Abdullah Ezik
Merve Kettner’in Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi başlıklı çocuk kitabı, çoğunlukla “zararlı” veya “önemsiz” olarak nitelenen bir canlının perspektifinden dünyaya yeni bir gözle bakmayı önerir. Hayatta kalma mücadelesi veren bir sineğin zaman zaman mizahi, zaman zaman gerilim yüklü deneyimleri aracılığıyla okur, yalnızca bir maceraya değil; aynı zamanda empati, önyargı ve ekolojik farkındalık üzerine düşünsel bir yolculuğa davet edilir. Metin, insan-merkezci bakış açısını sorgulayarak, ekosistemin sürekliliğinde en küçük canlıların dahi nasıl kritik roller üstlenebileceğini görünür kılar.
Çocuk okurlar için kaleme alınmış olmakla birlikte, doğa ile kurulan ilişkinin etik boyutuna dikkat çeken eser; canlılar hiyerarşisi, değer atfetme biçimlerimiz ve gündelik algılarımız üzerine incelikli sorular yöneltir. Böylece okuru, sıradan görünen bir karşılaşmayı –örneğin pencerede mahsur kalmış bir sinekle yüz yüze gelmeyi– yeniden düşünmeye çağırır ve canlılara yönelik duyarlılığı genişleten bir farkındalık alanı açar.
Merve Kettner ile Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi üzerine konuştuk.
Sinekler İçin Hayatta Kalma Rehberi, geçtiğimiz günlerde Yeniinsan Yayınları tarafından okurla buluşturuldu. Kitap, gerek içeriği gerekse anlattığı hikâye bağlamında dikkat çekici bir eser. Öncelikle kitabın fikri nasıl doğdu? Bir sineği merkeze alma düşüncesi ilk ne zaman ve nasıl ortaya çıktı?
Bu kitabın fikri bir yazma atölyesinde doğdu. Bir böceğin gözünden bir mesleği anlatmamız istenmişti ve ben hemen sineğin perspektifini seçtim. Yazmaya başladığım anda sinekle tuhaf bir bağ kurduğumu fark ettim, aramızda türler arası bir dostluk gelişti. Küçücük, hızlı, enerjik ve sürekli neşeli ama bir o kadar da komik bir dünya…
Açıkçası sineklerin çok neşeli olduğunu düşünüyorum. Her yerden kovulan, istenmeyen bir canlı nasıl bu kadar vurdumduymaz ve yaşama sevinciyle dolu olabilir? Ne yaparsanız yapın keyiflerini kaçıramıyorsunuz.
Sonrasında etrafımdaki insanların sineklere verdiği sert tepkiler dikkatimi çekti. Bir canlının bu kadar otomatik biçimde istenmeyen ilan edilmesi beni düşündürdü. Sineklerin bir PR kampanyasına ihtiyacı var! diye düşündüm. İşte kitabın temel fikri ve mizahi dili böyle oluştu. Hem güldüren hem de farkındalık kazandıran, sineklerin aslında küçük, cesur ve neşeli kahramanlar olduğunu gösteren bir dünya yaratmak istedim.
Kitabın metniyle beraber çizimleri de size ait. Dolayısıyla bir hikâyeyi hem yazmak hem de çizmek içerisinde başka meseleleri de barındırıyordur şüphesiz Bu durum metni/çizimleri geliştirirken size ne tür bir özgürlük alanı sağladı?Sizin için metin mi önce geldi yoksa çizimler mi?
Bir hikâyeyi hem yazmak hem de çizmek benim için birbirini tamamlayan bir süreç. Önce metin ortaya çıktı; sineğin karakteri ve hikâyesi zihnimde canlandı. Çizerken, metnin tonuna uygun, sevimli ve empati kurulabilecek bir sinek yaratmaya çalıştım.
Ama bazen işler tersine döndü: Bir çizim yeni bir cümle doğurdu, metin biraz uzadı. Bu karşılıklı etkileşim hikâyeyi daha canlı ve sürprizli kıldı.
Yani metin ve görselin sürekli birbirini beslediğini söyleyebilirim.
Kitapta mizah önemli bir yer tutuyor, ki bu durum özellikle çocuk kitaplarında önemli bir konu. Çocuklara hitap ederken kitap boyunca mizahı nasıl kurgulayıp hikâyenin bir parçası kıldınız?
Çocuk edebiyatında öğretmek fikrinin artık eskidiğine inanıyorum. Çocuklar öğretilmekten çok, yanlarında birinin onlara eşlik etmesini seviyor. Bu yüzden mesajımı doğrudan vermek yerine mizahı tercih ettim. Mizahın, yetişkin ile çocuk arasındaki hiyerarşiyi yıkmanın en güçlü yollarından biri olduğunu düşünüyorum.
Kitapta sineği; hata yapan, bazen korkan, 36 kez cama çarpan ama her seferinde yeniden ayağa kalkan bir kahraman olarak kurguladım. Çocuklara doğrudan öğüt vermek yerine, onları güldürerek düşünmeye ve hikâyenin içine davet etmek istedim.
Çünkü çocuklar mantıklı hikâyelerden çok, komik ve absürt olanları seviyor. Eğer bir çocuk gülüyorsa, ona yeni bir bakış açısı kazandırmak çok daha kolay oluyor.

Sinek gibi genellikle “sevilmeyen” bir canlıyı kahraman yapmak, çocuklarla empati kurma/geliştirme konusunda size nasıl bir alan açtı?
Sineği seçtim çünkü görünmeyenleri görünür kılmak istedim. Sevimli olanı sevmek kolaydır; asıl meydan okuma, genellikle herkesin elinde terlikle kovaladığı “istenmeyen” bir canlıyla empati kurabilmektir. Bu açıdan sinek, doğanın imaj mağduru olarak benim için güçlü bir sembol haline geldi.
Bir de güzellik meselesi var… Birileri ideal güzellik anlayışını belirliyor ve biz de çoğu zaman bu kararı sorgulamadan kabul ediyoruz. Ben bunu tersine çevirmek istedim: Kimin “sempatik”, kimin “itici” olduğuna dair görünmez listeleri bir kenara bırakıp, sineğe sadece bir canlı olarak bakmayı denedim.
Belki sinekler de sevimlidir; sadece henüz doğru açıyla, doğru ışıkta ve doğru bakışla görülmemişlerdir. Biraz imaj calışmasiyla sinekler de en az kelebekler kadar yıldız olabilir! Ben de çocuklara bunu fark ettirmeye çalışıyorum.
“Hayatta kalma”, “hayatı bütün yönleriyle kuşatma” meseleleri kitapta önemli bir yer tutuyor. Bu temayı çocukların dünyasına uygun bir biçimde ele almak için nasıl hareket ettiniz? Yetişkin zihniyle çocuk zihni bu süreçte nasıl birbirine yakınlaştı veya birbirinden ayrıştı?
Bu temayı çocukların dünyasına uygun bir biçimde ele almak için, hayatta kalmayı yalnızca biyolojik bir mesele olarak değil, bir odada mahsur kalmış sinek telaşı gibi kurguladım.
Sineklerin mücadelesi küçük ama bir o kadar tanıdık: kaçmak, cesur olmak, yolunu bulmak… Sineklerin minicik dünyasındaki bu kaçışlar, aslında çocukların her gün verdiği dev mücadelelerin bir aynası gibi düşünülebilir. Yolunu kaybetmek bile bir macera olabilir: cesur olmak, bazen saklanmak ama her zaman yolu bulmak… Her seferinde cama çarpıp yeniden havalanan sineklerde, bir pes etmeme sanatı görüyorum.
Çocuklar bu meseleyi, “hayatta kalmak” yerine “hayatın tadını nasıl çıkarırız?” perspektifiyle algılıyor. Yetişkinler için ise hayatta kalmak daha çok faturalar, sorumluluklar ve kariyer planları anlamına geliyor.
Sonuçta hepimiz biraz o odada mahsur kalmış sinekleriz; hepimiz yolumuzu bulmaya çalışıyoruz.
Görsel dilinizi oluştururken hangi teknikleri ve renk paletini tercih ettiniz? Çizim tarzınız hikâyenin tonunu nasıl etkiledi?
Çizimlerimde canlı ve cıvıl cıvıl bir dünya yaratmak istedim; bu yüzden renk paletimi seçerken bayram şekerliği tonlarını kullandım ve göz yormaktan çekinmedim. Sineklerin neşesini, koşuşturmasını ve kaosunu yansıtan bir çizgi dili geliştirdim. Sanki her sayfa, sineğin neşeli ruh halini taşıyor.
Sinekleri sevimli çizme meselesi tamamen stratejikti. Çirkin bir canlı ile empati kurmak daha zor diye düşündüm. Biraz da “sineklerin imaj danışmanı” rolüne soyundum ve onlara hak ettikleri sempati makyajını yaptım.
Sonuç olarak çizimlerim, sineğin kaotik ama bir o kadar neşeli ruh halinin kâğıda dökülmüş hâli oldu. Amacım okuyucuyu yalnızca “Bu sinek ne kadar şirin!” dedirtmek değil, “Bu sineğin dünyası ne kadar eğlenceli!” diye düşündürmekti.

Kitapta yetişkin okurların da yakalayabileceği kimi özel alt metinler de söz konusu. Yazarken iki farklı okur kitlesini aynı anda düşündünüz mü? Ne tür bir okur düşüncesiyle hareket ettiniz?
Kitabı öncelikle çocuklar için yazdım, ama aralarda yetişkinlerin zihnine de küçük empati tohumları bırakmak istedim. Çocuklar dünyayı olduğu gibi kucaklarken, yetişkinlerin çoğu zaman önyargılar ve kalıplaşmış fikirleri oluyor.
Amacım, çocukların eğlenmesi; yetişkinlerin ise bir parça huzursuzlanıp düşünmesi, kafalarına birkaç soru işareti oluşması. Böylece hikâye hem çocuklar hem de yetişkinler için farklı bir deneyim sunuyor.
Çocuk kitaplarında metin ve görsel arasındaki denge sizce nasıl kurulmalı? Bu kitapta bu dengeyi sağlamak için nasıl bir yöntem izlediniz?
Çocuk kitaplarında metin ve görsel arasındaki dengeyi sağlamak, bence çocukların hayal gücüne de alan bırakmakla mümkün. Bu kitapta da bunu göz önünde bulundurdum. Yazıları resimlerle boğmadım; minimalist bir anlatım tarzı benimsedim.
Biz yetişkinler bu boşlukları fark edebiliyoruz; çocuklar ise o alanlara kendi dünyalarını inşa ediyor. Sonuçta en iyi illüstrasyon, okurun zihninde canlanan o andır.
Son olarak, “hayatta kalma rehberi” fikri aslında bir tür oyun alanı düşüncesini de beraberinde getiriyor. Bu formatı seçmenizin özel bir nedeni var mı?
“Hayatta kalma” gibi ağır bir kavramı mizah ile hafifletmek istedim. Bu format, hikâyeyi sineklerin ağzından anlatma fırsatı da sağladı. Eğer kendi ağzımla “Lütfen sinekleri öldürmeyelim,”gibi şeyler deseydim, hikâye biraz ders kitabı gibi olurdu ve bu kadar eğlenceli gelmezdi.
Rehber formatı, okuru pasif bir dinleyiciden aktif bir katılımcıya dönüştürüyor; çocuk hikâyenin bir parçası oluyor. Rehber dediğiniz şey pasif okunmaz, uygulanır. Yetişkinler rehberleri genellikle kaybolmamak için okurken, çocuklar yeni yerler keşfetmek için okuyor.
Ayrıca, bir sineğin hayatta kalmak için bize tavsiyeler vermesi, güç dengelerini alt üst eden ironik ve eğlenceli bir oyun alanı yaratıyor.

