirdiği sırada, gerçekçi bir şekilde açıklanamaz başka detaylar karşımıza çıkar. Tuvalete giren insanların bazen hiçbir şey yapmadan orada öylece dikildiklerini anlatır: “Bunlar ne çömeliyor ne de yeniden giyiniyorlar, hiçbir şey yapmıyorlardı… Saçma ve endişe verici bir durum.” (s. 55).

Bu tuhaf eylemi herkes için daha da kafa karıştırıcı yapan durum ise, tuvalete girenlerin asla aynı kişi olmamasıdır. Her seferinde yeni birisi ya dikilmek için ya da kullanmak için tuvalete girer. Giderek aklıselim davranışlarını terk eden Trelkovsky, yüzlerini daha iyi görebilmek için bir opera dürbünü bile alır. Hatta bu insanlardan sonra koşarak karşıya gider ve gerçekten tuvaleti kullanıp kullanmadıklarını kontrol eder.

İlerleyen bölümlerde tekrardan bu detay kullanılarak Trelkovsky’nin paranoyası tetiklenir. Sözde bir komşusu olan Madam Gadérian ve kızı şikâyet edildiklerini söyleyerek onun kapısına gelirler. Suçsuz olduklarını ve asıl suçlunun Madam Dioz adında başka bir komşu olduğunu anlatmaya çalışırlar. Ancak birkaç gün sonra Matmazel Dioz bir oylama kâğıdı ile Trelkovsky’nin karşısına dikilir. Tüm apartmanın gürültüden şikayetçi olduğunu ve Madam Gadérian ile kızının atılması için bir imza topladığını bildirir. İmza kağıdında ise tek boş yer ona aittir. Normal bir süreçte birçok insan bunu komşuların genel anlamda bir hassasiyeti olarak yorumlar. Belki de iki komşu arasında çok daha öncesine ait başka geçimsizlikler, bu noktaya kadar büyümüş bile olabilir. Ancak zincirleme olaylar sonucunda, tamamen sınırlarını aşmış Trelkovsky için bu çok büyük bir tehdittir. Komşularının onun için düzenlediği bir oyun olduğunu düşünür. İki kadınında apartmana ait olmadığını, hepsinin onun için düzenlenmiş bir uyarı olarak görür: “Şüphesiz kendisini bekleyenin ne olduğunu göstermek içindi bu.” (s. 94)

Aslında bu duruma daha geniş bir çerçeveden bakarsak, Trelkovsky’nin sürekli olarak buna benzer durumlarda kendini bulduğunu görülür. Kendisini isteyerek veya istemeyerek, paranoyasına sebep olan durumların iki tarafına sıkıştırır. Komşularının şikayetlerinden, en ufak patırtıda duvarlara uyarı için vurduklarında dikkat çektiğini ve izlendiğini hisseder. Ama tuvalete giren çıkanları dürbünle incelerken, karşı apartmanda çıkan kavgayı izlerken; aslında gölgeler içinde başkalarını izleyen kendisidir.

Bu ikilemler, onun sürekli olarak kendini başkalarıyla kıyaslamasına yol açar. Kimi zaman çöplerini bile komşuların çöpleriyle kıyaslar. “Binadaki en pis çöp kendi çöpüydü. İğrenç ve rezil.” (s. 54). Kimse için hiçbir değeri olmayan çöpler bile Trelkovsky için bir statü belirtisi olur. Bu düşünceleri ile kendisini ne kadar küçük gördüğünü, neredeyse değersizleştirdiğini fark eder.

Bu nedenle, imzaların toplanması onu istemeden başka bir ikilemin içine sıkıştırır. Ondan bir imza atılması beklenirken, karşı tarafta gelecekte kendisi için toplanabilecek imzaların yükü onu karşılar. Madam Gadérian ve kızını apartmandan kovdurmak, ilerleyen zamanda kendisini kovmak demektir.

Gerçekliğin Kopuşu

Hikâyenin ilerleyen bölümlerinde benliğini tamamen kaybetmiş ve eski kiracının bir yansıması olmaya başlayan Trelkovsky ile karşı karşıya kalırız. Bu değişiminin tamamlandığı an ise “Hastalık” olarak adlandırılmış bölümdür.

Giderek kötüleşen hastalığı yüzünden Trelkovsky tamamen eve kapanır. Ateşi giderek yükselir ve düşünmeye, hissetmeye veya yapmaya hali kalmaz. Buna ek olarak, gördüğü olağan dışı olaylar artık daha ani ve şiddetli bir şekilde karşımızda belirir. Işıkları kapatması ile odanın onu sıkıştırdığını hisseder. Tıpkı bir lastik gibi büyüyüp küçüldüğünü düşünür. Gözlerini kapatmaya çalıştığında eşyalarından sağa ve sola yığıldıklarını görür. Yaşadığı değişimler, paranoya ve son olarak bu hastalığı onu zihinsel ve bedensel tükenmişliğin uçlarına sürükler.

Tüm bunlardan kaçmaya çalıştığında, kendi kalp atışının sesi onu takip eden bir tehdide dönüşür. Kendi benliğinin göstergesini tahammül edilemez korkunç bir ses, “kırılgan olduğunun kanıtı” (s. 102) olarak tanımlar. Kendini çarşafların altına sokarak, karanlığa bıraktığı bir sahne yaşanır. Ne derece yalnız olduğu yüzüne çarpar.

Bu süreç yalnızca Trelkovsky’nin ruhsal çöküşüyle değil, aynı zamanda kimliğin tamamen çözülüşüyle ilgilidir. Nitekim, Extremadura Üniversitesi’nden Concepción Hermosilla Álvarez, Kiracı eserini psikoanalitik bir bakış açısı ile ele aldığı yazısında Trelkovsky ve Simone arasında, psikoloji içinde de “Oedipus kompleksi” olarak adlandırılan bir bağın bulunabileceğini anlatır.[1] Hastalandığı sahneyi de yeniden doğuş olarak tanımlar. Çarşafın altına saklanmasını, anne rahmine dönmek için bir arzusu olarak yorumlar (s. 155).

Kiracı’da bölümün devamını okuduğumuzda da Trelkovsky’nin, Simone’un bir yansıması olarak yeniden doğmuş olduğunu görürüz. Bu artık sadece biz okurlar için değil, aynı zamanda Trelkovsky içinde net bir şekilde gözlemlenebilir.“Ateş düşerken ondan bir parçayı da götürmüş olsa gerekti, zira kendisinde bir eksiklik hissediyordu” (s. 109). Tam olarak bir “aydınlanma” yaşanır.

Yalnız ve zorlayıcı birkaç günün ardından kendini daha iyi hissederek uyanır ve camdan dışarıya bakar. Evinin önünde, ilk bölümden bize anlatılan, Simone’un intiharı ile kırılan apartmanın cam bölmesini tamir eden ustalar bulunur. Birdenbire ustalar ona bakıp güldüğünden sebebini anlayamaz. Dikkat çekmekten rahatsız olan Trelkovsky, ilk olarak “İyi de ben onlara ne yaptım ki?” (s. 110) olarak düşünür. Ancak aynaya baktığında ise tamamen makyaj ile kaplı suratı ile karşılaşır. Tüm hikâye boyunca sessizliğe özen gösteren Trelkovsky, kendini tutamayarak çığlık atar. Bu bize yaşadığı şokun, dehşetin boyutunu gösterir.

Bu olay ile, aslında Trelkovsky’nin son kırılma anı gerçekleşir. Tekrardan normal alışkanlıklarının dışına çıkar ve yeni bir tavır takınır. Ancak öncekilerin aksine içine kapanmak, korkusunun altında ezilmek yerine hiç olmadığı kadar kendinden emin olur. Tüm bunun komşuları tarafından düzenlendiğine emin olur. Hatta artık onun için her şey apaçık ortadadır.

“Onların suçuydu. Komşular onu yavaş yavaş Simone Choule’e dönüştüyorlardı… Geçmişini çalmışlardı… Sinsice kadının bütün jest ve alışkanlıklarını kendisine dayatmışlardı” (s. 112)

Artık en sakin çözümü bulmak yerine, agresif tepkiler vermeye başlar. Buna ilk olarak suratındaki makyaj ile başlar. Ateşe ateşle karşılık vermek için, kendine bir peruk ve kadın elbisesi alır. Tekrar dairesine dönerek bağırmaya, komşularını suçlamaya başlar. Trelkovsky’e göre bu davranış, “İstediğiniz şey bu mu?” diyen bir protestodur; onlara planlarını çözdüğünü kanıtlamak ister. Bu tepki ne ilk başta gördüğümüz Trelkovsky’e uyar, ne de Simone’un yansımasına dönüşen Trelkovsky’e.

Bunun başlıca nedeni tamamen ana hedefinin değişmesinden kaynaklanır. İlk başlarda ana hedefi dikkat çekmemektir. Sadece gürültünün, gösterişin ve çıkıntılığın her türünden kaçmaya çalışır. Ancak aydınlanışının ardından ana hedefi “hayatta kalmak” olur. Yani başta ufak davranışları ve alışkanlıkları daha sonrasında fiziksel ve daha belirgin bir somutluğa kavuşur. Doğadaki görsel taklitler gibi, Trelkovsky de bir kadın figürü ile kendini tamamen koruyucu bile kılıfa sokar kendini. Hatta aynanın karşında kendini gözlemler, sesini incelterek sözlü taklitlere yapar.

Finale yaklaştıkça agresif tepkilerini daha da ileriye götürür. Tüm eşyalarını dairesinin önüne bir barikat olarak koyar, kendini korumak için silah almayı düşünür. Okur için sadece tepkileri büyümez. Apartmanın çevresinde gördüğü olayların da boyutu artar ve tamamen gerçek dışı bir hâl alır. Hava karardığı ve dairesinin içine mahsur kaldığı anlarda komşuların onu kurban etmek için tören başlattığını görür. Sirki andıran şovlar, egzotik hayvanlar, şarkı söyleyip dans eden komşularını görür.

En ufak olayı bile kendisi için bir tehdit olarak görür. Örneğin dışarıdaki “törenin” sonuna doğru dairesinin içindeki su damlasının sesi bile onun için çok büyük bir sorundur. Onu bir “gürültü” olarak tanımlar (s. 140). İkinci, odasının tavanından kahverengi bir sıvı aktığını fark eder. Önce patlamış bir lağım borusu olarak değerlendirse bile, paranoyası daha ağır basar. Dışarıda onu bekleyen celladın, üst katında birisini öldürdüğüne karar verir. Lavabodan ikinci bir damlanın sesi geldiğinde ise; iki damlanın arasında gizli bir diyalog geçtiğini düşünür.

Tüm bu olanlar nedeniyle, hikâyenin bu noktasında kontrolü sadece Trelkovsky değil okur da kaybetmiş olur. Onun büyüyen paranoyası ve açıklanamaz sahneler arasında bizler sıkışmış oluruz. Trelkovsky gibi, gerçeğin ve deliliğin birbirine karıştığı bir evrende nefes almaya çalışırız.

Topor’un kendi geçmişi, savaşın izleri ve kimliğe dair kırılmaları, bu romanın derinlerinde yankılanır. Grotesk ve absürdün sınırlarında gezinen bu romanla hem travmalarının hem de çağının paranoyasını yeniden yaratır. Trelkovsky’nin dönüşümü yalnızca bir deliliğin göstergesi değil, insanın kendi benliğinden koparılmasının çarpıcı bir alegorisidir. Ve böylece yazar incelikle yerleştirilen detaylar, yumuşak geçişleri ve sürükleyici anlatımı ile modern edebiyatın gizli mücevherlerinden birini bize sunmuş olur.

KAYNAKÇA

Kitaplar

Topor, Roland. Kiracı, İstanbul: Norgunk Yayınları, 2015

Tezler

Hermosilla Álvarez, C., Pour un approfondissement textuel: une interprétation psychanalytique, Universidad de Extremadura, 1987.

İnternet Kaynakları

https://www.lambiek.net/artists/t/topor_roland.htm

[1] Hermosilla Álvarez, C., Pour un approfondissement textuel : une interprétation psychanalytique, Universidad de Extremadura, 1987.