Marcus Graf: “Onat’ın eserlerini hem bireysel hafıza hem de toplumsal göç deneyimleriyle ilişkilendirdik.”

Burcu Dimili

Filiz Piyale Onat’ın Omorika adlı sergisi, Marcus Graf küratörlüğünde 12 Nisan 2026’ya dek Decollage Art Space’te izleyiciyle buluşuyor. Filiz Piyale Onat’ın peyzajları, manzarayı yalnızca estetik bir görüntü olmaktan çıkararak yalnızlık, yokluk ve insanın doğal dünyadaki değişen konumu üzerine düşünmeye davet ediyor. Sergiyi küratörü Marcus Graf’tan dinledik.

Omorika sergisinde peyzajın yalnızca estetik bir temsil değil, aynı zamanda hafıza, göç ve aidiyet gibi temaları taşıyan kavramsal bir alan hâline geldiğini görüyoruz. Küratöryel yaklaşımınızda bu çerçeveyi nasıl kurdunuz?

Omorika’da Filiz Piyale Onat’ın peyzajları, sadece doğayı betimlemekten öte, belleğin katmanlarını ve kişisel ya da kolektif geçmişle bağları açığa çıkarıyor. Küratöryel çerçeveyi oluştururken, Onat’ın eserlerini hem bireysel hafıza hem de toplumsal göç deneyimleriyle ilişkilendirdik. Eserlerin yerleştirildiği mekânı da bir tür “geçiş alanı” olarak tasarladık, böylece izleyicinin hem estetik hem de duygusal bir yolculuğa çıkmasını hedefledik.

Eşlik, 2026, 120×120 cm, tuval üzerine yağlı boya

Filiz Piyale Onat’ın çalışmalarında doğa ile insan hikâyeleri arasında oldukça şiirsel bir ilişki var. Bu ilişkiyi sergi kurgusunda izleyiciye nasıl aktarmayı hedeflediniz?

Filiz Piyale Onat’ın doğa ve insan hikâyeleri arasındaki şiirsel bağı sergide deneyimletmek için izleyiciyi adım adım yolculuğa çıkaran bir kurgu yarattık. Her eserin yerleşiminde izleyicinin hem kişisel anılarla hem de evrensel doğa anlatılarıyla bağ kurabileceği geçiş alanları oluşturduk. Aydınlatma, eser yerleşimi ve metinlerle bu şiirselliği pekiştirdik. Amacımız, izleyicinin hem kendi hikâyelerini hem de doğanın hafızasını bu şiirsel akışta hissetmesini sağlamaktı.

Omorika sergisinde, izleyiciyi üç bölümlü bir koreografiye davet ettik. Girişte, Omorika ağacının tarihi ve durumu ile ilgili şeffaf perdeler bir yanda yer alırken, diğer yanda Onat’ın aile köklerini keşif yolculuğuna referanslar sunuluyor. Sergi alanına girince, ilk bölümde tuval üzerindeki resimlerle doğa, ağaç ve bilinmeyen insan uygarlıklarının izleri arasında estetik bir gerilim hissediliyor. Bu gerilim, insanın doğa karşısındaki yalnızlığını gözler önüne seriyor.

İkinci bölümde Onat, ailesine dair parçaları Omorika temasıyla üç boyutlu eserlerde birleştirirken, karşı tarafta 5 gr. Japon kâğıdı üzerine küçük resimlerde yolculuğunun fragmanları yer alıyor. Kâğıdın kırılganlığı hem Omorika ağacının hem de insan varlığının kırılganlığına gönderme yapıyor. Son bölümde ise Onat, opak ve transparan kağıtları katmanlayarak, doğanın güzelliğini ve kırılgan durumunu vurguluyor.

Bu şekilde, girişteki fragmanlı perdelerden itibaren ziyaretçi, doğa, kültür ve bireysel göç kavramları arasında gezinen, aynı zamanda kendi yolculuğuna da ayna tutan bir deneyime katılıyor. Böylece sergi hem Omorika ağacının hem de insanın kökleri ve kırılganlığı üzerine derin bir düşünme alanı sunuyor.

Güncel sanat ortamında doğa ve ekoloji meseleleri çoğu zaman doğrudan politik bir dille ele alınıyor. Omorika ise daha sakin ve tefekküre dayalı bir yaklaşım benimsiyor. Sizce bu yaklaşım serginin algısını nasıl etkiliyor?

Omorika sergisi, doğa ve insan ilişkisini sakin bir gözlemle ele alıyor. Filiz Piyale Onat’ın işleri, güncel manzara resmine değerli bir katkı sunarken, insan ile doğa arasındaki sorunlu ilişkiyi derinlemesine sorguluyor. Göç temasıyla da insan ve dünya arasındaki bağı yeniden düşündürüyor. Bu tefekkür dolu yaklaşım, izleyiciyi aceleci politik söylemler yerine, kendi göç hikâyeleri ve doğayla ilişkileri üzerine derin düşünmeye davet ediyor.

Bu eserler ve serginin bütünü, ziyaretçiye sessiz kalıp durmayı, tefekkür etmeyi ve kendi dünyayla ilişkisini yeniden düşünmek için bir alan sunuyor. Aslında bu, gerçekliği ve hayatı sorgulama hali, başlı başına politik bir eylemdir. Bu sayede sergi, izleyiciyi kendi varoluşu üzerine derin bir düşünüşe davet ediyor.

Filiz Piyale Onat

Decollage Art Space’in mekânsal özellikleri serginin atmosferini nasıl şekillendirdi? Eserler ile mekân arasında nasıl bir ilişki kurmayı amaçladınız?

Bir önceki yanıtla bağlantılı olarak, tefekkür halini sağlamak için sergi tasarımı, Decollage Art Space’in sunduğu imkânlarla sakin ve dingin bir alan yaratmayı hedefledi. Eserler, birbirleriyle ve mekânla uyum içinde konumlanarak, izleyicinin her bir eserin estetiği ve anlamına odaklanmasını kolaylaştırıyor. Bu tasarım, yaşam, doğa ve toplum üzerine derin bir yansıma ortamı yaratıyor. Dolayısıyla, her eser ve mekân birlikte, izleyicinin dikkatini toplamasına, sessizce düşünmesine ve bu içsel yolculukta kendi varoluşunu sorgulamasına olanak tanıyor.

İşte bu nedenle, klasik bir beyaz küp estetiği tercih ettik ve sergide her eserin etrafında boşluk bırakarak gevşek ama dengeli bir yerleşim oluşturduk. Serginin üç bölümlü yapısı, küratöryel strateji ve kavramsal çerçeveyi adım adım takip etmeyi kolaylaştırıyor. Bu nedenle az sayıda eser, özenle yerleştirildi ve görsel bir ritim yaratarak sessiz ama güçlü bir enerji ortaya koydu. Bu ritim, ziyaretçinin kalbine, zihnine ve ruhuna dokunan bir deneyim yaratıyor.