.

Stratonikeia’dan Yükselen Sesler: “Ben Anadolu”

ben-anadolu-oyun-tıyatro-ayca-bıngol-gungor-dılmen

Melike Sönmezer

Tarihi sever misiniz? Bana sorarsanız severim. Ama büyük büyük kalın kaplı tarih kitaplarını değil. Milyonlarca hikâyenin içerisinde onurlu, direngen, yenilmiş, yeniden ayağa kalkmış insanların yarattığı tarihi severim. Hal böyle olunca hiçbir tarihi mekâna, olaya neden-sonuç bağlamında bakamam.  Gittiğim müzelerde, ören yerlerinde gördüğüm bir taşın kim bilir kimlerin hikayesine eşlik ettiğini hep düşünürüm. Öyle ki o taşa dokunan hiç âşık olmuş mu? Bu muhteşem duyguyu tatmadan dünya üzerinden gitmiş mi? Acı bir şeyler yiyince onu da hıçkırık tutar mıydı diye düşünmeden edemem. Eğer sizler de bu düşüncelerin çevresinden geçen biriyseniz Muğla’nın Yatağan ilçesine bağlı Stratonikeia Antik Kenti görecekler listenize ekleyin.

M.Ö. 3. yüzyılda kurulan bu kent uzun süren kazı çalışmalarının ardından ziyarete açıldı. 22 Temmuz 2023 Cumartesi akşamı tarihin üzerini örttüğü, bilimin titizlikle açtığı bu tarihi kentte tek kişilik bir oyun izledik.

Bu toprakların kadınlarını anlatmayı hedefleyen bir oyuna kelimenin tam anlamıyla ev sahipliği yaptı Stratonikeia Antik Kenti.  Güneşin; antik sütunların ve zeytin ağaçlarının ardından veda ettiği sırada yıldızların tek tek semada boy gösterdiği bir anda oyun saatinin gelmesini bekledik. Biz yıldızların altında yeryüzündeki başka bir yıldızın el verdiği, bilgisiyle bir sarmaşık gibi öğrencilerine sardığı başka bir kadından, Yıldız Kenter’in öğrencisi olan Ayça Bingöl’den Ben Anadolu oyununu izledik. Bu coğrafyanın kadınlarının hikayelerini dinledik.

Ben Anadolu;  yıllarca Yıldız Kenter’in sahnelediği, yazarının Güngör Dilmen’in olduğu bu oyun yeniden sahneye koyulduğunda, yönetmen koltuğundan Görkem Yeltan’ın olduğu, bu defa  büyük usta Yıldız Kenter ’in öğrencisi olan Ayça Bingöl’ün enerjisiyle yeniden üretilen bu oyun bizi tarihi bir yolculuğa çıkardı.

İş Sanat ve Kültür ve Turizm Bakanlığı iş birliğinde sahnelenen bu oyun ücretsizdi. Oyun süresince bize oyuna dair bir broşür verilmediğinden canlandıran karakterlerin tamamını maalesef hatırlayamıyorum. Fakat sanatın asıl amacının duygularımızı harekete geçirme olduğu düşünülürse başarıya ulaştığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Bu coğrafyada bambaşka zamanlarda bambaşka düzende içerisinde yaşamış kadınlar. Hepsi birbirine el veriyor neredeyse…

Savaş çıkıyor, barışı getiriyor kadınlar. Kıtlık oluyor, eldekini avuçtakini birleştiriyor.

Evlatlarını kaydediyorlar, ağıtların en ağırını yakıp acıyı insanların içlerine bir gergef gibi işliyorlar. Kısaca bir oluyorlar, kendileri oluyorlar.

Stratonikeia Antik Kenti’nin içerisinde İş Sanat çalışanların yönlendirmeleriyle sahnenin kurulduğu alana vardık.  Bu bile başlı başına bir prodüksiyondu. Tarihin kalbinde sahne ışıkları ile evrenin ışıklarının buluştuğu yerde Ayça Bingöl’ün kendi bedeninde ayrılıp Anadolu’da farklı zamanlarda yaşamış kadınların ruhlarıyla bizleri buluşturmasına şahit olduk. Oyun boyunca beyaz bir kostüm, bir pelerin, bir hasır sepet ile Anadolu’da yaşamış 16 kadını canlandırdı.

“Anadolu”, “kadın” kavramları yan yana gelince aklımıza gelen Kibele bereket tanrıçası doğru bir tahmin. Oyun Kibele ile başlıyor. Akabinde Theodora’ya, Eftelya’dan Hürrem’e uzanan hikayelerini bu topraklara ağaç kökleri gibi salmış 16 farklı kadının yaşam öykülerini izliyoruz.

Tek kişilik bu oyununda sadece oyunculuk yapmıyor Ayça Bingöl. Hikâye anlatıcılığı yapıyor. Şarkılar söylüyor, ağıt yakıyor, şiirler okuyor. Öyle ki hem şarkı söyleyip hem dans ettiği sahneleri bile var. Bizim izlerken nefesimiz kesiliyor fakat kendisi bunu öyle bir sırtlanıyor ki, bir zaman kelimenin tam anlamıyla müzikal izliyorsunuz. Özetlemek gerekirse; edebiyatı, müziği, tiyatroyu tek bir sahne içerisinde öyle bir harmanlıyor ki iliklerimize kadar söz sanatlarının büyüsüyle kadim kadınların hikayesini zihinlerimize kazıyoruz. Tüm bunlar yaşanırken ilk defa açık tiyatro izlemenin ve de oynayanda dezavantajlarını yaşıyor tabi ki. Bazen sahne ışıklarının geçişleri izleyici koltuğundaki bizlerin gözlerini alabiliyor, öyle ki oyuncu bir iki defa repliklerini karıştırıyor. Bunun sebebinin sadece ışıklardan kaynaklı olduğunu düşünmüyorum. Biz izleyiciler, açık havada olunca tiyatronun kurallarının geçerliliğini yitirdiğini düşünüyoruz galiba. Oyun sırasında kendi arasında konuşan izleyiciler hem benim hem de -tahminimce- oyuncunun dikkatini dağıtıyor.  Fakat oyuncu çok profesyonel saniyeler içinde özür dileyip hiç enerjisini düşürmeden oyununa devam ediyor. Tek başına, motivasyonunu düşürebilecek aksiliklere aldırmadan oyunun devamını da aynı hevesle oynamak bence gerçek bir oyunculuk örneği.

Anlatılan kadın hikayelerinin arasındaki geçişlerde projeksiyonda hangi karakter anlatılacaksa, fragman tadında bir tanıtım izliyoruz. Bu da oyunu modernleştiriyor. Böylelikle oyuncu bir iki dakika nefeslenebiliyor.  Tam o an şunu düşünüyorum, bu bastığımız toprakların kadınlarından, sahneye uzanan kadınların hikayeleri… Hiçbirinin bağımsız olduğunu düşünmüyorum. Biz kadınlar -hele de Ortadoğu’da yaşayan kadınlar- birbirimize görünmez bağlarla bağlıyız.

Stratonikeia Antik Kenti’nden halen bizi büyüleyen o sütunlara yoldaşlık yapan ağaçların altında Kibele’yi anlatan Ayça Hanım, onun ustası Yıldız Kenter, Ayça Hanım sahneye çıkmadan önce seyirciler arasında yerini alan kızları, sahne arkasında, önünde çalışan genç kadınlar…  Tarihin örgülerinde birer ilmek gibi birbirimize bağlıyız, bu bağ hep daim olsun.