Reha Özcan: “Sanatın sınırları yoktur ve ben de bu sınırsızlıktan faydalanmaya çalışıyorum”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Reha Özcan ile Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları kapsamında seyirci ile buluşan Bir Garip Orhan Veli oyunu üzerine konuştuk.

Uzun bir aranın ardından Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları kapsamında Reha Özcan Kumpanyası olarak yeniden izleyicilerle buluşuyorsunuz. Zorlu pandemi sürecinin ardından yeniden izleyicilerle buluşmak sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Aslında ben bulduğum her fırsatta seyircilerle buluşmaya gayret ettim. Tiyatro Kooperatifi ile de bu süreçte çok güzel işler yapıyoruz. Zaman zaman kötü şeyler, iyi şeylerin habercisi olabiliyor. Galiba hayat da biraz böyle bir şey. Hayat dediğimiz şey bu tür puzzle’lardan meydana geliyor. Bence bu süreç hem üleşmek hem de birleşmek açısından hepimiz için çok değerli oldu. Ben de genel olarak tiyatro oynamadan duramayan biriyim. Her zaman kendime bir alan buluyorum, sistemin zaaflarından faydalanmayı biliyorum. Avukatlar gibi para aklamak için değil de kendime tiyatro sahnesinde yer bulmak için çalışıyorum. Bunu da her fırsatta yapmaya özen gösteriyorum. Açıkçası pandemi sürecinde de bulduğum her fırsatta oynadım. Bugün de bu yılki altıncı oyunumu gerçekleştiriyorum. Dizi, eğitim veya set olmadığı sürece her zaman oyun sahnelemek için bir yerlere gitmeye çalışıyorum. Bu da benim çok hoşuma gidiyor.

Tiyatro Kooperatifi ile ortak bir amaç için, bu ülkeyi kurulduğu yıldan itibaren yükseltmeye çalışan o atalara bir nebze olsun yaklaşabilmek için bir şeyler üretmeye çalışmak benim için gerçekten çok önemli. Bize genellikle farklılıklarımızı gösteren politikacılara inat benzerliklerimiz üzerinden bir şeyler üretmeye çalışan sanatçılardan olmak benim için gurur verici.

Pandemi sürecinde sinema ve eğitim projeleri dışında bir tiyatrocu olarak neler yaptınız?

Oynamadığımız oyunların vergilerini ödemekle meşguldük ve bu yüzden dizilere ağırlık verdik. Bunlardan şikâyet edecek durumda da değiliz. Evet, bu gerçekle yüzleşmek zorundayız; biz buyuz. Çok kötü günler geçirdik, bir sürü tiyatro kapandı, insanlar işsiz kaldı; ama süngümüzü düşürecek değiliz. Terlikleri çıkarıp pabucu giyerek başka bir yere gidecek hâlimiz yok. Burası bizim evimiz. Elimizden gelen her şeyi yapacağız ve işimize devam edeceğiz, daha iyisini yapmaya çalışacağız. Daha aydınlık günler için, çocuklarımız için, torunlarımız, geleceğimiz ve daha iyi işler için mücadele edeceğiz. Nâzım Hikmet’in çok güzel bir mısraı vardı: “Onların taş atmaya hakkı var / Bizim âh demeye hakkımız yok” Bizden öncekilerin yapamadıklarını biz yapmak zorundayız.

Biz büyük bir gücüz. Pandemi sürecinde birçok örgütlenme oluştu. İstanbul’da 64, Türkiye çapında 200’e yakın örgüt kurduk. Burada 500-600 tiyatro ekibi söz konusu. Dolayısıyla Tiyatro Kooperatifi olsun, alternatif örgütlenmeler olsun çok ciddi işler gerçekleştirdik. Her şey daha iyi olacak. Bakanlık desteği veya özel kurumların yardımı olmadan biz de bir şeyler yapabileceğimizi gördük. İnsanların da buna ihtiyacı var. Bunu zamanla daha iyi gördük. Bugünkü oyunun biletleri 36 saat öncesinde tükendi. Seyircinin heyecanını herkes yakından hissediyor. Biz de tiyatro oyuncuları olarak bu heyecanı korumalıyız. Bence gelecekte de çok güzel işler olacak. Ben de genel olarak bu örgütlenme ve çalışmalardan söz edebilirim.

Bir Garip Orhan Veli, arka planında oldukça geniş bir ekip çalışmasının ürünü olarak uzun bir süredir izleyicilerle buluşuyor. Murathan Mungan tarafından kaleme alınan oyunun yönetmenliğini ise Murat Sarı ve Ayşegül Hardern üstleniyor. Öncelikle bu ekip nasıl bir araya geldi ve proje nasıl gelişip son hâlini aldı?

Hepsi yakın arkadaşım. Zaten tiyatro ile, sanat ile uğraşan insanlar kardeş gibidir, biz de binlerce yıldır tanışıyor gibiyiz. Birbirimizin yardıma ihtiyacı olduğunda hemen yardıma koşarız. Aynı zamanda çok fazla dedikodusu da olan bir camiayız ve tüm bunlar çok normal. Bundan daha normal bir şey yok, çünkü çok büyük amaçlarımız var. Bu büyük amaçlar için de her birimizin kendisine ait fikirleri var. Zaman zaman bu fikirler de çarpışır. Zor zamanlarda Anadolu insanı gibiyiz, hemen bir araya geliriz ve mucizeler yaratırız. Bizim ekibimiz de öyle. Birçok sınava göğüs gerdik, yaptığımız işe değer verdik. Böyle bir sanat camiasının içerisinde olmak herkese nasip olmaz, o yüzden biz de bu ailenin bir parçası olmanın keyfini sürüyoruz, dayanışıyoruz. Bu bizim için çok kıymetli.

Peki tüm bu ekibin sözgelimi Nâzım Hikmet gibi onca kıymetli isim de varken özellikle Orhan Veli’nin etrafında bir araya gelmesinin özel bir nedeni var mı?

Ben daha önce Antalya’da Nâzım Hikmet de oynamıştım. 2016’de Devlet Tiyatroları’ndan emekli olduktan sonra hem Türkiye’de hem de dünyada bizim şairlerimizi, bizim yazarlarımızı kapsayan; bize ait olan, otantikten evrene giden yolda bir şeyler yapmak istedim. Gittiğim festivallerde ya mülteci ya da sığınmacı meseleleri ile ilgili işler oluyordu. Oysa bu bizim de meselemiz, bizim de bu tür bir üretim yapmamız gerekiyor. Veya kozmopolit yapı ve çatışmaları sahnede gösteriyorlar. Oysa Türkiye’den daha kozmopolit bir ülke olamaz. Biz, birçok imparatorluğun üstüne kurulmuş bir cumhuriyetiz. Burada o kadar farklı etnik kimliğe mensup insan bir araya geliyor ki, ortaya yepyeni bir yapı çıkıveriyor ve seyirciler özgürlüklerini elinde tutan bu insanların hikâyelerini dinlemeyi seviyor. Sanatın sınırları yoktur ve ben de bu sınırsızlıktan faydalanmaya çalışıyorum.

Her sene dünyaya bir yazarı tanıtmak istiyorum. Orhan Veli de bu isimlerden birisi ve uzun sürecek, öncekilere nazaran daha da uzun sürecek. Pandemi bittikten sonra Orhan Veli ismini bütün dünyaya taşıyacağız. Seyircilerin de buna ihtiyacı var.

Bazı sanatçı ve sanat akımları dünyayı değiştirir. Biz de şu an böyle bir süreçteyiz, bundan sonra doğacak sanat akımlarının peşindeyiz. Ne olacağını bilmiyoruz ama Garipçiler gibi gerçekten birçok şeyi değiştirmiş bir grubu temsil ediyoruz. Onlar da zamanında birçok önemli isimden destek görmüş. Örneğin Nurullah Ataç gibi önemli bir destekçileri olmuş. Belki de Ataç olmasa onların hiçbirini bugün tanımıyor olacaktık. Öte taraftan Orhan Veli, Melih Cevdet ve Oktay Rifat haricinde de onları taklit eden, onlardan etkilenerek bir şeyler üreten birçok şair var. Onları da biliyoruz. Tüm bu isimler çok kıymetli şiirler yazdı ve bu insanlar şiirin Türkiye’deki mantığını, anlayış biçimini değiştirdiler. Çocuk zıpırlığı diye bir şey vardır, onların yaptığı da biraz bu aslında. Geçmişten gelen ve insanları geleceği umursamadan bir şeyler üretmeye yönlendiren bir zıpırlık bu. Onlar da biraz böyle bir zıpırlık yapmış ve iyi ki de yapmış. Bugün bu sahneye geldiğimde bu yüzden çok heyecanlıyım ve heyecanımı şöyle dizginliyorum: Reha, daha ne istiyorsun? 50 küsur yaşına gelmişsin, ortada Orhan Veli var, seyirci var, oyun var, kaybol git diyorum ve sahneye bu ruh haliyle çıkıyorum.

(Soldan sağa, sırasıyla:) Orhan Veli, Şinasi Baray, Oktay Rifat, Melih Cevdet

Orhan Veli, aslında dünden bugüne Türk şiirine olduğu kadar Türk edebiyatına da etki eden, bugün hâlâ hakkında çok konuşulan ve çok okunan isimlerinden. Sizin Orhan Veli ile tanışmanız nasıl oldu ve Orhan Veli ismi sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Ben Orhan Veli ile 12 yaşımdayken tanıştım. O günden sonra da hep başucu şairim oldu, kitaplarını hep başucumda taşıdım. O dönemlerde anlamadığım şiirleri de oldu, aslında hâlâ da var. Her okuduğumda, üzerine her düşünüşümde, hatta oyun sırasında dile getirirken bile Orhan Veli şiirine dair sürekli yeni bir şeyler keşfediyorum.

Orhan Veli ile ilgili bir şeyler yapmayı hep istiyordum. Hatta konservatuar sınavında da üç tane Orhan Veli şiiri okudum. 1982 yılıydı ve Müşfik Kenter, Bir Garip Orhan Veli’ye başlamıştı. Oyunu sahnelemeye başlayalı 2 sene olmuştu. Bana da sınavda, “Başka şair mi yok?” diye takılmıştı. Var ama ben onu çok seviyorum, demiştim. “Onun şiirlerini çok güzel okuyan bir adam daha var, biliyorsun değil mi?” diye sormuştu. “Evet,” demiştim, “siz okuyorsunuz.” Çok gülmüştük. Müşfik Kenter ile Orhan Veli ile ilgili olarak böyle bir anımız da oldu. Sonra da konservatuara girmiştim. Daha sonra rahmetli Erdal Tosun ile birlikte Müşfik Kenter’in Bir Garip Orhan Veli’sinin dekorlarını taşımıştık. İkisi de rahmetli oldular, nur içinde yatsınlar.

Murathan Mungan bu oyunu yıllarca kimseye vermedi. Yıllar sonra ondan bir şiirini istedim. Herhâlde beni başından savmak için, “Onu vermem ama istersen Bir Garip Orhan Veli’yi verebilirim, onu niye oynamıyorsun?” diye sordu. “Vermiyorsun ki nasıl oynayalım,” dedim esprili bir şekilde. Sonra da, sana veriyorum, dedi ve hakikaten de oyunu bana verdi. O gün çok mutlu oldum ve iki gün heyecandan uyuyamadım. Oyun serüvenimiz de böyle başladı ama Orhan Veli hayatımda hep vardı.

Bazen benden kimi etkinlikler için bir şiir veya hikâye isterler. Ben de bu nedenle yanımda hep bir Orhan Veli ve Sait Faik bulundururum. Onlar cebimdedir, hep yanımda bulundururum. Ezberlemesi de kolaydır. Oyunu ezberlemem de çok sürmedi. Zaten hepsini biliyordum, 3 günde hepsini ezberledim.

Özel olarak sevdiğiniz bir şiiri var mıdır?

Zaman zaman değişiyor ama galiba “Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi; / Saçları, dudakları / Deniz koktu sabaha kadar; / Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi,” şiirini çok severim. (“Deniz Kızı”) Bu sıralar bu şiiri çok seviyorum. Ne kadar güzel, ne kadar duyarlı bir şiir. Bu şiiri okurken ben çok hüzünleniyorum, kim bilir o da ne kadar hüzünlenmiş, ağlamıştır. Benim de bu şiirle ilgili bir hikâyem vardı. Ben bu şiiri hayatını yaşamamış, zorla evlendirilmiş 17 yaşında bir kız çocuğuna okurdum. 10 yaşımdayken tanıklığını yaptığım bir hikâyeydi bu. Bu şiiri okurken aklıma hep bu olay geliyor ve çok etkileniyorum. Şiir bana o kadar zor geliyor ki bazen bitiremeyeceğimi düşünüyorum. Sanki gerçekten Orhan Veli de bu şiiri bu kıza yazmış gibi geliyor bana. Hep bir afacanlık varmış gibi, ama bence Orhan Veli şiirleri çok hüzünlü şiirlerdir. Daima bir yaşanmışlık hissettirir.

Deniz Kızı

Denizden yeni mi çıkmıştı, neydi;

Saçları, dudakları

Deniz koktu sabaha kadar;

Yükselip alçalan göğsü deniz gibiydi.

Yoksuldu, biliyorum

-Ama boyna da yoksulluk sözü edilmez ya-

Kulağımın dibinde, yavaş yavaş,

Aşk türküleri söyledi.

Neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir.

Denizle boğaz boğaza geçen hayatında!

Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak,

Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek…

Dikenli balıkları hatırlatmak için

Elleri ellerime değdi.

O gece gördüm, onun gözlerinde gördüm;

Gün ne güzel doğarmış meğer açık denizde!

Onun saçları öğretti bana dalgayı;

Çalkalandım durdum rüyalar içinde.

Orhan Veli *

Özel tiyatroların sanatsal üretimini zenginleştirirken ekonomik, sosyal ve hukuki açıdan güçlenmesi ve sürdürülebilir hale gelmesi için çalışan bir sosyal kooperatif olan Tiyatro Kooperatifi, sizin gibi bağımsız tiyatro ve çalışanlar için nasıl bir değer taşıyor? Tiyatro Kooperatifi üzerine ne söylersiniz?

Örgütlenmelerin her türlüsü iyidir. Bu bir sendika olabilir, kooperatif olabilir veya başka bir şey olabilir. Kooperatif yapısı ise benim için çok kıymetlidir. Birbirine destek olan ve birlikte üreten insanların bir araya geldiği bir yapıdır kooperatif. Bu anlamda böyle bir yapılanma için çok geç kalmıştık. Ama böyle bir şey için bazı adımların da tamamlanması gerekiyordu, birtakım zorunluluklar da vardı. Nihayetinde biz de bu noktaya geldik ve bundan dolayı çok mutluyum.

Tiyatro bambaşka bir disiplindir. Benim gibi oyuncular biraz popüler kültürden de faydalanır. Tiyatro, dizi veya sinema gibi değildir, bambaşka bir sahadır. Sunuculuk veya başka bir şeye benzemez. Antrenman yapabildiğiniz tek disiplindir. Derdinizi anlatabileceğiniz de tek disiplindir. Burada sahnelediğiniz performanslar üzerinden size başka teklifler gelir, gelişip dönüşebilirsiniz. Çok etkili bir yerdir. Tiyatronun dili de kendisine özeldir. Mesela birbirini 20 yıl görmemiş iki tiyatrocu yıllar sonra bir araya gelse daha önce bıraktıkları yerden devam edebilirler. Hiçbir şey unutmamışlardır. Kaldıkları yerden devam edebilirler. Çünkü tiyatro binlerce yıldır aynı düşünce ile yapılır. Aslında sahnede size el veren insanlarla bir iş gerçekleştirirsiniz. Yıllar boyunca birçok insanı kaybederiz ama aslında onlar sizin vücudunuzda yaşamaya devam eder. İngiltere’ye Ian McKellen’i seyretmeye gittim. Onu seyrederken gördüm ki Müşfik Kenter orada, Nejat Uygur orada, Gazanfer Özcan orada, Cüneyt Gökçer orada. McKellen’ın içinde hepsi vardı. Bir oyuncu, birçok ustadan oluşur ve en sevdiği ustaya doğru bir yolculuk yapar. Dolayısıyla hepimiz aslında tek bir kökten dağılan dallarız. Zamanla büyüyor ve birbirimize kavuşuyoruz.

Tiyatro Kooperatifi de çok önemli bir iş yapıyor ve bundan sonra daha da güçlenerek yoluna devam edecektir. Sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda da tiyatroculara hizmet edecek, büyük bir güce ulaşacaktır.

Bir Garip Orhan Veli, tek kişilik ve doğrudan sizin sahnedeki performansına dayalı bir oyun. Sanırım bu da bir oyuncu olarak sizin konsantrasyonunuza ve oyuna olan yaklaşımınıza da doğrudan etkileyen bir durumdur, özellikle de Orhan Veli gibi özel bir isme can verirken. Bu anlamda tek kişilik oyunları nasıl yorumlarsınız? Bu bir meydan okuma mıdır?

Evet. Takıldığınızda, bir şey olduğunda, aklınıza bir şey geldiğinde sizi oyuna çekecek bir partnerinizin olmaması büyük bir sıkıntı. Bu nedenle daha fazla disiplin isteyen bir iş. Beslenmenizden uyku düzeninize kadar birçok şeye daha fazla dikkat etmeniz gerekiyor. Eğer provalar sürecinde gösterdiğiniz disiplini oyun alanına da taşıyabiliyorsanız işin hakkını veriyorsunuz ve karşılığını da görüyorsunuz. Çünkü arka planda da görmüş olduğunuz gibi birçok kişi var ve tek görünen sizsiniz.

Buraya biraz sonra yaklaşık 400 kişi gelecek ve siz bu 400 kişinin tamamını oyuna çekmek zorundasınız. Bu insanların yarısını oyuna çeksem yeter gibi bir düşünceniz olamaz. Bu da oldukça zor bir şey ve bunu başarırsanız çok önemli bir şeyi gerçekleştirmiş olursunuz. Bu çok keyifli bir şey.

Ben genel olarak da başkaldırıları, meydan okumaları severim. Tek kişilik oyun sadece bir oyundan ibaret değildir. Tek kişilik oyun, koskoca bir başkaldırının içerisinde bir başına performans demektir. Yüz metre koşan bir atletin her seferinde dünya rekorunu hedeflemesi gibi bir durum bu. Bunu yaparken egodan kurtulmak da çok önemli. Eğer ego ile bunu yaparsan başarılı olamazsın. Bunu seyirci ile birlikte yaparsan iyiliğe kaçarsın, ben de iyiliğe kaçmayı seviyorum.

* Orhan Veli, Ben Orhan Veli, Alakarga Yayınları, İstanbul 2021, s. 25

** Tiyatro Kooperatifi Yaz Buluşmaları, Ağustos ve Eylül ayı boyunca İstanbul’un çeşitli semtlerinde gerçekleşmeye devam edecek.