Nihat Özdal ile Kommagene Bienali Üzerine

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

Abdullah Ezik, bu yıl ilki gerçekleştirilen Kommagene Bienali üzerine bienalin küratörü Nihat Özdal ile konuştu.

Bu yıl ilki düzenlenen Kommagene Bienali, 20 Ekim 2022 tarihine kadar Adıyaman’da görülebilecek. Bienalin bu yılki ilk teması toplumların “seçkin” olarak ifade ettikleri kültürleri, mevcut uygarlık kavramını tartışmaya açıyor. Öncelikle bienal fikri nasıl gelişti ve ortaya çıktı?

Bienal fikri Fırat Nehri’nde, Nevali Çori açıklarında karşılaştığım adalarla doğdu. Üzerinde herhangi bir yerleşim ya da tarım alanı olmayan bu adalar bu dünyadan çok uzak bir gezegeni anımsatıyordu. Gittiğim ülkeleri, şehirleri uzundur o coğrafyada doğan yazarların, şairlerin kitapları ile turlarım. Samsat’tan başlayan bu nehir yolculuğunda da yanımda Lukianus’un kitapları vardı. Lukianus bir hikayesinde ay’dan ayrıldıktan sonra vardıkları ada’dan bahseder. Bu adayla karşılaşmamın bir tesadüften fazlası olduğunu düşündüm. İlk başları pandeminin de etkisi ile doğaya dönüp eserler üretmek isteyen sanatçılar için bir merkez olarak düşündüğüm bu adalar daha sonraki süreçte bu bienal için bir merkez oldu.

Bu yıl bienalin ilk kez gerçekleşmesi şüphesiz seçilen temayı da daha anlamlı kılıyor. Kommagene Bienali için neden özellikle “Hayali Bir Uygarlık” üzerinde durdunuz?

İnsanın yaratıcılık etkinliği, birçok şeyin yapımını kapsar; sanat, edebiyat, heykel, mimari, giyim, yemek, şehirler, hükümetler ve diğer kültürel eserler ve icatlar. Bazı şeyler ise daha az bilinçli bir şekilde yapılır ve gelişimi yüzyıllar sürebilir; dil, felsefe, kanunlar, din, gelenekler ve kültürün kendisi. Bunların hepsi, yeni bir yaşama ve dünyaya bakma biçimi yaratmak, ortak bir temele ve hatta belki de ortak değerlere sahip bir toplumda uyum içinde yaşayabilmelerini sağlayacak ve bütünü, parçaların toplamından büyük olacak şekilde, dâhil olan tüm bireylerin yaşamlarını iyileştirme umuduyla insanları örgütlemenin bir yolunu bulmak için bir araya gelir.

Lukianus hangi gerekçelerle seyahatlere çıktı, bu hayali yolculuklar o dönemin koşulları için nedendi bilmiyorum, fakat günümüz dünyasında en medeni olan medeniyetlerin de kabul edilemez davranışlar sergilediği bir zamanda yaşıyoruz.

Mevcut uygarlığı tezat yoluyla eleştirmek, dünyaya yeni bir bakış açısı getirmek adına tasarlanmış bir uygarlık kurmak üzere yola çıktık.

Adıyaman, bulunduğu coğrafyanın öne çıkan ve kültürel/tarihsel anlamda hikâyesi oldukça geçmişe uzanan kadim bir şehir; Hititler’den Asurlular’a, Persler’den Romalılar’a kadar birçok farklı imparatorluğun parçası olmuş bir merkez. Bu kadim şehir ile bienalin ruhunu nasıl birleştirdiniz? Bu birliktelikte ön plana çıkarmak istediğiniz özel bir nokta oldu mu?

Arkeoloji ile de uğraşan biriyim. Türkiye’nin pek çok şehrinde kurulan müzelerde danışman olarak yer aldım. Bir taraftan da tarihi eser koleksiyonerliğine de devam ediyorum. Bu taraftan bakınca müzeler, arkeolojik alanlar, vitrinleri, koruma bantları, dokunmayın uyarıları ile soğuk ve mesafeli alanlardır. Bienalde adalar dışındaki tüm mekanlar tarihi ve arkeolojik alanlar, çoğu sanatçı üretimlerini doğrudan bu alanlarda ya da bu alanlardan yola çıkarak yaptı, bu yeni bir arkeoloji yorumu olduğu gibi arkeolojik alanları soğuk ve mesafeli alanlar olmaktan çıkardı.

Bienal kapsamında 20’den fazla ülkeden 53 sanatçının işleri Adıyaman’da görülebilir. Bu yönüyle bienalin uluslararası boyutunun oldukça güçlü olduğunu söyleyebiliriz. Bienalde işlerine yer verdiğiniz sanatçıları nasıl seçtiniz? Sizin işleri üzerinde özellikle durduğunuz sanatçılar kimler oldu?

Yılın önemli bir bölümü sergiler ve bienalleri gezerek geçiririm. Daha önce yaptığım pek çok sergide beraber çalıştığım sanatçı arkadaşlarım ile paylaştığımda bu fikirden çok etkilendiler. Bienal yeryüzü sanatı dediğimiz, coğrafya ile iletişim kuran eserlere de geniş yer veriyor. Bu konuda bu alanın Türkiye’de önemli isimlerinden Varol Topaç’ın önerileri işimizi kolaylaştırdı. Sanatçılara bölgenin tarihi ve coğrafi durumunu anlatan dosyalar sunduk ve bu hayali uygarlık sorusu üzerinden projeler istedik, projeler üzerinden yaptığımız değerlendirmeler ile hangi mekânda hangi sanatçı eser üretmeli yol almaya başladık.

Bienal kadar bienalin coğrafyası da oldukça özel bir anlam ifade ediyor: Adalar, Nemrut, Arsemia, Kahta Kalesi, Cendere Köprüsü ve Karakuş Tümülüsü. Bienal coğrafyası ile sanatçıları nasıl buluşturdunuz? Söz konusu tüm bu bienal merkezleri üzerine ne söylersiniz?

Peter Pal, Genco Gülan, Ece Eldek, Dilan Bozyel, Cansu Sönmez, Pınar Marul doğrudan adalarda eserler üreten sanatçılar. Pal 10 gün boyunca bir balıkçı teknesi ile kimsesiz bir adaya gidip bir kule inşa etti. Genco Gülan 1 tona yakın kireç kullanarak bir uygarlığın ilk bölünmesine, Cansu Sönmez her uygarlığın sonunun bir toplu mezar olacağı ile ilgili yerleştirmesi ile geldi. Dilan Bozyel bir ada üzerinde dalgalanan bayraktaki “göz hakkı” ile, Ece Eldek belki Lukianus’un tekrar dönüşünü kolaylaştırmak için gökyüzüne uzanan merdiveni ile yer aldı. Pınar Marul bu uygarlığın hem karada hem suda yaşayan canlılarına yoğunlaştı.

Nemrut zirvesinde Yasin Uysallar Antiokhus ailesine selam veren bir eser üretti, Geunyong Park burada bulunan dünyanın ilk yıldız haritası Aslanlı Horoskop’tan referans ile eser üretti. Ecem Dilan Köse bölgenin tarihini ve arkeolojisini medya sanatı bir dijital eser ile yorumladı.

Arsemia’da bulunan tarihi kuyuyu güneşe akan bir kapı olarak yorumlayan Stefano Bossi, hayali bir antropoloji üzerine eser üreten Luke Conroy bölgenin tarihinden beslenen sanatçılardandı.

Karakuş Tümülüsü’nde Reka Szabo mevcut heykellerle köprüler kurdu, Rumen Dimitrov burada bulunan 4 heykeli kendi tekniği ile 4 dans eden figüre dönüştürdü, Eross Istvan bu karakterleri yolculuğa çıkardı.

Nemrut Kalesi ise en fazla sanatçının yer aldığı alan, burada da pek çok sanatçı bölge tarihi ve coğrafyasından referansla eserler üretti.

Bienal kapsamında birçok yan etkinlik de sanatseverlerle buluşacak. Bu tür etkinlikler yerli şehir halkı ile bölgeye dışarıdan gelecek ziyaretçileri buluşturması bakımından oldukça önemli. Bienale paralel olarak ne tür etkinlikler planladınız?

Hayali bir uygarlık deyince modadan, gastronomiye, müzikten tiyatroya pek çok başka başlık da akla geliyor. Bu uygarlığın modası üzerine çalışan Hatice Gökçe’nin yakında bir gösterisi olacak, Şef Hazer Amani uygarlığın mutfağı ile ilgili bir atölye yapacak, uygarlığın müziği ile ilgili konserler gerçekleşecek, çocuklar için kukla tiyatrosu ve İsmail Ertürk ile Mark Wolf’un konuşmacı olarak katılacağı panel de diğer etkinliklerden.

Son olarak, Adıyaman’da yaşayan yerel halkın bienale yaklaşımı ve tepkisi nasıl oldu?

Sanatçılar eserlerini burada yaşayan marangoz, demirci, camcı, aynacı, duvarcı gibi hem usta, hem çırak hem de işçiler ile hayata geçirdi. Burada büyük dostluklar ve iş birlikleri doğdu. Anadolu insanının misafirperverliği her alanda kendini gösteriyor. Bölge insanı çevresindeki tarihi yapılardan, binlerce yıllık heykellerden bir görgüye zaten sahip, bunların yeniden yorumlanması sahip oldukları değerlere başka bir gözle bakma fırsatı sundu.