Petra’da Zaman Yolculuğu

Elif Çamlıkaya

Petra, asla unutulmayan ve gerçekten de sanki zamanda bir yolculuğa çıkmış gibi hissedilen nadir tarihi şehirlerden biridir. Zaman asla durmaz veya donmaz. Zamanda donmuş şehir ve benzeri tanımlamaları da doğru bulmam. Her şehir değişir ve dönüşür. Petra da kuruluşundan bugüne, çok değişti. Fakat Petra’ya özgü öyle bir durum var ki, insan orada kendini tüm bu geçmiş zamanların hepsinde aynı anda var olmuş gibi hissediyor.

Öyle şehirler var ki, hissetmek için zaman ayırmak gerekir. Bu nedenle size Petra’da bir tam gün geçirmenizi öneriyorum. Sabah erkenden çıkıp, vadideki uzun yürüyüşü tamamlamak, işlevi farklı olmasına rağmen Hazine ismiyle ünlenmiş yapı üzerine vuran güneş ışıklarını görebilmek ve Petra’ya neden “gül rengi şehir” denildiğini anlayabilmek için… Ardından bize aslında Petra’nın bu binadan çok daha fazlası olduğunu anlatan ve hayrete düşüren çok sayıda durağı gezdikten sonra, vadinin sonundaki restoranda bir yemek molası vermek gerekir. Yemekten sonra günün geri kalanı size ve Petra’ya ait olmalı. Şehrin ana caddesini çevreleyen çok sayıda patikada güvenli tırmanışlar yapabilir ve birden bir karşınıza çıkan, bir mağara önü Bedevi kahve köşesinde soluklanabilirsiniz. Yeniden Hazine binası önüne geldiğinizde ona uzun uzun bakar ve sabah yürüdüğünüz dar kanyonu bu sefer de yorgun ama “acaba belki bir daha ne zaman gelebilirim” duygusuyla, her adımını hissederek yürürsünüz. Petra’yla baş başa kaldığımız bir içsel yolculuğu böylece tamamlarız.

Petra, mevsimine göre nehir yatağına dönüşen kumtaşı bir vadiye oyularak inşa edilmiştir. Kayaların soluk kırmızı, pembe ve kahverengi tonları günün farklı saatlerinde farklı renklere bürünür. Yürürken çok fazla anıtsal mezar görürüz. Sanki şehir sadece ölüler için yapılmış gibi görünse de aslında Petra, çok güçlü bir krallığın canlı ve kalabalık başkentidir. Burada yaşayan insanların bir bölümü yıl boyu kayaların içindeki evlerinde yaşarken, diğerleri yaptıkları iş gereği yılın belli dönemlerinde şehirde kalır ve şehre geldiklerinde yaşamak için, kayalıkların üzerindeki düz alanlara kıl çadırlarını kurarlar.  

Foto: Elif Çamlıkaya
Foto: Elif Çamlıkaya

Bu yazıda şehrin genel bir çerçevesini çizmek ve Petra’ya farklı dönemlerde kimlerin hâkim olduğundan bahsetmek istiyorum. Bir sonraki yazımda, bölgenin yerli halkı Arapların kurduğu Nebati Devleti’nin inanç sistemini yazacağım. Bu bölgede yaşayan Arap kavimlerin Hıristiyanlığı veya İslamiyet’i kabulünden önce sahip oldukları inançlarına, ilahlarına, nasıl ibadet ettiklerine ve tapınaklarına değineceğim.

Nebati krallığının başkenti olan Petra, antik ticaret yollarının merkezindedir. Ticaret yollarına hâkim olmak demek güç ve zenginlik demektir. Nebatilerin en önemli özelliği yaşadıkları doğayı çok iyi tanımaları ve doğayla bağlantılı sorunlarına çözüm üretebilmeleridir. Sahip oldukları ileri ve özgün su sistemleri sayesinde diğer ticaret yapan kabileler zayıflar veya yok olurken Nebatiler, Arap çöllerine hâkim olur ve sahille iç bölgeleri birbirine bağlar. Mısır, Yunan, Roma şehirleri tarafından talep edilen çok değerli iki ürün, r ve buhur ticareti Nebatilerin elindedir. Mür (mürrüsafi) kullanarak yapılan parfüm ve kremler ile buhur (antik bir tür sığla) denilen aromatik reçineden yapılan tütsü tapınaklarda yakılır; gömü, mumyalama, kurban ve dini törenlerde kullanılırdı. Ürünlerin çoğu güney Arabistan’dan, bugün Umman ve Yemen’in bulunduğu bölgelerden geliyordu. Nebatilerin bu kadar büyük bir güç kazanmasındaki temel neden, bu çok talep gören ve bedeli ne olursa olsun alıcısı olan bu iki ürünün ticaretini yapmalarıydı. Aslında önce aracılık görevi yaparlar ama MÖ 100 yılı civarında Yemen’de Mina krallığının çökmesiyle, güney Arabistan’dan Akdeniz bölgesine kadar ana taşıyıcı halini alırlar. Yüzyıl sonra gemi taşımacılığının popüler olmasıyla bundan da faydalanır ve Kızıl Deniz, Arap Körfezi ve Akdeniz’de Aila (Akabe) ve Gazze gibi limanlara sahip olurlar. Sadece ticaretin değil kervan yollarının da sahibi haline gelirler. Böylece kervan durak yerleri, kaleler, kışlalar, kervanlar için güvenlik ve vergi noktalarının her biri önemli birer gelir kaynağı olur. Durak yerleri, su olanakları ve kervanın bir günde alabileceği yol gibi şartlara göre önceden bellidir. Yüzlerce develik kervanlar güney Arabistan’dan Petra’ya ortalama 12 haftada varır. Ürünün kervana yüklendiği başlangıç noktasından Gazze limanına kadar 2750 kilometre ve 65 kervan istasyonu demektir. Yolda yapılan harcamalar ve vergi ile birlikte tek bir devenin Gazze limanına ulaşana kadarki maliyeti 688 denarii, yani bugünkü değeriyle yaklaşık $4200 tutar. Ürünlere talip olan zengin devletler veya tapınaklar, bu bedeli ödemeye hazırdır ve Nebatiler de böylece zenginleşir.

Foto: Elif Çamlıkaya
Foto: Elif Çamlıkaya

Petra, bu duraklar arasında en önemlisidir. Bu çok değerli ürünleri korumak için doğal bir kale gibidir. Şehre tek giriş yolu, Siq olarak bilinen uzun ve şehrin girişinde tamamen daralan bir kanyondur. Şehrin girişinden sonra sağa dönerek devam eden ana caddesi, iki yanda yükselen tepelerle korunur. Dik kumtaşı tepeler ve derin vadiler şehrin doğal savunmasını oluşturur ve tüm kervanların ortak buluşma noktası olarak, şehirde yığılan değerli ürünlere güvenlik sağlar. Sergi, fuar alanı, satış, paket ve dağıtım gibi çok sayıda farklı iş için büyük tüccarlar bu şehirde buluşur.

Nebatiler MÖ 300 yıllarında itibaren su kaynaklarını kontrol etmenin yolları geliştirir. Onlar dışında bu yoldan geçen diğer insanlar bilmediği, çölde gizli sarnıçlar yaparlar. Su, böylece bir savunma sistemi halini alır. Saldırıya uğradıklarında çölün içlerine kaçıp, su depoladıkları yerlerde uzun süre takip edilmeden saklanabilirler. Yerleşik düzene geçtikçe daha karmaşık hidrolik sistemler yaparlar. Petra’da çok gelişmiş sarnıç ve su kanalları sistemi yer alıyor. Bu sistem şehirde yaşayan yirmi bin vatandaş ve yüzlerce kervancıya yetecek kapasitededir. Kaya oyma kanallar, çömlek borular, baraj, rezervuar, toprak üstü ve altı sarnıçlar su sistemini oluşturur. Petra bugün bile tarihi şehri sel altında bırakan ani ve yoğun yağışlarıyla bilinir. Şehrin rakımı 850 metredir ve doğuda Jabal As-Sharah, 1400 metreye yükselir. Üç adet dik inen vadi, selin hızla Petra’ya girişteki dar kanyon, Siq’e dolmasına yol açar. Nebatiler selden korunmak ve suyu yönetmek için etkili bir sistem kurar. Yağmur suyu açık sarnıçta toplanır ve kayaya oyma kanallarla günlük kullanım için şehre dağıtılır. Sızma olmaması ve suyun temiz kalması için su geçirmez bir sıva kullanılır. Su akış hızı, basınç, çimentonun içeriği, borularda oluşacak hasar gibi ölçümlerle, hidrolik mühendislik bilgisi kullanılır. Siq boyunca, kayaya oyma ana kanallar uzanır. Bu kanallar, Vadi Musa’daki su kaynağından şehre su taşır. Şehre girmeden sağda hemen sağda bir baraj ve yağmur döneminde toplanan suyu dağıtan kanallar bulunur. Su yönetimin sonucunda ulaşılan anıtsal çeşme yapıları, bir anlamda bu sıcak şehirdeki lüksün göstergesidir Borular ve sarnıçlarla dış mahallelere bile düzenli su dağıtımı yapılır. Su hayvanlar, tarlalar, bahçeler için de sağlanır. Düzenli sulanan teraslı bahçelerin işlevi, erozyonundan toprağı korumaktır. Zeytin, üzüm, nar, incir, hurma yetiştirirler ve yine çevrede çok ünlü şarap yapılır.

Foto: Elif Çamlıkaya
Foto: Elif Çamlıkaya

Petra bölgesinde paleolitik, neolitik ve ardından gelen çağlarda da yerleşim vardı fakat bu yazının konusu değil. Bölgeden Tevrat’ta Edom Krallığının ülkesi olarak bahsedilir. İbraniler, Mısır’dan vaat edilmiş topraklara yaptığı yolculuk sırasında, Edom topraklarından geçer. Edom döneminin ardından Nebatiler bölgede güçlü bir krallık kurarlar. Nebatiler muhtemelen MÖ 500’lü yıllarda Arap yarımadasının kuzeybatısından gelerek, dağılan Edom Krallığı topraklarına yerleşen, yarı göçer tüccar ve sürü sahibi Araplar olmalı. Kurdukları tek şehir Petra değildir. Suudi Arabistan’ın kuzeyinde, İsrail’in güneyinde, Sina ve Ürdün’de başka Nebati şehirleri bulunuyor. Nebatiler Petra’yı Rekem veya Rekmu ismiyle kurar. Yunanca kaya demek olan Petra ismini daha sonra alır. Kısa zamanda tanınan bir şehir haline gelir. Çin İmparatoru Wu Ti’nin heyetinden Chang Chien MÖ 2.yy’da Petra’dan bahseder. Şehir MÖ 312 yılında Helen orduları tarafından işgal edilir. Selevkos Kralı Antigonos 1. Monoptalmos, güçlenen Nebatileri durdurmak için komutanı Ataneos’u gönderir. Geldiğinde şehrin erkek nüfusu ticaret için şehir dışındadır. Helen komutan ve askerleri şehirde sadece yaşlı erkekleri, kadın ve çocukları bulunca şehrin hazinesine saldırır ve on beş ile yirmi ton kadar ağırlıkta gümüşü alarak şehirden ayrılırlar. Kısa sürede şehre dönen Nebati erkekler olanları öğrenir, peşlerinden giderek Ataneos’un ordusunu yok eder ve hazineyi alarak şehre dönerler.

Nebatiler MÖ 2. yy. ortalarından itibaren, başkentin Petra olduğu çok sağlam bir geleneksel krallığa sahiptir. Şehrin 30.000 kişi nüfusu vardır ve en önemli kaya mezarları ve anıtlar bu dönemde yapılır. Roma İmparatorluğu MÖ 63 yılından itibaren Nebati topraklarını almak için seferler düzenler. Daha fazla direnemeyeceğini anlayan son Nebati kralı 2. Rabel, MS 106 yılında Nebati Krallığının, İmparator Trajan’ın Roma’sına katılmasına razı olur. Provincia Arabia eyaleti oluşturulur. Eyaletin başkenti Suriye’deki Bostra’dır fakat Petra iki yüzyıl boyunca kalabalık, modern, çok kültürlü ve düzenli bir ticaret şehri olarak varlığını sürdürür. Ticaret yollarının kuzeye kaymasıyla önemini ve zenginliğini yitirmeye başlar. Roma İmparatorluğu ikiyi bölümünce Doğu Roma (Bizans) topraklarında kalır. Zamanla halkın bir bölümü Hıristiyanlığı kabul eder. Diğerleri pagan inançlarına devam eder.

Foto: Elif Çamlıkaya
Foto: Elif Çamlıkaya

Binaların çoğunu yıkan, büyük bir deprem 363 yılında gerçekleşir. Kasr el Bint denilen büyük tapınak yıkılır. Daha önemlisi, deprem su sistemine zarar verir. Diğer büyük deprem 511’de yaşanır ve şehir çok daha fazla zarar görür.

İslam fetihleri sonrasında 7. yy’da Petra artık bir Emevi şehridir. Şehirde İslam hakimiyetiyle birlikte, Müslüman ve Hıristiyan nüfus birlikte yaşamaya devam eder. Emevi başkenti Şam’dır fakat Petra, Mekke’ye doğru giden hac yolu üzerinde kaldığı için yeniden önem kazanmaya başlar. Fakat 8.yy’da hilafet Abbasilere geçince ve başkent Bağdat olunca, Petra yine güzergâh dışı kalır ve önemini kaybeder.

Haçlılarla birlikte yeniden değeri artar. Genel konumu ve İslami hac yolu üzerinde olduğu için, Haçlılar çevrede iki kale inşa eder. Şehre geldiklerinde, burada kendi halinde yaşayan ve zeytincilik yapan Müslüman ve Hıristiyan aileler bulurlar. Selahaddin Eyyubi, şehri Haçlılardan alır. Memluk Sultanı Baybars 1276’da Kahire’den Karak Kalesi’ne giderken şehre gelir ve çok beğenir. Harun peygamberin mezarını, Habis kalesini ve Vadi Musa’yı gezer. 19.yy. yeniden keşfedilene kadar Petra hakkında son kayıt, bu olay olur. Küçük bir yerli halk grubu şehirde yaşamaya devam eder.

Foto: Elif Çamlıkaya
Foto: Elif Çamlıkaya

İsviçreli seyyah Johan Ludwig Burckhardt, 1812 yılında Trablus’tan Kahire’ye giderken, nerede olduğu unutulmuş ve anılarda kalmış bu görkemli şehri yıllar sonra gören ilk yabancı olacaktır. Burckhardt , Fransız ordusundaki İsviçreli bir subayın oğludur. İngiltere’ye eğitimine devam etmeye gider ama orada Sir Joseph Banks’le tanışır. Banks onu, Afrika İç Bölgelerini Keşif Kurumu’nda görev almaya ikna eder. Burckhardt, İbrahim İbn Abdullah isminde bir Hintli Müslüman kimliğinde Suriye’ye gider. Arapça, İslam dini ve Kur’an öğrenir.

Petra civarına geldiğinde yerli bedevilerden, yıllar önce Mısırlı büyücülerin firavun için yaptığı muhteşem kaya şehrin hikâyelerini dinler. Petra’nın zirvelerinde yer alan Harun Peygamber’in türbesini ziyaret etme bahanesiyle, bir Bedevi rehberliğinde şehre girer ve çok az süre kalabilir. Buna rağmen şehrin Vadi Musa’da yer alan Petra olduğunu anlar. Gördüklerini çizer ve kaleme aldığı izlenimleriyle birlikte, Petra’nın nerede olduğunu herkes öğrenir. Burckhardt daha sonra Mısır’a gider, Müslüman olur ve Abu Simbel tapınaklarını yeniden keşfeder. Dizanteriden öldüğünde yıl 1817’dir ve henüz Afrika’nın içlerine ulaşamamıştır. Kahire Müslüman mezarlığında defnedilir ve mezar taşında İbrahim İbn Abdullah yazar.

1985 Unesco Dünya Miras Listesine eklenen, 1993’te 264 km’lik petra Arkeoloji Parkı olarak isimlendirilen ve 2007’de Dünya’nın Yedi Yeni Harikasından biri seçilen Petra, anlatmakla bitmez. Ben bu yazıda veya bir başkasında, Petra’da göreceğiniz eser ve binaları anlatmayacağım. Çünkü bunları yerinde görmeniz ve rehberinizden dinlemeniz, çok daha değerli olacaktır. Bir sonraki yazıda, bölgede yaşayan pagan Arapların inançlarından ve şehrin, dini açıdan nasıl bir öneme sahip olduğundan bahsedeceğim.