.

Guillaume Apollinaire: Modern Edebiyatı Şekillendiren Şair

Yasin Kocadüz

Yirminci yüzyıl edebiyat dünyasının önde gelen isimlerinden Guillaume Apollinaire, yenilikçi şiirleri, devrimci fikirleri ve döneminin edebiyat ve sanat akımları üzerindeki derin etkisiyle silinmez bir iz bıraktı. 1880 yılında Roma, İtalya’da Wilhelm Albert Włodzimierz Apolinary Kostrowicki adıyla doğan yazar, daha sonra Apollinaire olarak tanınacak ve modernist edebiyatın gelişiminde önemli bir figür olarak kendini kabul ettirecektir.

Apollinaire’in erken yaşamı, babasının diplomatik kariyeri nedeniyle ailesi sık sık taşındığı için bir dizi yer değiştirmeyle geçti. Bu yolculuklar Apollinaire’i daha sonraki eserlerini büyük ölçüde etkileyecek bir unsur olan çeşitli kültürlere ve dillere maruz bıraktı. Sonunda 1900 yılında Paris’e yerleşip burada bir şair ve yazar olarak gerçek sesini buldu.

Apollinaire Paris’te kendini döneminin canlı sanatsal ve edebi çevrelerine kabul ettirip Pablo Picasso, Henri Rousseau ve Marcel Duchamp gibi, sanatsal ve entelektüel fikirlerinin gelişiminde önemli rol oynayacak önemli isimlerle arkadaş oldu.

Eserleri ve Katkıları

Apollinaire sadece bir şair değil, aynı zamanda öncü bir sanat eleştirmeniydi. Eleştirel denemeleri, Kübizm ve diğer avangart sanat akımlarının anlaşılmasını teşvik edip şekillendirmeye yardımcı olarak edebiyat ve görsel sanatlar arasındaki köprü rolünü pekiştirdi.

Apollinaire’in şiirlerinde rüyaları, bilinçaltını ve mistik olanı keşfetmesi, 1920’lerde ortaya çıkan sürrealist hareketi büyük ölçüde etkilemiştir. Sürrealizmin kurucusu André Breton, Apollinaire’i hareketin fikir ve tekniklerinin öncüsü olarak kabul etmiştir.

Örneğin “Calligrammes”da (1918), görsel şiirle olan deneyselliğini yeni boyutlara taşıdı. Bu şiirler sadece okunmak için değil, aynı zamanda görülmek içindi. Apollinaire, tipografi ve mizanpaj aracılığıyla kelimelerle imgeler yaratarak şiirin çok duyulu bir deneyim olarak başarabileceklerinin sınırlarını zorladı. Bu çığır açan çalışma, somut şiir ve görsel sanattaki modern gelişmelerin habercisiydi.

Biz bu yazımızda, Calligrammes’dan beş yıl öncesine, Apollinaire’in en ünlü eserlerinden biri olan “Alcools”un yayınlandığı 1913 yılına gideceğiz. Geleneksel şiir formlarından önemli bir ayrılışı işaret eden bu şiir koleksiyonu, okuyucuları Apollinaire’in parçalı anlatımlar, serbest nazım ve çarpıcı imgelerle karakterize edilen yenilikçi yaklaşımıyla tanıştırdı. Şair, kübizm, fütürizm ve hatta folklordan ilham alarak çeşitli sanat formlarını ve ortamlarını harmanlama yeteneğini de bu derlemede sergiledi.

Alcools Üzerine

Apollinaire’in “Alcools” adlı eseri, geleneksel şiir formlarından ayrılmasıyla ünlüdür. Şair, düzenli vezin ve kafiyeyi etkili bir şekilde terk ederek serbest nazımı benimser ve şiire yeni bir ritim getirir. Gelenekten bu kopuş, 20. yüzyılın başlarında sanatta, özellikle de sanatçıların benzer şekilde biçim ve perspektifle deneyler yaptığı resim ve heykelde süregelen dönüşümleri yansıtıyordu.

“Alcools”te Apollinaire, genellikle farklı imge ve fikirleri yan yana getiren bir kolaj tekniği kullanır. Bu yöntem, gerçeklik ve hayal gücü arasındaki çizgileri bulanıklaştırarak rüya gibi bir nitelik yaratır. Şiirlerin çoğunda noktalama işaretlerinin kullanılmaması da bu etkiye katkıda bulunmakta, düşünce ve imgelerin dilbilgisinin geleneksel engelleri olmaksızın özgürce akmasına izin vermektedir.

Derleme, aşk, umutsuzluk ve modern yaşamın karmaşıklığı gibi çeşitli temalara değinir. Apollinaire’in Paris’teki deneyimleri, özellikle de romantik ilişkileri, şiirleri büyük ölçüde etkiler. Şiirlerin tonundaki duygusal çeşitlilik şairin kişisel mücadelelerini ve I. Dünya Savaşı öncesi Avrupa’sının çalkantılı atmosferini yansıtır. Savaş “Alcools”te yinelenen bir temadır. Daha sonra I. Dünya Savaşı’na katılacak olan Apollinaire, yaklaşan çatışmayı ve bunun toplum ve birey üzerindeki potansiyel etkilerini önceden tahmin eder. Bu önsezi duygusu, teknolojideki ilerlemeler ve değişen sosyal normlarla birlikte değişen dünya üzerine fikirlerine dokunur.

Apollinaire şiirlerini kendi deneyimleri ve duygularıyla besleyerek kişiselleştirir. Aynı zamanda, mitolojik ve tarihi figürlere sık sık atıfta bulunarak kişisel deneyimlerini daha geniş bir kültürel ve tarihi bağlamla ilişkilendirir. Kişisel olanın mitsel olanla bu şekilde harmanlanması, aşk ve kayıp gibi temaları keşfetmesine derinlik katar.

Şair, “Alcools” adlı eserinde Orpheus ve Eurydice mitine göndermelerde bulunur. Derlemenin Orfik (fr. Orphique) bir eser olduğunu söylemek yanlış olmaz; zira her şiir Orfik mitemler barındırır. Buna örnek vermeden önce mitin kendisinden bahsetmekte fayda var.

Orpheus ve Eurydice

Orpheus ve Eurydice efsanesi, Yunan mitolojisinde aşk, müzik ve kayıp mutluluğun peşinde koşma etrafında dönen dokunaklı ve trajik bir hikayedir. Bu hikâye tarih boyunca sayısız sanat, edebiyat ve müzik eserine ilham kaynağı olmuştur.

Orpheus yetenekli bir müzisyen, şair ve efsanevi bir lir sanatçısıdır. Müzik tanrısı Apollo ile epik şiirin ilham perisi Calliope’nin oğludur. Orpheus olağanüstü bir müzik yeteneğine sahiptir ve ezgilerinin en vahşi hayvanları bile büyüleyecek, kayaları ve ağaçları dans ettirecek kadar büyüleyici olduğu söylenir. Eurydice ise zarafeti ve çekiciliğiyle bilinen güzel ve nazik bir su perisidir (fr. nymphe). Orpheus bir gün ormanda lirini çalarken, Eurydice sesi takip eder ve Orpheus’u bulur. Birbirlerine âşık olan iki kahraman için bu ilk görüşte aşktır. Birbirlerine derinden âşık olan çift, kısa süre sonra evlenir. Aşkları tüm ülkede kutlanır (büyük olasılıkla Trakya) ve hiçbir şey onları ayıramayacak gibi görünür.

Düğün günlerinde Eurydice şehvetli bir satirden kaçarken zehirli bir yılan tarafından ısırıldığında Eurydice ölmüş, Orpheus’un kalbi kırılmış ve teselli edilemez bir halde kalmıştır. Onun yasını öylesine kederli bir müzikle tutmuştur ki tanrılar bile ona acımıştır. Sevgili Eurydice’inin kaybına dayanamayan Orpheus cesur bir karar verir. Onun geri dönmesi için tanrılara yalvarmak üzere Hades’in diyarı olan Yeraltı Dünyası’na inmeye karar veriri. Sadece liri ve inanılmaz müzik yeteneğiyle donanmış olan Orpheus, böylece ölülerin karanlık ve önsezili diyarına doğru yola çıkar.

Orpheus Yeraltı Dünyası’na girdiğinde, müziği o kadar büyüleyicidir ki, vahşi koruyucu Cerberus’u (Yeraltı Dünyası’nın girişini koruyan çok kafalı bir köpek) sakinleştirir. Yeraltı dünyasının yöneticileri Hades ve Persephone de Orpheus’un müziğinden etkilenir ve ona yardım etmeyi kabul ederler. Ancak bir şartla: Orpheus, her ikisi de yukarıdaki dünyaya ulaşana kadar ona arkasına bakmadan Yeraltı Dünyası’ndan çıkmasına öncülük etmelidir. Orpheus bu şartı kabul eder ve Eurydice’in yakından takip ettiği tırmanışa başlar. Ancak Orpheus endişe ve şüphe içinde Eurydice’in hâlâ orada olduğundan emin olmak için arkasına bakmaktan kendini alamaz. Böylece sevgilisi Yeraltı Dünyası’nın gölgelerine geri döner. Orpheus koşulu yerine getirememiş ve Eurydice’i sonsuza dek kaybetmiştir. Kalbi kırılmış ve yıkılmış olan Orpheus, yalnız ve kederle dolu olarak yukarıdaki dünyaya geri döner. Kederli müziğini çalarak yeryüzünde keder içinde dolaşır, ancak Eurydice’in yerini alacak başka bir aşk bulamaz. Sonunda, Dionysos’un kadın takipçileri olan bir grup çılgın maenadın elinde trajik bir ölümle karşılaşır: Maenadlar tarafından parçalara ayrılıp Evros (Meriç) nehrine atılır.

Orpheus ve Eurydice’nin hikâyesi aşk, kayıp, insan varlığının kırılganlığı ve müziğin karşı konulmaz gücü temalarını işleyen bir efsanedir. En yetenekli ve kararlı bireylerin bile kaderin kaprislerinin ve insan doğasının sınırlamalarının üstesinden gelemeyebileceğini hatırlatır. Apollinaire’in Alcools isimli eseri de bu temaları işler.

Orfik bir derleme olarak Alcools

Şair bu temaları işlerken, hikâye iki ayrı dünyada müşterek bir şekilde yol alır. Gerçek olanla mitolojik olanın sınırları arasındaki çizginin kaybolduğu bu yeni dünyada şair kayıp sevgilisini tekrar bulmak üzere yer altı dünyasına iner. Kitabın ilk şiiri Zone’un (Bölge) ilk dizesi, yirminci yüzyıl Paris’i ile bu mitolojik dünya arasındaki sınırların muğlaklaştığı, kayıp aşk yüzünden yaşanmaz hâle gelen bir dünyaya yapılan sitemle başlar: A la fin tu es las de ce monde ancien: Sonunda bu eski dünyadan bıktın. La maison des morts (Ölüler evi) isimli şiirde gömülmeden önce iyi giydirilmiş ölüler vitrinde sergilenir. Bu şiirde Orfik olan şey, tüm ölülerin hayata dönmesi, vitrinlerinden çıkması ve Paris’te dolaşmasıdır. Şairin ve ölülerin uyanışı ile canlanan anısıyla birlikte ölüler ve yaşayanlar ayrılmaz hale gelir. Bu iniş derlemenin birçok şiirinde dikey bir hareketten ziyade yatay düzlemde geriye yapılan hareketlerle ifade edilir, bu ekseriyetle bakışla olur, Orfik bir bakış: J’ai eu le courage de regarder en arrière (Geriye dönüp bakacak cesareti buldum).

İkinci şiir La Chanson du Mal-Aimé (Sevilmeyenin şarkısı), tıpkı Eurydice gibi, uzaklaşan ve kaybolan kadını merkezine alarak aşka düzülen bir ağıttır. Şair ilerleyen şiirlerinde bu kaybolan aşkının verdiği acıyla hareket halinden çıkıp statik bir duruma girer, dolayısıyla efsanedeki Orpheus’un aksine hareket etmez; aktif durumdan, pasif duruma geçer. Ancak bu pasivite ozanın, hem Apollinaire hem de Orpheus, büyüleyici şarkısıyla son bulur. Dolayısıyla müzik ve acı, statik şairin aksine, eserde itici bir güç olarak görünmeye devam eder.

Eserdeki bir başka mitem de karanlık ve aydınlığın birbirini takip etmesi, eserdeki karakterlerin bu iki dünya arasında yer değiştirmesidir.  Şiir ve ışık tanrısı Apollon’un oğlu Orpheus, ışığı, aydınlığı ve içinde bulunduğumuz dünyayı simgelerken, Eurydice’in içinde bulunduğu Yeraltı Dünyası karanlığı ve/veya gölgeyi simgeler. Bu zıtlık (fr. oxymore) neredeyse tüm şiirlerde karşımıza çıkar: Ô mon ombre ô mon vieux serpent (Ey gölgem, ey o yaşlı yılan)… Clothilde’de bu zıtlık ve yer değiştirme şu şekilde ifade edilir: Passe il faut que tu poursuives / Cette belle ombre que tu veux (Geç, takip etmelisin / İstediğin o güzel gölgeyi). Böylece tıpkı Orpheus gibi iki dünya arasında gidip gelen şair, sadece geçerken yaşadığını, zira sevgilinin (Eurydice) aranmadığı bir zaman-mekânın hayattan yoksun olduğunu söyler okuyucuya. Mekanlar arasındaki bu geçişi ifade eden bir başka metafor da kapı figürüdür. Le voyageur (Seyyah) isimli şiir şöyle açılıyor: Ouvrez-moi cette porte où je frappe en pleurant (Ağlayarak çaldığım şu kapıyı açın). Dolayısıyla seyyah iki dünya arasında seyahat eden şairin ta kendisidir ve tıpkı cehennemin kapılarının başında ağlayıp ağıtlar yakan Orpheus gibi, şair de bu kapının önünde şiirler yazar. Yine de şair dünyanın kendisine tamamen erişemez; zira kapının arkasındaki hain sırıtma şairin varoluşu önündeki bir engeldir: La porte adlı şiirin ilk dizisi bu ironiyi şöyle ifade eder: La porte de l’hôtel sourit terriblement / … / pour qui seul rien n’existe (Otel kapısı korkunç bir şekilde sırıtıyor / … / hiçbir şeyin yalnız var olmadığı kimse için)

Derlemenin en dikkat çeken şiiri Cortège’dir (Kortej). Son derece Orfik bu şiir, yukarıda bahsettiğimiz tüm mitemleri bünyesinde barındırır: Katabaz (fr. catabase), tutku, ölüm, yeniden hayata döndürme, parçalanma (şairin bedeninin maenadlar tarafından parçalara ayrılması), dünyalar arası geçiş ve bu geçişe analoji oluşturan geriye dönük yapılan hareket (Orfik bakış). Bu hareket bir kuşun hareketi olabilir: Oiseau tranquille au vol inverse (Sessiz kuş ters uçuşta). Şair burada tıpkı Yeraltı Dünyası’ndan Eurydice’i ile birlikte yüzeye çıkan Orpheus gibi arkasına bakıyor. Bu bakış ne yazık ki sevgilisinin ölümünü, bir gölgeye dönüşüp tekrar Yeraltı Dünyası’na gidişine sebep olacak. Derlemenin ana teması da bu. Zira aynı şiirin ilerleyen bölümünde şöyle diyor Apollinaire: Une voûte entre vous et toutes les lumières / Et je méloignerai m’illuminant au milieu d’ombres (Seninle tüm ışıklar arasında bir kubbe / Uzaklaşacağım gölgelerin ortasında parlayarak). Bu kayıp aşkın sonrasında şair geri dönecek. Ancak bu geri dönüş fiziki bir geri dönüş değil, zira şairin arkasını dönüp sevgilisine bakması aşkının kaybolmasına sebep olmuştu. Şair artık geçmişe dönmek isteyecek; çünkü hayatın kendisi, geçmişte, şairin anılarındadır: Je ne vis que passant ainsi que vous passâtes / Et détournant mes yeux de ce vide avenir (Sen geçip giderken gördüm sadece / Bu boş gelecekten gözlerimi kaçırırken) Böylece geçmiş, yaşayan bir varlığa dönüşürken, önümüzdeki gelecek, bir izdüşüm, metafizik bir vizyondan öteye gidemiyor.

Guillaume Apollinaire’in kısaca incelediğimiz “Alcools” adlı koleksiyonunda somutlaştırdığı şekliyle Orfizm, geleneksel edebi formlardan bir kopuşu, mit, müzik ve bilinçaltı alemlerine bir yolculuğu temsil ediyor. Apollinaire, yenilikçi dil ve imge kullanımıyla modernist edebiyatın gelişimine önemli katkılarda bulunmuş ve gelecekteki şair ve sanatçıların yaratıcılık ve ifadenin sınırlarını keşfetmelerinin önünü açmıştır.

Guillaume Apollinaire’in 1918’de 38 yaşındayken zamansız ölümü, hala gelişmekte ve sınırları zorlamakta olan bir kariyeri yarıda kesti. Bununla birlikte, etkisi sonraki on yıllarda da yankılanmaya devam etti. Gelecek nesil şair, yazar ve sanatçılara geleneklere meydan okuma ve yeni ifade biçimlerini benimseme konusunda ilham vererek 20. yüzyıl edebiyatı ve sanatında silinmez bir iz bıraktı.

Apollinaire’in yenilikçi ruhu ve dilin ve sanatın keşfedilmemiş bölgelerini keşfetme isteği, çağdaş yaratıcılar için bir ilham kaynağı olmaya devam ediyor. Onun mirası bize hayal gücünün önemini, yerleşik normlardan kurtulmanın önemini ve yaratıcılığın sınırlarını yeniden tanımlamaya cesaret edenlerin kalıcı etkisini hatırlatıyor. Modern edebiyatı şekillendiren şair Guillaume Apollinaire, sanatın ve kelimelerin sürekli gelişen dünyasında zamansız bir figür olmaya devam ediyor.

Kaynaklar:

Gayraud, I., Gély, V. (Éditeur de série), & Franco, B. (Éditeur de série). (2019). Chants orphiques européens: Valéry, Rilke, Trakl, Apollinaire, Campana et Goll. Classique Garnier.

Apollinaire, Guillaume. (1920). Alcools. Éditions Gallimards