İst-topia: Romanlarda İstanbul-Bugünün Saraylısı’nda Kaybolanlar, Yeni Sahneye Çıkanlar

Esin Hamamcı (esin.hamamci@sanatkritik.com )

Fikriye Yücesoy (fikriyeyucesoy@gmail.com)

İst-topia’nın üçüncü yazısında Refik Halit Karay’ın Bugünün Saraylısı[1] romanını ele alıyoruz. Bugünün Saraylısı 1944-1946 yılları arasında geçiyor. Karay’ın bu eserinde taşradan gelen Ayşen’in, uzak akrabası Ata Efendi ve ailesinin yanına İstanbul’a gelmesi ve şehre alışması, burjuva yaşam tarzına geçişi ve kendisine âşık olan erkeklerle kurduğu muğlak ilişki konu edilir. İkinci Dünya Savaşı’nın etkilerinden de romanda bahsedilir: Hem her şeyin pahalı olması üzerinden hem de savaş durumunu fırsata çevirip çeşitli kazanç yolları elde edip zenginleşenler üzerinden bu etkilere rastlarız. Ayşen’in babası Yaşar da bu vurgunculardan biridir.

Roman dört bölümden oluşur, ilk bölümde Ata Efendi’nin Gedikpaşa’daki kagir evine gelen Ayşen’in, -alt sınıfın yaşadığı bir muhite gelmiş olsa da- tam olarak alt sınıfın yaşamına dahil olduğunu söyleyemeyiz. Eve geldiği ilk günden itibaren hane halkına pahalı hediyeler verir, eve pahalı erzak alışverişleri yapar. İkinci bölümde Ayşen’in babası Taksim’deki Üstün Palas’tan bir daire kiralar, Ata Efendi, eşi Üftade Hanım ve küçük oğulları Çetin de bu evde Ayşen’le yaşar. Romandaki kişilerin Gedikpaşa dışındaki yerleşim yerleri Ata Efendi’nin çalıştığı imalathanede kâtip olan İsmail Bey’in ailesiyle oturduğu Arnavutköy’deki köşk ve imalathanenin sahibinin oturduğu Cihangir’deki konaktır.

Gedikpaşa, 90’lar

Gedikpaşa, günümüz

Daha önceki yazılarımızda ele aldığımız iki romana kıyasla bu eserde eğlence mekânı yalnızca Beyoğlu değildir. Eğlence hayatının merkezi yine Beyoğlu olsa da Çemberlitaş’taki Alemdar Sineması, Florya’daki sahil ve plaj gazinosu, Bebek Bahçesi, Büyükdere’deki lokanta, Tarabya sırtlarındaki kır gazinosu, Ortaköy’deki havuzlu gazino, Bomonti Fabrikası’nın yakınındaki gazino, Arnavutköy gazinoları da eğlenmek için tercih edilen yerlerdir. Çemberlitaş’taki sinema ve Bomonti’deki gazino dışındaki yerler üst sınıfın tüketim yerleridir.[2] Zaten roman boyunca dönemin üst sınıfının tüketim yerlerine göz atmış oluruz.

Florya Sahili
Florya Sahili, günümüz

Romanı Ata Efendi’nin düşünce ve duygu dünyasından okuruz. Anlatıcı, Ata Efendi’yi merkeze alarak olayları bize anlatmaktadır. Ata Efendi, 2. Meşrutiyet gibi Osmanlı Devleti’nin son yıllarındaki dönüm noktalarını İstanbul’da yaşamış biri olarak sık sık içinden eski-yeni İstanbul kıyaslamaları yapar:

“Fakat iki âlem arasındaki fark müthiş. Ata, bu farkı çok büyük görüyor; kendisinin bir devir yaşayıp uzun müddet ervaha karıştığını, yeniden dünya yüzüne geldiğini sanıyor. Halbuki daha mütareke zamanında, yirmi iki yıl evvel kadınla erkek birbirinden ayrı, salaş tiyatrolarda kanto seyretmezler miydi? Yirmi iki sene sonra, yanında, kürkünü sırtına atmış, göğsü açık filiz gibi bir kızla gazinoda oturuyor; önlerinde iyice donanmış bir sofra . . . Şarap içerek, meyve yiyerek koltuklara gömülmüş numara seyrine dalmışlar. Bu, ne mühim değişikliktir!” (s.96-97).

Bebek
Bebek, günümüz

Mütareke yıllarında, romanda bahsi geçen zamandan yirmi iki yıl önce kadın ve erkek kamusal alanda ayrı yaşamaktadırlar. Ata Efendi’nin alıntıdaki bu şaşkınlığı önce Ayşen’den başlar. Ayşen, Ata Efendi’nin daha önce tanıdığı, bildiği kadınlara pek de benzemez. Otomobil kullanan, sinemaya, baloya, gazinoya giden, yabancı dil öğrenen, “yeni” bir kadın doğmaktadır. Modernleşme sürecine ışık tutan bu ayrıntılar eski ile yeninin çatışması olarak aktarılırken değişen sosyal çevreyi ve sınıfları da yansıtır. Buradaki önemli noktalar, eskiyi temsil eden Ata Efendi’nin yenileşme karşısında yaşadığı şaşkınlık, özlem ve memnuniyetsizlik ile yeninin, modernleşmenin “kentlileşmiş” ve buna alışmış insanlar üzerinden ilerleyeceği algısıdır. Ata Efendi’nin sıkça andığı eski İstanbul, artık çamurlu, kirlenmiş ve yok olmaya yüz tutmuştur:

“Ata, kokteylin sersemliği içinde koltuğa yaslanmış, dinleniyor. Fakat kafası harekette . . . Hem de mühim işleri bırakmış, İstanbul’un çamurlarını düşünüyor. “Şehrin eski halini bilseler, o devirde yaşasalar, ne derlerdi acaba? Çamur içinde pala çalardık. Yaman şeydi İstanbul çamuru!” (s.122-123).

Alemdar Sineması
Alemdar Sineması, günümüz

Bugünün Saraylısı’nda Dolmabahçe Sarayı eğlence mekânı olarak sıkça geçer. Burada Refik Halit Karay’ın Bir Ömür Boyunca’daki anılarında da geçen, Amerikan Missouri filosunun İstanbul’a geldiği zaman kendisinin de Dolmabahçe Sarayı’nda bulunduğunu söylediğini not düşmekte fayda var.

“Hey gidi Dolmabahçe Sarayı hey! Her şeyi aklına getirirdi; Abdülhamid’in muayede yaptığı salonda bir gün dekolte bir kadını önüne katıp yapışık vaziyette yarenlik, hatta biraz da korta edeceğini hatır ve hayalinden geçiremezdi.” (s.183).

Yine de Ata Efendi’nin bu nostaljik anımsamaları onu geçmişe hapsetmez, çok gönüllü olmasa da yeni olan mekânları, tüketim biçimlerini romanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde Ayşen’le denemeye devam eder. Fakat Ayşen’in, İstanbul’un lüks mekânlarına “cesurca” ve “girişken” yaklaşması karşısında da şaşırır ve şaşırdıkça “sesi kesilir”. Hem Cumhuriyet modernleşmesinin etkisi hem de 2.Dünya Savaşı etkisiyle değişmeye başlayan bir İstanbul manzarası çizilir ve bu yeni İstanbul’un yeni mekânlarında eskinin geleneksel yapısına ait unsurlar barınamaz:

“Dün gece Dolmabahçe’nin içi o saraylılarla doluydu. Ata, zihninden -ilk rastladığı değil, tesadüfen bir anda karşısına çıkardığı yabancı bahriye zabitiyle öpüşüveren- Deniz’i, belki Berin’i de araya sokarak bir modern saraylılar listesi yaptı; kapıp saray dehlizlerine koyuverdi. Dolmabahçe’nin kuhileşmiş, Sultan Aziz devrinden beri sesini kaybetmiş odaları, sofaları şenlendi. Filvaki bu modern gözdeler peltek şiveli konuşmuyorlardı; eskiler kadar ince belli, çiçek tenli, yabancılıklarından dolayı aynı bir cazibe sahibi değildiler, ama yine de güzeldiler; dekolte hasekilerdi! Fakat baş gözde, birinci kadın efendi muhakkak ki Ayşen’di; yarın bir şehzade doğuracak, padişah anası olacaktı sanki! Sarayın belki de inşasından beri görmediği letafette asıl saraylıya en çok benzeyeni vurguncu Yaşar’ın kızıydı!” (s.197).

Ata Efendi’nin şimdiyi geçmişe taşıması ilginçtir. Nitekim kitabın adı da bu düşünme biçiminin neticesidir. Ata Efendi geçmişle bugünü tüketim üzerinden iç içe geçirir. Ayşen başta olmak üzere diğer eğlence arkadaşlarını da safahat içinde hayat süren ve bulunduğu topraklardaki diğer insanlardan bihaber olan saraylılar gibi görür. Kendisini hiçbir zaman böyle görmeyecektir. (Yazının sonunda bu kısma ayrıntılı olarak da değineceğiz.)

Romanda, yeni türeyen meslek gruplarından da bahsedilir, bu da bize şehrin değişen ihtiyaçlarına aradığı cevaplara dair bilgi verir:

“Son senelerde, lokantalara ilaveten bir de mezeci dükkanları türemişti ki vitrinlerine bakanlar hünnak olmuşçasına yutkunmaktan kendilerini alamıyorlardı.” (s.72).

“Dolmuşa Taksim! ” Bu usul yeni başlamıştı; rağbet fazlaydı, bir tanesinde güçlükle yer buldu. Az sonra apartmanın önündeydi.” (s.171).

Taksim, 1940’lar

Ata Efendi sık sık geçmişle kıyaslamaya gittiğine göre şehirde dramatik değişimler olmuş demektir. Meze gibi hızlı tüketilen yiyeceklere ve tramvayla otobüse kıyasla daha hızlı bir ulaşım modeli olan dolmuşa rağbetin olmasını kentte ritmin artması yönünde yorumlayabiliriz. Bu hız Ata Efendi dışındaki herkes için yabancılaşmayı da beraberinde getirmiş gözükmektedir.

Ata Efendi’nin mukayeselerinin sebebi sadece nostaljik bir güdüden kaynaklanmaz, sınıfsal yanı da vardır. Romanın ikinci bölümünden itibaren Ayşen’le zengin hayatına geçiş yapsa da en başından beri Ata Efendi sınıfsal farklılıklara dikkat etmiştir:

“Yokuş? Şu İstanbul’un neresi var ki yokuşu olmasın? İş ve ticaret yerleri deniz kenarındadır. Akşamları kendisi gibi on kuruşun hesabını arayanlar, yani büyük çoğunluk yorgun argın yokuşa tırmanmak mecburiyetindedir; yokuş mahkumlarıdır, hani ya sinemada seyrettiği Volga Mahkumları’nın bir başka nev’i…” (s.67).

Ata Efendi sınıf farklılığının farkındalığından dolayı kendisini hiçbir zaman saraylı takımından düşünmez. Kendisine yabancılaşmamıştır. Ayşen ve içine girdiği yeni çevre başını ne kadar döndürse de kendisini sadece tüketim odaklı hayata kaptırmaz. Örneğin, Gedikpaşa’daki evi kapatmaz ve nihayetinde romanın son bölümünde Ayşen’in evlenip Mısır’a yerleşmesiyle o kagir eve geri döner. Ayşen’in ise İstanbul’la kurduğu ilişki bile tüketim ilişkisidir. İstanbul’daki lüks yaşamı tükettiğinde Mısır’ı ve Avrupa’yı hedefler; eş seçimini de bu doğrultuda yapar. Ata Efendi geçmişle bağını tam koparmamış, modernleşmenin getirdiği bitmek bilmeyen “yeni”nin hızına kendisini tam olarak kaptırmamış olanların temsiliyken Ayşen hızın ritminden sık sık başı dönen ve yönünü şaşırmış olanların temsili gibidir. Ata Efendi’nin geçmişle de şimdiyle de ilişkisi kararında ve akıllıca iken Ayşen’in şimdiyle, modern hayatla ilişkisi aşırıdır, sıkıntılıdır. Bu temsillerde kadın ve erkek rollerinin böyle kurgulanmış olmasını da bir soru işareti olarak bırakmak isteriz.

Bugünün Saraylısı, modernleşen ve ritmi artan bir İstanbul çerçevesi sunar. Bunu yaparken pek çok kültürel kodların farklılaşmasının altını eski-yeni mukayesesiyle çizer. Ata Efendi, yani kamusal alanda görünür olan “erkek”i ve ona dair tüm algıyı değiştirir: Yeniyi denemekten korkmayan, kadının yanında, gerisinde durmayı bilen ama hâlâ akıllı ve ölçülü olan erkek modelidir.  Eskinin “erkek” egemenliği, Ayşen’in yani “kadın”ın gelişiyle anılarda yaşamaya, kısmen tarih olmaya başlar. Kamusal alanda “eski” düşünce yapısına sahip erkeğin görünürlüğünün eski İstanbul gibi kaybolması, değişimin içinde kadınların da yeni halleriyle var olmaya başlaması modernleşmeye işaret ederken bu değişim Batılılaşan bir hayat üzerinden gösterilir.


[1] Refik Halit Karay, Bugünün Saraylısı, İstanbul,İnkılâp Kitabevi, 2014.

[2] Refik Halit Karay’ın eserlerini mekân üzerinden inceleyen bazı tez çalışmaları için bakınız:

Fatih Çakmak, “Refik Halit Karay’ın Romanlarında İstanbul”, Yüksek Lisans Tezi, Yıldız Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul: 2016.

Kübra Olkay, “Refik Halid Karay’ın Romanların İstanbul’un Sosyal Yaşamı”, Akdeniz Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Antalya: 2017.

Çiğdem İnanç Önal, “Sosyo-Kültürel Boyutlarıyla Refik Halid Karay’ın Romanlarında İstanbul”, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul: 2018.

Ferhat Karasu, “Refik Halid Karay’ın Romanlarında Mekân”, Yüksek Lisans Tezi, Mardin Artuklu Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Mardin: 2019.