Yaşsız Bir Kitap: “Laboratuvardan Büyük Kaçış”

Melike Sönmezer

melikesonmezer@sanatkritik.com

Uzun zamandır çocuk kitapları okuyorum. Hayattan yorulduğumda, yapacaklar üst üstte geldiğinde, yapyalın olan çocuk edebiyatı bir kurtarıcım oluyor. Ama bu kitap diğer çocuk kitaplarından biraz farklı. Bence yaşsız kategorisinde ve ayrıca ele aldığı konu itibariyle öyle  “çocukça (!)”  durmuyor.

Eseri özetlemek gerekirse labotuvarda aynı kafesi paylaşan 0521 ve 0067 adlı iki deney faresinin içerisinde bulundukları düzene başkaldırmalarını anlatıyor. 0521’in kendisinden görece daha yaşlı olan 0067’nin de bu düzenden kurtulması için verdiği öğütlerden etkilenmesiyle maceraları başlıyor.

Sevgili Mine Hanım nasılsınız?  Günleriniz nasıl geçiyor?

Teşekkür ederim Melike Hanım çok naziksiniz.  Günlerim özellikle bu aralar oldukça yoğun geçiyor diyebilirim. Aynı anda pek çok şeyi birlikte yapmayı seven bir yapım var. Bugünlerde de çocuk edebiyatına dair yarım kalan dosyalarımı olgunlaştırmaya çalışırken psikolojik danışmanlık alanında lisansüstü eğitimimi sürdürüyorum.

Sizi biraz sizden dinlesek Mine Hanım.

Tabii. Ben İzmir’de doğdum, büyüdüm. Sokakta akşama kadar oyun oynayan nesildenim. O günlerden beri görüştüğüm arkadaşlarımla, yaramazlıklarımızı konuşup çocukluğumla bağımı koruyorum. On yedi yaşında başladığım Dokuz Eylül Üniversitesi sınıf öğretmenliği bölümü ile başlayan eğitimcilik yaşamım yaklaşık yirmi yıldır sürüyor. Kocaeli ve Bursa maceralarımdan sonra şimdi yeniden İzmir’de yaşıyorum. İlkokul öğrencileri ile geçirdiğim güzel günler sonrasında kendi isteğimle öğretmenlikten ayrılarak Bursa Uludağ Üniversitesi psikolojik danışmanlık ve rehberlik alanında ikinci lisans eğitimimi tamamladım. Ardından salgın dönemi ile birlikte biri tezli olmak üzere iki yüksek lisans eğitimine birden başladım ve bu süreci de eğitim alarak değerlendirdim. Çağdaş Drama Derneği aracılığıyla edindiğim yaratıcı drama eğitmenliğim de hayatıma iyi dostların yanında neşe ve renk kattı. Yani araştırmaya ve okumaya meraklı biriyim diyebilirim sanırım. Tabii eşim Utku ve kedim Luna’yı da unutmamam gerekir. Onların sayesinde yaşamımın büyük bölümünü yazarak geçirip böyle huzurlu bir ortamı yakalayabiliyorum.

Öğretmen olduğunuzu biliyorum. Fakat öğretmenliğin ilerisinde bir kaleminiz var. Neden çocuk edebiyatı?

Çok teşekkür ederim Melike Hanım. Sizin gibi edebiyat alanından birinin sözleri benim için çok kıymetli. Öncelikle çocuk edebiyatının yaşsız ve herkes için olduğunu söylemek isterim. Çocuk edebiyatı benim hayatıma çok erken yaşlarda girdi diyebilirim. Resimli kitapların büyülü dünyası beni içine çektiğinde henüz okula yeni başlamıştım. Bir gün okulumuza Sayın Muzaffer İzgü gelmişti. O gün onun tüm kitapları okul bahçemizdeki ağaçların gölgesinde sergilenmişti. Ben de üzerindeki kapakta kulağından kirazlar sarkan Kiraz Kız‘ı alıp kendisine imzalatmıştım. O kitap hâlâ kitaplığımda ve çok özel bir yere sahiptir. Yani ilk tohum orada atılmış oldu galiba. Yaşım büyüdükçe şiirler ve fantastik öyküler yazdım. Hiçbirini beğenmedim, okuduklarım gibi değildi ne yazık ki hiçbiri. Ardından yıllar sonra yüksek lisans sürecimde tezimi çocuk edebiyatı alanında yapmaya karar verdim. Bu süreçte yerli ve yabancı kültürel ya da akademik pek çok çocuk edebiyatına dair kuramsal kaynak okuma şansım oldu. Bu sırada bir yazma atölyesine de katıldım. O yetmeyince edebiyat alanından arkadaşlarımla bir yazma grubu kurduk. Çocuk edebiyatı odağında incelemeler yapıp yazma denemeleri yaptığımız verimli bir zaman geçirdik. İşte bu denemeler sırasında da Laboratuvardan Büyük Kaçış doğdu.

Bu ilk kitabınız. Yayınevinizle yollarınızın kesişme ve eserinizin yayımlanma sürecinden biraz bahsetmek ister misiniz?

Elbette! Büyük bir mutlulukla… Sözünü ettiğim yazma grubunda yazdığımız metinleri incelerdik. Laboratuvardan Büyük Kaçış’ın doğuşu burada oldu. Arkadaşlarım Çise ve Deniz, öykünün sadece ilk bölümünü okumuşlardı. İkisi de yıllardır çocuk ve ilk gençlik edebiyatı eserlerini okuyarak ilkokul ve ortaokul öğrencileri ile buluşturan Türkçe/Edebiyat öğretmenleridir. Onların beni cesaretlendirmesi ile öyküyü tamamladım. Ardından arkadaşım Semra’nın da fikrini almak istediğimde bu öyküyü Yeni İnsan Yayınevi’ne gönderebileceğimi söylemişti. Yayım süreçlerinin genel olarak uzun olduğunu biliyordum. Bu yüzden yayınevinin sitesinden dosyamı yüklediğimde hemen bir yanıt beklememiştim. Ama öyle olmadı… Kısa bir zaman sonra Sayın Aytaç Bey beni arayıp dosyamla ilgilendiklerini, yayınevi ile uyumlu bir öykü olduğunu ve o gün hemen sözleşmeyi iletebileceklerini söylemişti. Belki daha başka şeyler de söylemiştir ama heyecandan bu kadarını hatırlıyorum. Sonrasında süreç başladı ve ben metnin üstünden birkaç kere daha geçmek istedim. Resimlenmesi için Sevgili Büşra Kaygın Gafarov ile yollarımız kesişti. Yıllardır bu alanda deneyimli bir isimle iş birliğinde olmak beni çok güvenli hissettirdi. Yeni İnsan’dan Ayşe Hanım ile iletişimlerimiz sonucunda Laboratuvardan Büyük Kaçış yayımlanmış oldu.

Hikâye 0521 ve 0067 adlı denek iki fare üzerinden geçiyor. Bu isimlerin anlamları var mı?

Özellikle isimsiz iki kahraman yaratma fikri aklımda hep vardı. Görmezden gelinenlerin bir temsili olmasını diledim onların. Bugün üzerinde deneyler yapılan hayvanlar yokmuş gibi davranılması da buna duyduğum üzüntü ve öfkeden ileri geliyor. Tüm hayvanların özne olduğunun unutulup nesne gibi davranılmasını yansıtan başka bir anlatım şekli düşünemedim. İsimlerimiz bizi biz yapan, varlığımızı kanıtlayan ilk göstergelerden biri değil mi? İsmi olmayan hayvanlar da yaşamda var ve görülmeyi hak ediyorlar. Laboratuvarlarda sıra sıra dizilen, sadece sayıdan ibaret sayılan hayvanların; yaşadıkları zor şartlara ve üzerlerindeki sömürü dünyasına bir ışık tutmaya çalıştım. Bu zorlukların dile gelmesi gerektiğine inandım. Hikâyede hangisi küçüktü hangisi büyüktü diye karıştıranlar oluyor. Bu da yaratmak istediğim kafa karışıklığının bir sonucu oldu. İsimleri olsaydı, sıfatları olsaydı her şey yerli yerinde olacaktı, kimlikleri olacaktı. Oysa onları tanımak istiyorsanız dikkatinize talip olduklarını unutmayın.

Bu yüzyılda biz bugün bunları konuştuğumuz esnada hayvanların kobay olarak kullanılıyor olduğunu bilmek utanç verici. Siz böylesine rahatsız edici bir konuyu ‘çocuk edebiyatınayedirmeyi nasıl başardınız? Yedirmek diyorum çünkü didaktik olmadan mizahi bir dille anlatmak istediğinizi anlatmışsınız.

Yaşamda olan her ne varsa çocuk edebiyatında da olur. Çocuklar da bu hayatın bir parçası ve onları korumaya çalıştığımız dünyanın yaratıcısı da biz yetişkinleriz. Onlara bu gerçekliği olduğu gibi vermek yerine hassasiyetle yaklaşıp onlara uygun dozda sezdirerek neşe ile vermenin bir gereklilik olduğu kadar sorumluluk olduğuna da inanıyorum. Her hikâyede olan olur biten biter ama sona gelindiğinde her çocuğun etken olabileceği umutlu bir alan bırakılır. Bu hikâyede mizahın güçlendirici yanından yararlandım çünkü mizah çocukların duygusal dengeyi bulmasını sağlar. Hikâyede direkt olmasa da üzücü şeyler olduğunu sezerler belki ama bir yandan da gülmeyi sürdürürler, duygusal anlamda güçlenirler. Yaşam tüm duyguların iç içe olduğu bir yerdir, hepsini deneyimler ve sonunda cesaret ile kaldığımız yerden yaşamımıza devam ederiz. Çocuklar söz konusu olduğunda da zor konuların anlatılamaz olmadığını, gülerek de acı gerçeklerin dile getirilebileceğini göstermek istedim.

Hikâyenin 2. bölümü “Başlıyoruz”da 0521, 0067’e  “zaman, değişken bir kavramdır,” diyor. Bu Einstein izafiyet teorisine bir gönderme mi? -İzafiyet teorisine inan biri olarak sormadan edemedim.-

Doğrudan izafiyet teorisi olduğunu söylemek kabul edersiniz ki biraz iddialı olacaktır. Ancak zamanın doğrusal olduğuna inanan, durmadan ileriye doğru aktığını, geliştiğini düşünenler yetişkinlerdir. Çocuklar ise zamanı daha çok döngüsel yaşamaktadırlar. Onlara göre yarın geçmiştir, dün ise gelecekte olabilir. Çünkü onların yaşamı olasılıklarla doludur. Bu durumda onların dünyası biz yetişkinlerin sabit ve standart dünyasından ayrılmaktadır. Her şeyin mümkün olduğunu unutan yetişkinler için zamanın değişken olduğunu hatırlatmak oldukça güçtür. Yetişkinlere göre bu hikayedeki fareler konuşamaz bile… Oysa belki bizden bile koyudur muhabbetleri, bilemeyiz değil mi?

0521 izlediği bir filmdeki Usta Splinter’den bahsediyor. Ninja Kaplumbağa’daki Usta Splinter mi?

Evet Ninja Kaplumbağalar ve onların ustaları Splinter benim çocukluk kahramanlarımdı. Splinter sadece kaplumbağalar için değil, onu izleyen küçük Mine için de hep ilham vericiydi. Bugün hâlâ çocuklar tarafından sevilen bu kahramanların zamansız olduğunu düşünüyorum. Yeni versiyonlarını severek izleyen çocukları görünce ben de oturup onlarla izliyorum.

Kitabı okurken kafamda bir soru dolandı durdu. Acaba 0521 ve 0067’nin en sevdiği renkler nelerdir? Benim tahminlerim elbette var.

Hangi rengi sevdiklerini bilemiyorum açıkçası. Hiç düşünmedim. Ama uzun süre beyaz bir eldiven, kırmızı ya da mavi renkli kablo görmemelerini dilerim. Sizin tahminlerinizi de ayrıca merak ettim.

Ben 0521’i eflatun rengine, 0067’yi mavi rengiyle özdeşleştirdim. Bu da benim hayal gücümün yansıması olsun.

Kitabın şiari olan Yeni dediğin şimdidirsözünü konuşmak istiyorum. Kitabı bitirdikten sonra ara ara kendime hatırlattığım bir söz oldu. Anda kalabilmenin sihri gibi, ne dersiniz?

Bu sanırım psikolojik danışman olmamla da ilgili olabilir. “Şimdi ve burada”nın gücüne gerçekten inanıyorum. Çoğu zaman geçmişteki pişmanlıklarımızla ya da gelecekteki kaygılarımızla yaşıyoruz. Oysa bugün elimizde değiştirme gücümüz olan şeyler var ve onları fark etmiyoruz. Fark etmediğimizi de sonradan fark edip o gün yine fark edeceklerimizi gözden kaçırıyoruz. “İnanırsan olur bence” gibi şartlardan bağımsız bir durumu kastetmiyorum. Bu röportaj yayınlandığında belki de “öyle demeseydim” diyeceğim şeyler olacaktır ya da “keşke şunu da söyleseydim” dediklerim. Ben şimdi bunları düşünürken burada sizinle sohbet etmenin keyfini de kaçırmak istemiyorum yani.

0521, 0067ye içinde bulundukları düzenin onların özgürlüklerini kısıtladığını anlattı durdu. Bir bakıma 0067nin bilinç düzeyini arttırdı. Biz ayrı iki kaçış macerası gördük. İki kaderdaş aynı anda değil de ayrı ayrı kaçtı. Bunun sebebi cesaret bulaşıcıdırdemek mi istediniz?

Siz öyle yorumladıysanız neden olmasın? Sonuçta her metin onu yazan kadar okuyanla da ilgilidir. Kişinin kendi yaşantısı, biriktirdikleri ve değerlendirdikleri ile metni yorumlaması kaçınılmazdır. Bakış açışı olarak sizin dediğiniz gibi bilinç düzeyini artırmış da diyebiliriz, ilham olmak, gözünü açmak, yol göstermek, fark ettirmek ya da daha pek çok eylemi burada düşünebiliriz. Her okuyan bu durumu farklı görebilir, değerlendirebilir ancak umarım hiçbirinde “akıl vermek” yer almaz.

0521e sizce ne oldu Mine Hanım? İstediği özgürlüğe kavuşabildi mi? Ayrıca 0067 ile kavuştular mı?

Bu soruyu o kadar çok alıyorum ki… Ben de genelde soranlara “Sence ne olmuştur?” diyorum. Gördüğüm kadarıyla bu sorunun cevabının yaşantıyla birebir ilişkisi var. Yetişkinler onu “yaşamını yitirmiş”, “vefat etmiş” olarak değerlendirirken çocuklar “kaçmış”, “arkadaşlarıyla buluşmuş”, “0067’yi beklemiş” olarak değerlendiriyor. Peki sizce ne olmuştur? Bana sorarsanız ben de bilmiyorum ona ne olduğunu.

Bence buluşmuşlardır, el ele en sevdikleri çikolatayı arıyorlardır.

Kitabın sonunda 0067nin kaçış macerasının sosyal medya aracılığıyla kamuoyundaki yankısını görüyoruz. Aslında sosyal medyanın bu kadar hayatımızda olup şikâyet edildiği bugünlerde dijitalleşmenin doğru okunması mesajı mı vermek istediniz?

Bu konuda doğrudan bir amacım yoktu aslında. Belki bilinçdışım bu yönde çalışmış olabilir, bilemiyorum. Teknoloji onu nasıl kullandığımızla ilgili olarak yarar ya da zarara dönüşebiliyor elbette. Özellikle haksızlıklar karşısında, adalet arayışında sosyal medya hak savunuculuğunda ilk başvurulan yerlerden biri oluyor. Bu sebeple sosyal medyaya yönelmiş olabilirim.

Ben kitabı okurken eserin animasyon olmasını diledim. Siz de kitabınız ekrana aktarılsın ister misiniz?

Güzel bir hayalin gerçekleşmesi olurdu elbette bu. Ancak ben daha çok çocukların ya da çocuk edebiyatına ilgi duyan gençlerin ve yetişkinlerin, öyküye dair her şeyin hayal ettiği gibi kalmasını dilerim. Görsel dünya daha çok kişiye ulaşmanın hızlı bir yolu oluyor çoğu zaman. Okumak da zaman, çaba, istek ve dikkat istiyor. Ayrıca okumanın diğer alanları canlı tuttuğuna da inanıyorum. Emeğin karşılığı bulunurken onun zamana yayılması, derinlenmesine analizi ve içgörünün gelişmesi için o uğraşının süreçsel olarak yayılmasını önemsiyorum. Bir film ya da animasyon üzerine yapılan değerlendirmeler de buna dahildir elbette. Tüketim çağını yavaşlatan bir unsur olduğu için okumayı daha çok öncelediğimi söyleyebilirim.

0521 ve 0067nin seri şeklinde devam kitaplarını yazmayı düşünüyor musunuz?

0521 ve 0067’nin hikayesi her okurun zihninde farklı aktı. Onların bana fısıldadıkları benim için şimdilik bu kadardı. Belki çocukların ya da okurların zihninde, kalbinde başka şekilde yaşamayı sürdürürler. Benim için üzerinde deney yapıldığını gördüğüm her hayvanda onları hatırlayacağım bir gerçek. Umarım bir gün bu durum son bulur ve bu hikaye de bir distopya olarak kalır.

Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle size çok teşekkür ederim. Benim için çok keyifli bir sohbet oldu. Umarım hayvanların haklarını korumak zorunda kalmadığımız bir dünyaya kavuşuruz. Tüm canlıların koşulsuz kabul edildiği ve sevildiği bir dünya hayali kuruyorum. Hayvan ve deney kavramlarının yan yana geldiği bu utancın son bulmasını diliyorum. Sizin aracılığınız ile Laboratuvardan Büyük Kaçış okurlarının bana ulaşmasını çok istediğimi de iletmek isterim.

Kıymetli zamanınızı bana ve Sanat Kritik okurlarına ayırdığınız için çok teşekkür ederim. Okuyucularınızla buluştuğunuz nice eserlere, ve evet :Yeni dediğin şimdidir!

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*