Islahatçılardan Saint-Simonist’lere: Yabancı Kaynaklarda İstanbullunun Sokak Hayvanlarıyla Münasebeti

Bihter Sabanoğlu

İstanbul sokaklarındaki hayvan varlığını ve İstanbullunun hayvanlar ile kurduğu bağı rasyonel bir çerçeveye oturtmak isteyen Avrupalı yazar, seyyah ve elçiler, kent sakini ile sahipsiz hayvan arasındaki ilişkiye kimi zaman faydacı bir bakış açısı getirmeye çalışırken kimi zaman ise bu ilişkiyi Doğu’nun mantık dışılığına indirger. Sokak köpeklerinin yiyecek artıklarını toplayarak hastalıkların yayılmasını önlediği ve böylelikle beledî bir görevi yerine getirdiği için sevildiğini öneren bazı yazarlar bulunduğu gibi,[1] İstanbulluların köpek, kedi ve kuşları beslemesini barbar ve Kartezyen anlayıştan uzak bir toplumun batıl inançları doğrultusunda sergilediği davranışlar olarak analiz eden seyyahların sayısı da epey fazladır. 

Henri Blowitz

Osmanlı döneminde, Bohemyalı muhabir De Blowitz’in belirttiği gibi, çevresine İstanbul’a seyahat edeceğini bildiren bir insanın “Ne çok köpek göreceksiniz!” cümlesini duymamasına imkân yoktur.[2] Fransız yazar Théophile Gautier 1853 yılında yazdığı Constantinople kitabında yaklaşık otuz kez sokak köpeklerinden bahseder. İstanbul’a gelen ve ardında yazılı eser bırakmış seyyahların büyük çoğunluğu, Avrupa sokaklarında görmeye alışık olmadıkları bu evsiz hayvanların varlığını bir şemaya oturtmaya çalışırken kimi zaman onların kaderlerini kendi ülkelerinde süslenip püslenen, şımartılan hayvanlarınkiyle karşılaştırıp melankoliye kapılmış kimi zaman da George Orwell’in Hayvan Çiftliği’ni andıran alegorilere girişmişlerdir. Ubicini, 1855 tarihli kitabındamedeniyet ilerledikçe İstanbul’un bozulmasından, kayığın yerini buharlı gemiye, sarığın ise fese bırakmasından dert yanarken köpeklerin bile şehri terk ettiğini söyler; artık Pera ve Galata bölgeleri “Avrupaileşmiş”, sokak hayvanlarının varlığı bu bölgede ilkel bir kültürün yansıması olarak görülmeye başlanmıştır. Yazar, esprili bir üslupla köpekler üzerinden Tanzimat sonrası İstanbul sakinlerinin yaşam tarzlarına ince bir gönderme yapar; Pera’nın “Avrupai” politik iklimine uyum sağlamış, Batılı giysiler görünce havlamayı bırakmış sokak köpeklerine “ıslahatçılar” adını verirken, modernizmin yayılmasına direnerek Suriçi’nin Eyüp gibi daha muhafazakar taraflarına çekilen, hatta Romalıların hakimiyetine karşı çıkarak Armorique’in derinliklerine kaçan Keltler’e benzettiği köpekleri ise “asiler” olarak niteler: “Artık Avrupai mahallelerde köpeğe neredeyse hiç rastlanmıyor. Kıtlık ve mevsim değişimleri Avrupalıların başlattığı imha operasyonunu tamamladı. Pera ve Galata’da yaşayan birkaç köpek de medenileşti. Yabancı tarzda bir kıyafet gördü mü havlamayı kestiler ve artık Müslüman ile Hristiyan arasında ayrım yapmıyorlar. Bunlar ıslahatçı köpekler. Ama az sayıda da olsa direnen köpekler var; yeni teorilerin yayılımını gönüllü bir sürgün ile protesto ediyorlar…”[3]

Théophile Gautier 

Modernleşen Pera’da köpeklerin dışlanması konusuna De Amicis de değinir; İstanbul’da -ki zamanın yazarları bununla Pera ve Galata dışında kalan yerleri kasteder- “tam pansiyon” kalan köpekler, Galata’da “alakart” yemek zorunda bırakılırlar.[4] Gaston Deschamps adındaki yazar İstanbul köpeklerinin mahalleleri aralarında paylaşarak federal bir cumhuriyet kurduklarını yazar.[5] Eyüp’lü bir köpeğin kendisini Pera’da bulduğu anda parçalanacağını öne süren Deschamps’ın bu fikrini Ubicini de destekler.  Yaşadıkları mahalle tarafından beslenen köpek çetelerinin gruba yeni üye dahil etme fikrine sıcak bakmamalarının sebebi Ubicini’ye göre yeni üyenin grubun fertlerine düşen “sosyal yardım payını” azaltacağı kanısıdır. Köpek davranışlarını beşerî sistemlerle açıklama eğilimi bir Fransız av dergisinde yayımlanan bir yazıda devam eder.[6] Köşe yazarı, İstanbul sokak köpeklerinin tam eşitlik ilkesi üzerine inşa edilmiş faydalı iş gücü prensibini savunan “Saint-Simonisme” akımının takipçileri olduğunu söyler; buna rağmen farklı bölgelerin köpekleri, birbirlerine “Balkan halkları kadar” düşmandır. Ekrem Işın, “Dört Ayaklı Belediye” sergisi için yazdığı denemede Pera’daki hayvan sevgisizliğini, Pera sokaklarının Osmanlı’da vahşi kapitalizmin uygulama alanı haline gelmesine bağlar.[7] Müslüman mahallelerinde sokaklar yalnızca ibadet, ev ve pazar yerini birbirine bağlayan birer unsurken, sokakları ticaretin kalbi olan Pera’da hayvana yer yoktur. John Berger’in Kral metninden okumalarla katıldığı “Taşkafa” belgeseli Galata’da bu eğilimin devam ettiğini doğrular; 2000’li yıllarda dönüşerek “hip” bir semt haline gelmiş olan Galata’da sokak hayvanına bir kez daha yer kalmamıştır.

Köpeklerle beraber İstanbul üzerinde en fazla söz sahibi olan diğer “ırk” kedilerdir; bu hayvanların Osmanlı’da kentliler tarafından el üstünde tutulmasına Baron Wenceslas Wratislaw, on altıncı yüzyılda yazdığı eserde küçümseyici bir tonla yaklaşır. Saka kuşlarını para ödeyerek serbest bırakan, sudaki balıklara bile ekmek doğrayan, gökyüzünde dönen çaylaklara çiğ et atan ve bunların ahirette kendisine sevap olarak döneceğini düşünen kent sakinlerinin kedilerle ilişkisi yazar tarafından alaya alınır;[8] ona göre İstanbulluların pişirdikleri et, ciğer ve işkembe parçalarını kediler için şişlerin ucuna yerleştirerek hazırlamaları, “kediye et”, “köpeğe et”[9] diye bağırarak gezinen aşçı yamaklarından yiyecek satın alarak hayvanları beslemeleri barbar bir toplumun hezeyanlarıdır.  L’Echo de Tiaret gazetesinde yayımlanan bir habere göre de Sultan II. Abdülhamid, Yıldız Sarayı’nda sayısız tavşan ve kedi beslemektedir. Gözü gibi baktığı, isimlerini tek tek bildiği kedilerin yavrularını üst düzey memurlarına verir ve bu yavruların akıbetlerini sık sık detaylı biçimde sorgular. Gazetecinin “istanbulinlerinin altında saraydan kedi (ve tavşan) yavrularıyla çıkan memurlar kendilerini gülünç hissederlerdi; onlara kalsa bu yavruları Boğaza atarlardı”[10] şeklindeki varsayımı kent sakinlerinin hayvanlarla olan ilişkisine Batılı bir bakış açısı yükleme konusunda bir örnek olarak okunabilir.


[1]   Hadji Yatmaz, “Choses de Constantinople”, La Revue d’Orient et de Hongrie, 10 Nisan 1899.

[2]  Adolphe Opper de Blowitz, Constantinople (Paris:1899), 28.

[3]  A. Ubicini, La Turquie Actuelle (Paris: Hachette, 1855) 82.

[4]  Edmundo de Amicis, İstanbul (1874) (Ankara: Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1993) 119.

[5]  Gaston Deschamps, A Constantinople (Paris: Calmann-Lévy), 45-47.

[6]  A.P. “Les Chiens de Constantinople”, Le Chenil : Journal des chasseurs et des éleveurs, 21 Ocak 1915, 2-3.

[7]  Ekrem Işın, “Dört Ayaklı Belediye; İstanbul’un Sokak Köpekleri”, Dört Ayaklı Belediye (İstanbul: İstanbul Araştırmaları Enstitüsü, 2016)13-14.

[8]  The Adventures of Baron Wenceslas Wratislaw (London: Bell and Doldy,1862) Çev. A.H. Wratislaw, 76,77.

[9]  Metin And, 16. Yüzyılda İstanbul (Yapı Kredi Yayınları, 2011) 212.

[10] ”La Ménagerie d’Abdul-Hamid”, L’Echo de Tiaret, 27 Temmuz 1913.