Sevda Müjgan Yüksel
Sylvia Plath, yarı otobiyografik romanı Sırça Fanus’u (The Bell Jar) 1963 yılında kitabının yazınsal değerinden emin olmadığı için takma bir adla yayımlar. Kitap yarı otobiyografik özellikler taşıdığı için kitabın kahramanları arasında yer alan yakınlarını üzebileceğinden de kaygılanır. Plath’ın bu kitabı kaleme alırken isteği, kendisini geçmişinden özgür kılmaktır. Yazarın kitabın yayımlandığı tarihte henüz 31 yaşında genç bir kadın olduğu düşünülürse okurun aklına gelen ilk soru kendisini özgür kılmak istediği geçmişinin nasıl olduğudur. Bu arada 1950’lerin Amerika’sında kadın olmanın ne anlama geldiğini de sorgulayacaktır.
Sırça Fanus yayımlandığında Sylvia Plath eşinden ayrı, iki küçük çocuğuyla yaşayan genç bir kadındır ancak kitabın ana kahramanı Esther Greenwood 19 yaşında bir üniversite öğrencisidir. Kitabın yarı otobiyografik bir roman olduğu göz önüne alındığında Plath’ın kendisini özgür kılmak istediği geçmişinin bekâr ve üniversite öğrencisi olduğu yıllara kadar uzandığı görülecektir.
Plath’ın konuk editör olarak New York’a gidişi ile Esther Greenwood’un bir moda dergisinin açtığı yarışmayı kazanarak bir aylığına New York’a gidişi arasında bir paralellik söz konusudur.
Esther, 19 yaşındaki bu genç kız, hayattan o ana kadar neler beklemektedir? İyi bir doktora bursu almak ya da Avrupa’da öğrenim görmek, profesör olmak, şiir kitapları yazmak, editörlük yapmak. O güne kadar aldığı yola bakıldığında beklentilerinin gerçekçi olduğu görülür. Okumak, yazmak, deli gibi çalışmak, iyi notların, ödüllerin, çeşitli bursların ardında koşmak yaşamının özetidir. Her alanda yeterince başarılıdır. Oysa artık kendisini koyvermek, yavaşlamak, yarışı bırakmak istemektedir. Kendisini yürümemekte direnen inatçı bir yük atı gibi hisseder. Esther Greenwood, başarı odaklı bir yaşamın omuzlarına yüklediği yükü kaldırmakta artık zorlanmaktadır. Sylvia Plath için de bunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

1950’lerin Amerika’sında Kadın Olmak
Esther’in New York’ta kaldığı Amazon Oteli, yalnızca kadınlar içindir. Kızlarının, erkeklerin ulaşıp onları kandıramayacağı bir yerde yaşadıklarından emin olmak isteyen varlıklı ailelerin yeğlediği bir oteldir. Kızlar lüks sekreterlik okullarına gider, benzer okullardan mezun olanlarsa sekreterlik yapar. Umutları meslek sahibi bir erkekle evlenmektir. Bu nedenle New York’ta oyalanırlar.
“Erkeklerin ulaşıp kızları kandıramayacağı bir yer” belirlemesinin dile getirdiği anlayış, 1950’li yılların Amerika’sında oldukça yaygındır. Anneler, kızlarını bu konuda sık sık uyarır. Esther, Constantin (erkek arkadaşı) balalayka plakları dinlemek için onu evine çağırdığı zaman annesinin sözlerini anımsar: “Bir erkekle dışarıda bir akşam geçirdikten sonra her ne olursa olsun asla onun odasına gitme. Bunun tek bir anlamı olabilir.” (s. 84)
Erkekler, bir kızı kendileriyle sevişmesi için kandırmaya çalışacak, hatta onunla evlenmeye bile söz vereceklerdir ancak kız razı olur olmaz tüm saygılarını kaybedecek, bunu kendileriyle yaptıysa başka erkeklerle de yapabileceğini söyleyip kızın yaşamını zehir edeceklerdir. Bir kız ancak evlendikten sonra kocasıyla yatabilir, onun dışında kimseyle yatmamalıdır. Öyle ki Esther, (19 yaşındayken) en önemli konunun bekaret olduğunu düşünür. Dünyadaki insanları biriyle yatmış ve yatmamış diye ikiye ayırır. Ona göre insanlar arasındaki kayda değer tek fark budur.
Kızlar, üzerlerinde toplum baskısının ağırlığını da duyar. Komşu kadın, perdelerin ardından dışarıyı gözler ve Esther’in sokak lambasının altında arabada bir erkekle öpüştüğünü gördüğünde annesini arayarak onu durumdan haberdar eder. Esther’i odasının kepenklerini indirmeden yarı çıplak yatma hazırlıkları yaparken gördüğünde de yine telefona sarılıp annesini arar. Bunlar, bir kıza yakışmayan davranışlardır.
New York’taki son gecesinde bir kadın düşmanının (Marco) saldırısına uğramak, Esther’in gözünde kadınla erkek arasındaki uçurumu derinleştirir. Genç kız, arkadaşlarıyla kentin zengin banliyölerinden birinde bir kulübün düzenlediği dansa gider. Marco ile orada tanışır ve onun bir kadın düşmanı olduğunu anlamakta gecikmez. Genç kız dans etmeyi bilmez ama Marco onu zorla tangoya kaldırır. Ardından bahçeye çıkarır. Ellerini omuzlarına dayayıp genç kızı yere fırlatır. Sonra onu ezerek tüm bedeniyle çamura gömülecekmiş gibi üstüne abanır. Omuzundaki askıya dişlerini geçirip elbisesini beline kadar yırtar. “Sürtük!” diyerek hakaret etmekten de geri durmaz. Esther, karşı koyar. Önce ayakkabısının sivri topuğunu Marco’nun bacağına saplar. Yumruğunu hızla burnuna indirir. Marco doğrulur. Esther ağlamaya başlar. Bütün kadınlar, hepsi sürtüktür. “Sürtük, hepsi sürtük. Hepsi aynı. Park yerine git. Bütün otomobillerin arka koltuklarına bak!” (s. 113)Genç kızı bırakır gider.
Bir başka erkek arkadaşının (Eric) gözünde ise sevişmek kirli bir iştir. Bir milyon yıllık evrime rağmen hâlâ hayvandan farkımız yoktur. Sevdiği kadının da hayvandan farksız olduğunu düşünmek her şeyi berbat edeceği için onunla asla yatmayacaktır. Gerekirse fahişelere gidecek ama sevdiği kadını bu kirli işlere karıştırmayacaktır.
Genç bir kızın öncelikleri arasında “aşk”ın olması doğaldır. Esther’in yaşamında aşk yolunda giden bir duygu değildir.
Bayan Williard, annesinin iyi arkadaşlarından biridir. Bayan Williard’ın oğlu Buddy, Esther’in en uzun süre çıktığı erkektir. Budy, annesinin gözünde iyi ve temiz bir gençtir. Bir kız da (Esther gibi) onun için iyi ve temiz kalmalıdır. Buddy onu kucaklarken, öperken, okşarken onda (iyi, temiz, masum gençte) bu isteği yaratanın kendisi olduğunu düşünür. Bu duygu hoşuna gider. Genç adamın bunları elinde olmadan yaptığından, nasıl olduğunu kendisinin de anlamadığından kuşkusu yoktur. Esther, Buddy’nin daha önce herhangi bir ilişkisi olmadığını düşünür. Kendisini Esther gibi saf ve temiz bir kızla evleneceği zamana saklamaktadır. İdealizmle yetiştirilmiş bakire bir kız, ailesinin namuslu diye göklere çıkardığı çocuğun da bakir olmasını bekler. Oysa gerçek onun sandığı gibi değildir. Buddy, bunu saklamaz. Bir garson kızla yaz boyunca birlikte olmuş, saflığını ve bekaretini kaybetmiştir. Buddy’nin başından beri masum rolü yaptığını anlayan Esther’i onun ikiyüzlülüğü büyük bir düş kırıklığına uğratır. Buddy’nin o çok seksi, kendisi de çok safmış gibi davranmasını bağışlayamaz. Buddy onu gülünç duruma düşürmüştür. Onu garson kızla yattığı için değil, bunu herkese itiraf edip kişiliğinin bir parçası olarak yüzleşecek dürüstlükten yoksun olduğu için hayatından silmeye karar verir. Erkeklerin çoğunun böyle olduğunu, sözlü ya da nişanlı değillerse onları suçlayamayacaklarını söyleyenlere hak veremez. Bir kadının bir tek temiz yaşantısı olması gerektiği oysa bir erkeğin biri temiz, öteki kirli iki yaşantısı olabileceği düşüncesi onu çileden çıkarır. Bu noktadan sonra Esther de bakire olmaya devam etmek için bir neden göremez. “Hem bakir kalmış hem de zeki, ihtiraslı bir erkek bulmak hiç kolay değil. Ben de bakire kalmaktan vazgeçip kendim gibi bakir olmayan biriyle evlenmeye karar verdim.” (s. 86)
Kadının da hayatı, erkek kadar deneyimlemesi gerektiğini düşünür.
Sylvia Plath Günlükler’inde bu durumu şu biçimde dile getirecektir: “Erkekleri fiziksel özgürlükleriyle iki hayat -kariyer ile cinsel ve aile hayatı olmak üzere- yaşayabildikleri için kıskanıyorum.” (s. 64)
Buddy’nin vereme yakalanıp tedavi görmeye başlaması Esther için ilişkilerinde yeni bir dönemin başlangıcı olur. Herkese vereme yakalanan Buddy ile artık nişanlı sayılabileceklerini söyler. Asıl istediği ise Buddy’den ayrılırsa tanımadığı erkeklerle (Üzerinde bir erkekle birlikte olması gerektiği baskısını hissetmektedir.) buluşma sıkıntısından kurtulmaktır. Buddy’nin annesi evlenmelerini çok istese, oğlu sanatoryumdan çıktığı zaman evleneceklerini sansa da Esther’in evlenmeye hiç niyeti yoktur.
Esther, neden evliliğe karşıdır? Onun gözünde evlilik nasıl bir birlikteliktir? BuradaBayan Willard’ın sözlerini anmak gerekir: “Erkek bir eş, kadınsa sonsuz güvence ister. Erkek geleceğe bir ok, kadınsa okun fırlatıldığı yaydır.”
Oysa Esther’in en son istediği şey, sonsuz güvenceye kavuşmak ve okların atıldığı yay olmaktır. O, değişiklik ve heyecan bekler. 4 Temmuz Bayramı’ndaki havai fişeklerden fışkıran rengarenk kıvılcımlar gibi her yöne atılmak ister.
Evlilik hakkındaki ilk izlenimlerini ebeveynlerinin evliliğinden edinmiştir. Annesinin anıları arasında balayından döndüklerinde Esther’in babasının söyledikleri şu biçimde kalmıştır: “Oh, çok şükür! Artık rol yapmaktan vazgeçip gerçek kişiliğimize dönebiliriz.”
Annesinin o günden sonra bir dakika olsun rahat yüzü görmediğine aklı ermeye başladığında Esther de tanıklık etmiştir. Bir erkeğin evlenmeden önce bir kadına yedirdiği akşam yemeklerine, verdiği güllerle öpücüklere karşılık olarak gizliden gizliye istediği tek şeyin evlilik işlemleri biter bitmez kadının mutfak paspası gibi ayaklarının altına serilmesi olduğunu düşünür.
Bir zamanlar özel bir okulda öğretmenlik yapan Bayan Williard’ın (Buddy’nin annesi) -üstelik bir üniversite profesörünün eşidir- yaşamı da sabahtan akşama kadar yemek pişirmek, temizlik yapmak ve çamaşır yıkamakla geçmektedir. Evli olduğunu düşündüğü zaman kafasında canlanan görüntüde sabah yedide kalkıp kocasına jambonlu yumurta, kızarmış ekmek ve kahve hazırlayan bir Esther vardır. O işe gittikten sonra üstünde gecelik, başında bigudilerle kirli tabakları yıkayıp yatağı düzeltecektir. Kocası dışarda hareketli ve büyüleyici bir gün geçirdikten sonra eve döndüğünde ondan güzel bir akşam yemeği bekleyecektir. O da geceyi daha fazla kirli tabak yıkayarak geçirecek, sonunda bitkin düşüp yatacaktır. Bu, onun gibi on beş yıl boyunca sürekli tam not almış bir kız için boşa harcanan, kasvetli bir yaşam olacaktır ancak evlilik de böyle bir şeydir.
Buddy de aslında onu böyle bir evliliğe hazırlamaktadır. Genç kıza, çocukları olduktan sonra kendisini farklı hissedeceğini, artık şiir yazmak istemeyeceğini söyler. Onun aklından geçen düşünce ise belki de gerçekten evlenip çocuk doğurduktan sonra insanın beyni yıkanmış gibi duyguları körelerek yaşayıp gittiği olur.
Buddy, Esther’e verem tedavisi gördüğü hastanede bir hastabakıcıya âşık olduğunu sandığını, annesinin kiraladığı evde onunla birlikte yaşarsa hastabakıcıya beslediği duyguların çocuksu bir tutkudan başka bir şey olmadığını anlayacağını yazınca ona çocuklarının ikiyüzlü bir babaları olmasını istemediğini, bu nedenle bir daha onu görmeye niyeti olmadığı karşılığını verir.
Erkek egemen bir düzende erkekler ve bu düzene boyun eğen kadınlar mutlu olabilse bile Esther olamaz: “Bir erkeğin egemenliği altında olmanın düşüncesinden bile nefret ediyorum.”

New York’tan dönüşte Esther’i neler beklemektedir?
Esther, Harvard Üniversitesi Yaz Okulu Yazarlık Kursu’na kabul edileceği beklentisiyle ailesinin yanına döner. Ancak düş kırıklığına uğrar. Tepetaklak uçuruma düştüğünü görür gibi olur. Artık olmasını beklediği hiçbir şey yoktur. Annesiyle aynı evde bir haftadan fazla yaşamak, katlanabileceği bir durum değildir. Annesi, fiziksel gereksinimlerini karşılasa da duygusal ve zihinsel gereksinimlerine yanıt vermez. Annesinin onu sevmesi, bunu davranışlarıyla belli etmesi Esther için çok önemlidir ancak bunu ömrü boyunca hissedemez.
Yazın geri kalanını kitabın kahramanın maskelenmiş biçimde kendisi olacağı bir roman yazarak geçirmeye karar verir. Ancak bunu başaramaz. Çünkü hiç deneyimi yoktur. Avrupa’ya giderek âşık olup dönene kadar roman yazmayı erteleyecektir.
Yaşamı, bir incir ağacı gibi önünde dallanıp budaklanır. Dallardaki incirler gibi eşsiz bir gelecek onu çağırır, ona göz kırpar. İncirlerden biri, eş, mutlu bir yuva ve çocuklardır. Bir başkası ünlü bir şair, öteki parlak bir profesör, biri şaşırtıcı editör. Öbürü Avrupa, Afrika, Güney Amerika. Biri garip adları, değişik meslekleri olan bir yığın âşık. Tüm incirlerin üzerinde ve ötesinde ne olduklarını pek çıkaramadığı bir sürü incir daha vardır. Esther, onlardan hangisini seçeceğine karar veremediği için açlıktan ölür. Birini seçse öbürlerini kaybedecektir oysa o incirlerin hepsini ister.
Yaşadığı yılları, yol boyunca sıralanmış birbirine tellerle bağlı telefon direkleri gibi düşler. On dokuz telefon direği sayar, sonrasında ise teller boşlukta sallanmaktadır. On dokuzuncu direkten sonra başka direk göremez. Uyuyamaz, okuyamaz, yemek yiyemez. Yardım istediği psikiyatrın (Dr. Gordon) insanların yaptığı her şeyin ona neden çok saçma göründüğünü anlatmasını ister. Ağzı olmayan havasız bir çuvalın derinliklerine tıkılıyormuş gibi dehşet içindedir. Ona yeniden kendisi olabilmesi için yardım etmelidir. Ancak kapısından içeriye girer girmez karşısında nazik, çirkin, sezgileri güçlü bir doktor bulmayı beklerken karşısına çıkan yakışıklı, güzel bir eşe, çocuklara, köpeğe sahip bu erkekten nefret eder, kendisine yardım edemeyeceğini düşünür. Doktor da Esther’de hiçbir gelişme olmadığı görüşündedir, onun özel kliniğinde birkaç seans şok tedavisi görmesi gerektiğini dile getirir. Kilit altında tutulmalıdır. Kendisini sırça fanusun içinde tıkanıp kalmış ölü bir bebek gibi hisseder, dünyayı kötü bir düş olarak görür. Elektroşok tedavisi, Esther’in tıkılıp kaldığı sırça fanusu çatlatır, onu intiharın eşiğine getirir. Ayak bileğini keser, evindeki bodrumda toprak bir bölmeye girer, tedavisi için verilen hapları içer. Acı çekerken çıkardığı sesler, annesine ulaşır. Esther, ölümden kurtulur. Genç kız için yeniden hastane ve tedavi süreci başlar. Nerede olduğu onun için önemini yitirmiştir. “Nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi eskimiş havamda bulanıyor olacaktım.”
Sırça Fanus, Esther’in kaldığı ruh sağlığı merkezinde muayene edildiği ve klinikten çıkıp çıkmayacağına karar verileceği bir noktada son bulur. Oysa Plath, Esther’in hikâyesini burada sonlandırmak değil, onun nasıl iyileştiğini ve yeniden yaşama nasıl tutunduğunu anlatmak istemektedir. Ancak düşündüğü gibi olmaz. Kocasıyla (Ted Hughes) yaşadığı sorunların etkisiyle hem onun hem de kendisinin taslak hâlindeki metinlerini yakar. Kitabın yayımlanmasından bir ay sonra da yaşamına son verir.
Kaynaklar:
Sylvia Plath, Sırça Fanus, Kırmızı Kedi Yayınevi, 18. Baskı, Şubat 2021, İstanbul.
Sylvia Plath, Günlükler, Kırmızı Kedi Yayınevi, 1. Basım, 2014, İstanbul.
Yrd. Doç. Dr. Özlem Özen (18 Eylül 2015) Plath’ın Sırça Fanus’unda İntihar Olgusu ve Ayrılıkçı Benlik. Erişim Tarihi: 20 Şubat 2023. https://www.academia.edu
Ozan Kırıcı, (22 Ekim 2015) Sırça Fanus’ta Bir Kadın: Sylvia Plath. Erişim Tarihi: 1 Mart 2023. www.gaiadergi.com
Çev: Sena Liman, (11 Şubat 2022) Sylvia Plath’ın İntihar Notu: Ölüm Çanı mı, Yoksa Yardım Çığlığı mı?Erişim Tarihi: 1 Mart 2023. www.sanatlaart.com


İlk yorum yapan olun