Öğretmenlerde Çareler Tükenmez

Hafize Çınar Güner

Yaz tatilini geride bırakalı sadece birkaç hafta oldu ama pek çok öğretmenin kendilerini hiç tatil yapamamış gibi yorgun hissettiklerini görüyorum. Çünkü öğretmenlik pek çok becerinin kullanılmasını gerektiren çok özel bir iş. Öğretmenin pedagoji bilgisi kadar coşkusu, entelektüel seviyesi ve çocuğa, insana, kısacası hayata bakışı da çok önemli. Dr. Neslihan Zabcı, geçtiğimiz hafta katıldığım “Ruhsal İşleyiş ve Okula Yansımaları” başlıklı sunumunda özgül öğrenme güçlüğü ve dikkat eksikliği tanısı koyulan çocukların sadece %1’in bilişsel temelli olarak bu durumda olduğundan bahsetmişti. O halde öğretmene “öğretme” eylemi dışında pek çok iş düşüyor. Öğretmeden öğrenmenin yolunu bulmaları ve bu yolu öğrencilerine göstermeleri gerekiyor. “Peki, bunun yolu nedir?” dediğinizi duyar gibiyim. Bunun yolunu bazen bir kitap da bizlere gösterebiliyor. Geçtiğimiz Mart ayında Can Çocuk tarafından yayımlanan, Burcu Ünsal’ın yazdığı ve Ezgi Keleş’in resimlediği Biri Şu Sayıları Toplasın! adlı kitap matematiği konu alsa da tüm alanlar için öğrenmenin yolunun “çaba” olduğunu bizlere hatırlatıyor. Çaba varsa öğrenme de artıyor. Başarıyı hep zekâ ve yetenekle ilişkilendiririz ama çabayla başarı değişebiliyor. Öğretmenler çocukların çabalamasını uzatacak stratejiler geliştirmeli ve öğrenmeyi eğlenceli hale getirmeliler. Bu stratejileri geliştirirken öğretmenlerde çareler tükenmez ve oyun her daim imdada yetişir. Tıpkı kitaptaki Bünyamin Öğretmenin yaptığı gibi…

Muzip, devingen ve gizemli

Önce kitabın kapağıyla başlayayım; kapağın üstündeki dört farklı karakterin duygu ifadeleri, bu karakterlerle kurulan mizansen, kitabın adının yazıldığı matematik defterinden yırtılmış gibi duran kareli kâğıt, kapağın rengi, tasarımı ve tabii ki kitabın adı… Kısacası kapaktaki tüm unsurlar sizi güçlü bir şekilde kitabın içine çekiyor. Kitabı kargodan alıp rafa kaldırıp sonra okurum diyemiyorsunuz. Elinizdeki işi bırakıp yanınızdaki çocukla birlikte hemen kapıya en yakın koltuğa oturuyorsunuz. Hele yanınızdaki çocuğun yaşı da tam kitaba göreyse bu fırsat kaçmaz zaten diye düşünüyorsunuz. Kapağı açtığınızda ise kitabın iç tasarımı ve çizimlerinin de ilgi çekici, kitabın arka kapak yazısında da ifade edildiği gibi, grafik roman tadında olduğunu görüyorsunuz. Kitap, resimli kitap kategorisinde olmasa da bir kez daha çizerin yalnızca bir “çizer” olmadığını, kitabın önemli bir paydaşı olduğunu duyumsuyorsunuz.  Yazarın akıcı ve eğlenceli öyküsüne çizerin siyah, kırmızı, mavi, beyaz renklerdeki (kapakta da olduğu gibi) devingen ve duyguyu başarıyla okuyucuya veren çizimleri eşlik ediyor.  Ortaya da böyle keyifle okuyacağınız ve de resimlerine tekrar tekrar bakmak isteyeceğiniz (en azından bizim evdeki küçük okur için böyle olmuştu) bir kitap çıkıyor.

Kitabımızın kahramanı Çınar için matematik dersi en zor derstir. Daha kitabın ilk sayfasında matematikten nefret ettiğini söylüyor. Evet, tüm öyküyü Çınar’ın ağzından dinliyoruz. Çınar tüm çocukların yaptığı gibi sevmediği bir ders için çaba sarf etmiyor. Bunun yerine sevdiği başka bir şeye, karikatür çizmeye yöneliyor ve matematik dersi boyunca çizim yapıyor hatta öğretmeninin karikatürünü yapıyor. Ama tabii yaptığı işin öğretmeni tarafından görülmesini de istemiyor. Ama korktuğu başına geliyor, ödev kontrolü için matematik defteri yerine yanlışlıkla karikatür defterini öğretmenine veriyor. Ve öykü tam da burada başlıyor. Çınar defterini öğretmeninden geri almak isterken kendini bir oyunun içinde buluyor. Fakat bu oyunda yalnız değil. Ayçöreği Ekrem, Pınar (namıdiğer Bayt) ve Robdöşambr Refik de onunla birlikte bir gizemin içindeler. Bu birbirinden farklı dört karakterin ortak noktası ise dördünün de başının matematikle dertte olması. Bünyamin Öğretmen bu dört karakter için dersini farklılaştırması gerektiğini çok iyi bildiğinden dersi derslik dışına taşıyor. Matematik sınavından çakan bu dört öğrencisinin tüm okulu gezerek tamamlayacağı bir oyun hazırlıyor. En güzeli bu oyunda kendisi de rol alıyor. Kimi zaman kantinci kimi zaman da tiyatro sahnesindeki bir aktör olarak çocukların karşısına çıkıyor. Bu oyunda aritmetik, yuvarlama, kesirler, ağırlık ölçüleri, geometri, saatler gibi pek çok konuda hazırlanmış sorular var. Dört öğrenci okulun farklı bölümlerini gezerek (kantin, asansör, kütüphane, spor salonu, tiyatro) soruları çözmeye çalışıyor. Ancak bu sorular muzipçe sorulmuş sorular. Matematik işlemlerini yapmadan önce çocukların soruları anlamaları gerekiyor ve bu da kurguyu daha fazla eğlenceli hale getiriyor. Kitabı küçük okurla kıkırdayarak ve dört kafadara yardım edip biz de soruları çözmeye çalışarak okuduk. Ne yalan söyleyeyim çözemediğimiz soru da oldu ama çok eğlendik. Öğrenmede duyguların rolü ve etkileşimin önemi pek çok bilimsel araştırmayla kanıtlanmış. Prof. Dr. Soner Yıldırım pek çok konferansında öğrenmenin temel prensiplerinden bahsederken önceden bilinenlere yeni kavramların tutunduğundan ve böylece kavramanın gerçekleştiğinden bahseder. Bu sebepten, öğrenmede önce ön bilgiler harekete geçirilir.  Kitabımızdaki, her sınıfa lazım Bünyamin Öğretmen de işte bunu yapıyor ancak sadece bunu yapmakla da kalmayıp çocukların ilgilerini de işin içine katıyor. Öğrenmede içsel motivasyon da çok önemli. Çocuklar her problemi çözdüklerinde, ki bunu birlikte başarıyorlar (burada akran öğrenimi, geri getirme alıştırmaları ve tekrar stratejileri devreye giriyor), başarmanın zevkini yaşayıp o hazzı tekrar hissedebilmek için başka bir problemi çözmek istiyorlar yani motive oluyorlar. Eminim ki yazar bu öyküyü kurgularken tüm bu öğrenme prensipleri ve stratejilerine çok da kafa yormamıştır. Sadece öğrenme için zevk alma, arzu duyma kısmına odaklanmıştır. İşte yazımın sonuna gelirken doğru kelimeyi de yakaladım; “arzu duymak”, işte o zaman öğrenme gerçekleşiyor. Kitabın sonu da çok tatlı bir sürprizle bitiyor. Yazar, çizer, editör ve tasarımcının bu kitabı yaparken çok keyif aldıklarını düşünüyorum.  Çünkü o keyif okura da geçiyor. Komik, yaratıcı ve kendisi bir oyun alanı olan kitap bittiğinde tadı damağımızda kalıyor ve bu dört sevimli karakterin maceraları devam etsin istiyoruz.

Kitap matematiği odağına alıyor olsa da buradaki kurgu pek çok alana uyarlanabilir. Bunun için bize çocuk ruhundan anlayan Bünyamin gibi öğretmenler gerekiyor. Yazımın başında öğretmenliğin pek çok beceri gerektiren özel bir iş olduğunu ifade etmiştim. Coşkudan bahsetmiştim. Arzu kısmını da şimdi eklemiş olayım. Ancak öğretmenlerin çocuğun anadili olan oyunu konuşabilmesi ve işlerini arzuyla yapabilmesi için ülke olarak yapmamız gereken çok şey var. Tüm bunları şimdilik bu yazının dışında bırakıyorum ama görüyorum ki yine her şey dönüp dolaşıp eğitim, kültür ve sanat politikalarına geliyor!

Biri Şu Sayıları Toplasın!, Yazan: Burcu Ünsal, Resimleyen: Ezgi Keleş, Can Çocuk, 2022.