Vulvadan Süt Sağmak: “Nemfomanyak I ve II” Filmlerinin Psikanalitik İncelemesi

Tülinay Kambur

Bu yazı, Lars von Trier tarafından yazılıp yönetilen, dünya çapında tartışmalara yol açan 2013 yapımı Nemfomanyak filminin psikanalitik incelemesini içermektedir.

Film, bakir bir adam olan Seligman ile hayatı tamamen seksle dolmuş bir kadının (Joe) kesişimi ile başlamaktadır. Aslında biri hiç cinsel deneyim yaşamamış ve diğeri çok fazla yaşamış gibi görünse de ikisinin ortak bir yönü vardır; kimseye gerçekten temas etmemiş, sevişmemiş ve yakınlaşmamışlardır. Her iki karakterde de yetişkin cinselliği oluşmamıştır. Örneğin Seligman, dinledikleri karşısında cinsellikten tamamen uzak yorumlarda bulunmakta; Joe ise cinselliği, bir bebeğin cinselliği şeklinde deneyimlemektedir. Joe’nun agresyonu, cinselliği gibi tamamen dağılmış ve ortaya saçılmış haldedir. Benzer bir şekilde, Seligman’ın agresyonu da (tıpkı cinselliği gibi) yok gibidir. Seligman sanki Joe’nun hikayesindeki agresif ve saldırgan tarafları temize çekmeye çalışmaktadır. Joe’nun hikayesindeki bazı unsurlar Seligman’ı son derece rahatsız etse de, Selingman bunları müthiş bir olgunlukla karşılayıp hepsi hakkında bir fikri varmış gibi yapar. Kısaca ikisinin ortak özelliği, cinselliklerini ve agresyonlarını ele alamamaları ve anlam verememeleridir. Biri bunu tamamen dağılmış bir şekilde yaşarken, öteki ise yok sayarak yaşamaktadır.

Zaten yetişkin cinselliğinin oluşması ve tabiri caizse agresyonun bir kaba sığdırılması, bir benliğin oluşması ile mümkün olacaktır. Benlik, muhakkak bir ötekine temas ile oluşacaksa eğer, bu iki kişinin birbirine temas etmediğini söylemek yanlış olmaz. Nitekim bu iki karakter arasında gerçek ve insani bir yakınlaşma olmaya başlamışken, Seligman yakınlaşma olasılığını taşıyamayarak filmin sonunda bunu sabote etmektedir. Seligman’nın Joe ile seks yapmak istemesi ve Joe’nun da onu vurması, bu temasın onları dehşete düşürmesi ile gerçekleştirilen eylemlere benzemektedir.

Joe’nun ruhu sanki alevler içinde yanmakta; bedeninin olduğu yerde bir gölge gibi ona eşlik etmektedir. Joe her yere o ruhu ile gider ama bedeni acı çekmez, sadece ruhu hisseder bu yangını. Ruhu ve bedeni birbirine temas ettiğinde ve o alevlerin acısını hissetmeye başladığında, ikisini ayrı tutmak için seks yapması gerekmektedir. Aksi takdirde bu acı onun için katlanılmaz derecede dehşetli olur. Örneğin, ikinci filmin bir sahnesinde, Joe grup terapisine gider; üç hafta, beş günlüğüne seksi bırakır ve iki film boyunca kendisiyle karşılaşmaya en yakın olduğu anı yaşar. Grup terapisinde gerçekten hissettiklerini söyleyeceği sırada aynada çocukluğunu görür. İçindeki çocukla ilk defa temasa geçtiği bu âna ve bunun ona hissettirdiklerine dayanamayan Joe, terapi sürecini yıkan eylemlerde bulunup sekse devam eder. Cinselliği reddetmek, hayatında ilk defa onu çok kısa bir süre için bile olsa gerçek kendiliği ile karşılaştırmış olup, ruhunda cereyan eden yangının çok az bir kısmını deneyimlemiş olmaktadır.

Joe’nun yanan ruhu ve hoyratça kullandığı bedeni arasında köprü vazifesi gören tek yeri vulvası gibidir. Vücudunun geri kalanı hapiste, hareketsiz ve felçli gibi görünmektedir; tıpkı mumyalanmış bir beden gibi. Tüm bedeni vulvasının dudaklarına kadar mumyalanmış ama sadece vajinası açıktadır sanki. Ruhunun tek iletişim yolu oradan geçmektedir; mumyalamanın açık olduğu vajinadan. Joe, ruhunda oluşan alevleri arzu zannetmektedir. Türkçede “ateşli olmak” deyimi, arzulu olmak, cinsel olarak hareketli olmak anlamına gelir. Halbuki Joe’nun ruhu, dehşetli bir acı çekmektedir. Joe’yu görenler de, muhtemelen onun alevlerini ateşli olmak olarak yorumlamakta ve onu bir seks objesi olarak görmektedirler. Joe’nun tüm bedeni mumyalanmış olduğu için ölü gibidir, hiçbir şey hissetmez ve cansızdır; sanki üç boyutlu değil, iki boyutludur. Bu yüzden de Joe yaşarken ölmüş, ölmeden mezara girmiştir. Dolayısıyla bu; olağanüstü bir korku, acı, öfke, çaresizlik ve dehşet gibi duygular hissetmesine neden olur. Dışarısı ve öteki ile teması da yoktur çünkü mumyanın içinde hapsolmuş ve sonsuz bir yangına mahkûm edilmiştir. Ötekilerle kurabildiği tek temas ve onlardan alabildiği tek ilgi, ateşini söndüreceğini zannettiği seks olmaktadır. Nitekim filmdeki en acıklı sahnelerden biri olan trende kimseye çaktırmadan mastürbasyon yaptığı anlar, Joe’nun kendisini bir mumya gibi hissettiğinin örneklerinden biridir. Diğerleri ile temasa geçmesi imkânsız gibi görünen Joe, aynı zamanda ötekilere müthiş derecede ihtiyaç duyar. İşte bu ikileme çok iyi bir çözüm bulan Joe trende, bedeni tamamen tepkisiz bir şekilde ve yaptığını bütünüyle gizlemeye çalışarak mastürbasyon yapar. Tıpkı bir mumya gibi sadece vajinasında hareketlilik olmaktadır, vücudunun geri kalan kısmı cansız gibidir. Ama tamamen bireysel olduğu bu eylemi yalnız yapamaz, çünkü aslında yanında insanlar olmadan duramayan küçük bir bebek gibidir.

Joe âşık olduğu Jerome’a kavuştuğunda ve onunla nihayet seks yerine sevişme ihtimali gerçekleştiğinde ise orgazmını kaybeder. Yani bu sefer de ruhuna dair bir şeyler hissetmiş, ruhuyla bağlantı kurmuş olan Joe, bu defa vulvasını mumyalar ve cinselliğini felç eder. Hem bedeninin hem de zihninin eş zamanlı olarak benzer duyguları yaşaması Joe için katlanılamaz olacaktır.

Peki Joe neden böyle olmuştur? Kendisini nasıl mumyalamıştır veya çok küçük yaştan itibaren obsesif bir şekilde vulvası ile ilgilenmektedir?

Salvador Dali: The Great Masturbator (1929)

Fairbairn (1994) bebeğin, tamamen bağımlı olduğu annesinin kendisini sevmediğine ilişkin hislerinin onda “başlı başına yıkıcı bir duygulanımsal deneyim” yarattığına inanmaktadır. Bu sevilmeme deneyimi bebekte yoğun aşağılanma duygusu yaratır ve bebeğin önemsenmeyen veya küçümsenen ihtiyaçlarından kaynaklanan bir utanç duygusu deneyimlemesine neden olur. Bebek kendini değersizlik, yoksulluk veya muhtaçlık seviyesine düşürülmüş hisseder. Aynı zamanda bebeğin hissettiği fazla talepkarlık ise, anneyi yok eden ve yıkanın kendisi olduğunu düşünmesine neden olur. Yani bebek annesindeki görünür sevgi eksikliğinin nedenini, kendisinin o sevgiyi yıkması olarak deneyimlemektedir. Dolayısıyla bebek kendi sevgisini de yıkıcı ve kötü olarak algılayacaktır. Joe belki de bu yüzden tümüyle kötü biri olduğuna inanmakta ve hikayesini dinledikten sonra kötü olmadığına inanacak bir Seligman aramaktadır.

Fairbairn’e göre bebek için annesinin bakışındaki ve sevgisindeki eksiklik o denli dehşet verici bir deneyim yaratır ki, bebek bir dağılma veya ruhsal ölüm riski altındadır. Bebek için tamamen patlama veya libidonun tamamen boşalması olasılığı vardır. Bebek tamamen boşlukta ve annesiz kalmak yerine, kötü nesnelerle ilişki kurarak kendini onlara bağımlı hale getirir. Bebek sevmeyen, kabul etmeyen, reddeden nesnelere tekrar tekrar gidecek ve onlara yapışarak kendi sevgisinin zehirli etkilerini deneyimleyecektir. Tüm bu kötü nesnelere yapışmak ruhsal ölümün yaşatacağı acıyı deneyimlemekten genellikle yeğdir. Dolayısıyla Joe’nun cinsellikle bütünleşmiştir çünkü kendisini bütünüyle bir bebek gibi hissetmektedir. Cinselliğini ayrıştıracak ve ona anlam verecek kapasitesi, kendisinin içeri ve dışarısını ayıracak sınırları daha oluşamamıştır. Dolayısıyla bir içi de oluşamamıştır; bu yüzden Joe iki boyutlu veya bir mumya gibidir. Bir içe yer açacak bir alanı yoktur. Bu alanın oluşması için ise ona bakacak, onunla ilgilenecek, gözleri onun üstünde olacak bir anneye ihtiyaç vardır. Fakat Joe’nun sadece, kendi sözcükleri ile “Cold bitch” dediği bir annesi vardır; bu anne aslında yok gibidir.

Nitekim bir iç’in oluşması için Winnicott (1965), bebeğin ihtiyaçlarını anlayabilecek, onun için orada olabilecek, bebeğe göre çevreyi, ortamı ve kendisini adapte edebilecek “yeterince iyi bir annenin” varlığına gereksinim olduğunu söylemektedir. Filmde, evde varlığı bilinen ama Joe ile hiçbir teması olmayan, yüzünde Joe veya başka birisi için herhangi bir duygu oluşmayan; bir nesne gibi hareketsiz, donuk, ölü bir kadın görülmektedir. Bir yandan Joe’nun onunla ilgilenen, ona sıcaklık veren, özel alan açan bir babası vardır. Belki Joe’yu öyle ya da böyle tamamen aklını yitirmekten kurtaran da bu olmuştur. Nihayetinde babasının ona yönelik tutumları bir parça koruyucu olmuş olsa bile, bu tutumun bebekken bir işe yaradığı söylenemez. Nitekim Winnicott (1966), “sadece bebek diye bir şey yoktur, bir bebek ve birisi vardır” diye belirtmektedir. Buna göre, bebeği ve anneyi ayrı varlıklar olarak değil bir bütün olarak algılamak gerekmektedir. Bu bütünlük nedeniyle bebeğin zihinsel gelişimi annenin zihinsel işleyişi ile doğrudan bağlantılıdır. Bu açıdan bakıldığında bebek Joe ihtiyaç duyduğu memeye sahip değildir; onu doyuracak, besleyecek, bakım verecek bir memesi, annesi yoktur. Bu yüzden memeden alması gereken haz yerine kendi vulvasından haz almayı denemiştir. Bir biçimde onu doyuracak bir öteki yok ise, kendi kendisine doyum sağlayacağı cinselliğini bulmuştur.

Önceleri kompulsif bir biçimde mastürbasyon yapan Joe, zamanla el artırarak başkaları ile seks yapmıştır.  Bunu yaparken genel mottosu insanlara ihtiyaç duymamak şeklindedir. Yani onları sadece seks için kullanır; onlara seks için ihtiyacı vardır ama birilerine ihtiyaç duymaya da katlanamaz. Bu onun için müthiş bir ambivalanstır. Aslında Joe ötekilere müthiş muhtaç olacağı bir sistem inşa etmiş; tüm hayatını seks yapacağı insanlarla doldurmuştur. Neredeyse bir an bile yalnız kalamaz. Fakat tek bir ötekine bağlanmayarak, seks yaptığı insanları sürekli değiştirerek ve en önemlisi onlarla sevişmeyerek ötekilere muhtaç olmadığı ve sadece onları kullandığı bir illüzyon yaratmıştır. Zira Joe, ötekine muhtaç olma ve bu muhtaciyetin karşılanmaması karşısında bütünüyle parçalanmış hissetmektedir; muhtemelen kendi bebekliğinde hissettiği gibi. Ötekine muhtaç olmak, onda müthiş bir öfke ve muhtaç hissettiği ötekine karşı büyük bir haset hissetmesine sebep olmaktadır. Bu yüzden onları aşağılama ihtiyacı duyar. Tıpkı kendi ihtiyaçları karşısında aşağılanmış hissettiği gibi. İnsanları küçümser ve onların kendisine karşı hissettikleri veya birbirilerine hissettikleri ile alay eder. Örneğin son derece kırılgan ve reddedilmiş hisseden genç kızların oluşturduğu toplulukları, aşk ile mücadele etmektedir. Ergenliğe yeni adım atmış ve hala çocukluktan izler taşıyan bu genç kız grubunun asıl amacı, filmde de gösterildiği haliyle bir poşet bonibon yemektir, fakat bu basit arzunun gerçekleşmesi onlar için o kadar zor olmuş olsa gerektir ki, bu bonibonun bedeli ne yazık ki bir tren dolusu adamla yatmaktır. Bu yüzden de çok büyük bir hasetle sevilmeye duydukları özlemi reddetme oyunu oynamaktadırlar.  Bütünüyle erkekleri manipüle edip onları silmeye çalışırlar fakat kendilerine olanı fark etmezler bu güç oyununun içinde. Amaç erkekleri seks yaparak ezmektir. Halbuki seksi kendileri için sadistik bir araca dönüştürdüklerinde, doyum ve haz sağlamaları gereken sevişme, onlar için bir işkence aleti olan sekse dönüşmekte; haliyle sadistik veya mazoşistlik bir nesne haline gelmektedir.

Fairbairn’e göre içsel nesne ilişkilerini birbirine bağlayan tüm sevgi ve nefret bağları, özü gereği patolojiktir ve anneden alınamayan sevgi yetersizliğinden türemektedir.

Bu içsel nesnelerin bir kısmının çalışma biçiminde, iç dünyanın asla tatmin edemeyeceği ama sürekli tekrarlanan bir arzu uyandırma durumu gerçekleşebilir. Bebeğin kendisine duyulan arzuya yol açmak için duyduğu çaresiz bir ihtiyaç ile bu ihtiyaca yönelik yoğun saldırganlık arzusu arasında sıkı bir bağ oluşmaktadır. Bu ikili ilişkide yoğun bir ruhsal esaret vardır. Bu ikili hem hapseden hem hapsedilendir; hem taciz eden hem taciz edilendir. Jeromu’un Joe’ya yüzük alması üzerine cindirella diye onunla dalga geçmesi ve yüzüğü ateşe atması da bu konuda verilebilecek örneklerden biridir. Halbuki Joe’nun muhtemelen en büyük arzusu, annesinin cindirellası olmak ve en güzel kız çocuğu olarak görülmektir. Zaten filmde sık sık konusu geçen dişbudak ağacı da Joe’nun fantezisini izleyiciye anlatır niteliktedir. Filmde geçen haliyle dişbudak ağacı ormanın en güzel ağacıdır, diğer ağaçlar onu kıskanır, tüm sağlam dallar ondadır. Fakat kış gelip de yapraklarını döktüğü zaman, diğer ağaçlar onun kara tomurcuklarını fark edip onunla alay eder ve küçümserler. Fakat kış geçtiğinde dişbudak ağacı tekrar ormanın en güzel ağacı olur ve diğerlerine gününü gösterir. İşte Joe dişbudak ağacı olmayı hayal etmektedir. Ama bu arzusu o kadar gerçekleşmemiş ve o kadar çok hayal kırıklığı yaşamıştır ki, kendisini dişbudak ağacına haset eden ve onunla dalga geçen diğer ağaçlar konumunda bulmaktadır.

İşin özü, Joe aslında sadece annesi tarafından bakılmak, ilgilenilmek, görülmek ve sevilmek isteyen bir bebektir. Zira Joe’nun Jerome tarafından tekrar tekrar alınmak ve geri konulmak istemesi, onun eşyalarından biri gibi olmak istemesi veya Jerome tarafından tüm deliklerinin doldurulmasını istemesi, annesinden beklediği ilgiyi tarif etmektedir. Annesinin bakışını kendisine yöneltmek için hiçbir yol bulamayan Joe, en rahatsız edici şekilde davranarak annesinin dikkatini çekmeye çalışmış fakat yine de başarılı olamamış bir bebektir. Bunu, çocukken ameliyat olmayı tek başına beklerken aklından geçenleri Seligman’a anlatırken söylemektedir. “Koca evrende yapayalnız, tek başına, kendisinden başka hiçbir şeyin varlığı yok” olarak tanımlamıştır. İşte Bebek Joe’nun ve sonrasında yetişkin Joe’nun hissettiği duygu budur; dehşetli bir boşluk ve hiçlik hissi. Seligman da kendi hissettiği duyguyu ona anlatır. Edgar Ellan Poe’dan alıntı yaparak, “ölene kadar panik ve korku duygusundan kurtulamayan bir deliryumun içindesin” gibi diye tarifler bu dehşetli boşluğu. Eğer bir bebek temas ve dokunmaktan muaf bir hayat yaşarsa hissedeceği şeyler muhtemelen buna benzer bir şekilde cereyan edecektir. Anlam veremediği bir yalnızlık, korku, her şeyin birbirine kaydığı bir boşluk ve dağılma hissi, onu oradan çıkaracak bir bakışın yoksunluğu. Bu durumdan çıkmak için, bir bebek kendi bedeninden başlamak üzere ne bulursa yapacaktır. Joe’nun ve Seligman’ın tariflediği bu hadiseye dair en iyi açıklamalardan birini Winnicott “Çöküş Korkusu” makalesinde tanımlamış olabilir. Bu makalede Winnicott, çok erken dönemde yaşanan ama yaşandığı algılanamayan (çünkü yaşandığı sırada bebek olduğu için deneyimleme süreci daha gelişmemiştir) bir çöküşün, tıpkı sisli bir fırtına gibi kişiye hayat boyu eşlik eden ve her an yaşanıyormuş hissi veren çöküşün insan üzerindeki görünümünü tanımlamaktadır.

Belki de bu nedenle Joe kendi bebeği olduktan sonra sadist bir adamın yanına gidip mazoşistik eylemlerde bulunur. Kendi bebeğinin olması ile kendi bebeklik ihtiyaçları artık sadece seks ile bastırılamayacak kadar yoğunlaşmıştır. Bu yüzden onu kundak arzusundan vazgeçirecek bir şey kalmamıştır geriye. Ona düzenli bir alan açan, onu iplerle ve bantlarla bağlayarak kundaklanmış ve güvende hissettiren Bay K’nın yanında bulur soluğu. Kundakla bağlandıktan sonra ona düzenli bir şekilde dokunulur. Bu dokunmaların, onun canını çok yakması, hissettiği sonsuz ve dehşetli boşluğun yanında umursayacağı son şey gibi görünmektedir.

Kaynakça

1- Ogden, T. H. (2011). Uluslararası Psikanaliz Yıllığı, “Fairbairn Neden Okunmalı?”, Sel Yayıncılık.

2- Winnicott, D. W. (1965). The Maturational Processes and the Facilitating Environment: Studies in the Theory of Emotional Development. Routledge; New edition (1990).

3- Winnicott, D.W. (1966). Aile ve Bireysel Gelişim. New York: Temel Kitaplar.

4- Winnictt, D.W. (1974). Fear of Breakdown. International Review of Psycho-Analysis, 1:103-107. Çev: İbrahim Deniz.

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*