“Hayatın güzel olabilceyini biliyorum.”

Burcu Yılmaz

Evlerden hikâyelere, balıkların gözlerine, alışveriş merkezlerinin otoparklarına, yemek katlarına, ölü bir arkadaşın bedeninin çıkardığı sese, dünyanın avemelerle dolu olduğu gerçeğine, ırmakların üzerindeki yollara ama en nihayetinde, ve neyse ki, hâlâ umudun olduğu bir yere çıkan uzun bir mektup elimizdeki.

Aynı şeyleri anlatıp duruyoruz. Ve dönüp dolaşıp aynı cümleyi kuruyoruz: Nasıl anlattığın önemli. Bildiğim şeyleri kalbimi kırarak ve kıkırdatarak anlatan bir kitaptan söz edeceğim bu defa. Ve yazımın sonunda yine aynı şeyi diyeceğim.

Kitapçıda ilk gördüğümde heyecanla elime alıp rasgele bir sayfa açtığım ve okuduklarımın güzelliği karşısında hızla kapatıp yerine koyduğum bir kitaptı Tilki 8. Güzelle aramdaki ürkütücü ilişkinin nasıl olduğuna, neden kitabı alıp kasaya gitmektense rafa geri koyup dükkândan çıktığıma ve farklı zamanlarda farklı kitapçılarda Tilki 8’e bakıp neden bir daha el sürmediğime, bu hareketlerin gerekçelerine değinmeyeceğim. Şu kadarını söyleyeyim; ben romantik bir okurum.

Her neyse… Sonunda Tilki 8’i almaya cesaret edebildim. Ve kalbimin çıtırtısını duydum.

*

Sevgili Okur,

Bu, hayalperest ve sorgulayan bir tilkinin hikâyesi. Ve yanlış yazdıı söscükler için özür diliyor. Belki de o yanlışlıkta yatıyor insanın yaptıklarını anlayamaması.

Günlerden bir gün, bizim evlerimizin yakınlarından geçen Tilki 8, içeriden çok harika bir ses geldiğini duyuyor. Bir insan sesi. Bir çocuğa hikâyeler okuyan ve güzel bir müziğe benzeyen bir ses. Tilki gide gele dilimizi öğreniyor ve işte uzun mektubunu böylece kaleme alıyor. Önce şu meşhur tilki-tavuk hikâyesinden başlıyor. Bir kere tilkiler tavukları kandırmıyor tamam mı? Tavuk yem ararken tilki yaklaştığında kaçmadıysa zaten yenmek istiyor demektir. Ayrıca ayılar da öyle dost canlısı hayvanlar değildir. Bir kurmacanın başka kurmacaların inanılırlığını sorgulayarak başlaması harika bir fikir! Üstelik bunu sonradan öğrenilen bir dilde, sorgulanan kurmacaların dilinde, dahası o dilde çatlaklar yaratarak yapmak iyi kurgunun alametifarikalarından biri olsa gerek.

Tilki 8, insancayı öğrendiğini öteki tilki arkadaşlarına, Büyük Önder Tilki 28’e söylüyor ve bu becerisini sürüye iyilik yapmak için kullanmasını kararlaştırıyorlar. İşte böylece her şeyi başlatan tabelanın üzerinde neler yazdığını söylüyor Tilki 8 onlara ve biz de, bir kez daha, öğreniyoruz; Tilki Yuvası Aveme tilkileri avlamaktan da yemekten de kötüsünü yapar.

İnsanın kendi elleriyle doğaya, çevresindekilere verdiği zararı o kadar berrak bir biçimde ve meselenin öyle kalbinde bir yerden anlatıyor ve sorguluyor ki Tilki 8, utanıyorsunuz. Var olan şeyleri sahteleriyle değiş tokuş eden ve içinde yıkım olan bu sahteliği yepyeni bir şeymiş gibi sunan bir türün nadide bir örneği olmak yüzünüzü kızartıyor. Mesela pek çok canlının evi olan ormanı yok edip oraya bir alışveriş merkezi yapmak ve bu alışveriş merkezinin içine kafeste hayvanlar ve gerçek ağaçlar koymak, bu yaşam biçimini böylesine sindirmiş olmak sizi şöyle bir silkeliyor. Ve mesela “vahşi” hayvanlara yaptıklarımızı kan ve sopayla, gayet somutlaşmış vaziyette görmek, tıpkı şu an ve o sırada bana olduğu gibi, uzuvlarınızın kilitlenmesine neden oluyor. Ve sonra bir şeyler yapabilecekken, olduğun yerde kalıp kendine acıyarak tükenmenin, yani mücadeleden vazgeçmenin, ne kadar ölümcül olduğunu görüyorsunuz. Büyük önderler o kadar da büyük değillerdir belki de. Belki de hayatta kalabilmek için önder dediklerimizin, otoritenin kararlarını sorgulamak gerekiyordur. Ve tüm bunları size bir tilki, Tilki 8, o kırık dökük insancasıyla sorgulatıyor. Bunu kesinlikle didaktik olmayan bir üslupla yapıyor hem de. Yazar, çevirmen ve çizer bu çıplak dili kurmada öyle iyi iş çıkarmış ki, kahramanın inandırıcılığını sorgulamıyorsunuz. Kalbinizin çıtırtılarını durmadan ama durmadan duyuyorsunuz.

Evlerden hikâyelere, balıkların gözlerine, alışveriş merkezlerinin otoparklarına, yemek katlarına, ölü bir arkadaşın bedeninin çıkardığı sese, dünyanın avemelerle dolu olduğu gerçeğine, ırmakların üzerindeki yollara ama en nihayetinde, ve neyse ki, hâlâ umudun olduğu bir yere çıkan uzun bir mektup elimizdeki. Güçlü, cömert ve umutlu hissetmek için bizim yanıtımızı duymak isteyen bir tilkinin mektubu. Kuşları besleyen tombul P. Melonsky, umarım hepimizin karşısına, belki bir alışveriş merkezinin yemek katında, tüm o israf edilen yemeklerin arasında, çıkar ve sorar: Bizim sorunumuz ne?

*

Tilki 8’e not: Hislerim öyle yoğun ki aramızdaki mesafeyi kaybettim ve mektubunu belki de hakkını vererek anlatamadım. Beni affet dostum.

Tilki 8, George Saunders, Resimleyen: Chelsea Cardinal, Türkçeleştiren: Niran Elçi, Editör: Ümit Mutlu, Delidolu Yayınları