Figen Yıldız
Thomas Bernhard’ın Kiler (Der Keller: Eine Entziehung) adlı kısa ama yoğun otobiyografik anlatısı, bir çocukluk kırılması, bir estetik ve etik dönüşüm anıdır. Yazarın lise çağlarında aldığı ve hayatının yönünü belirleyen karar, pedagojik sistemden bir kopuşu, aynı zamanda bir toplum yapısının, bir sınıfsal mimarinin ve bireyin düşünsel hamlelerinin görünür kılınmasını sağlar. Bernhard’ın bu erken döneme ait içsel tecrübesi, yıllar sonra kaleme alındığında, sadece çocukluk anılarının kayıt altına alınmasıyla yetinmeyen, aynı zamanda edebiyatına sirayet edecek tüm düşünsel temellerin ilk defa yüzeye çıktığı bir bellek çalışmasına dönüşür. Bu belleğin merkezi, Salzburg’un dışında kalan, şehrin karanlık bölgesi sayılan, unutulmuşların, saklıların ve dışlanmışların yaşadığı Scherzhauserfeld Mahallesinde yer alan bir markettir.
Bernhard, okula devam etmeme kararını annesiyle ve aynı zamanda evin içinde bir tür otorite figürü olan -baba mı, üvey baba mı olduğu anlaşılmayan, “vasim” diye bahsettiği, çocuğun üzerindeki nüfuzu hissedilen- o erkekle de paylaşır. Onun adını doğrudan anmaz, onu “baba” diye çağırmaz. Kararların doğruluğuna büyükbabasının gözünden bakar, büyükbabasının memnuniyeti ve bakış açısı diğerlerinin ne düşündüğünden çok daha önemlidir. Kararı karşısında şaşkınlıkla karşılanan, hatta net bir şekilde olmasa da onaylanmayan Bernhard, buna rağmen tek başına Salzburg’daki İş Bulma Kurumu’na (Arbeitsamt) gider. Burada kendisine sunulan rahat, düzenli ve saygın pek çok çıraklık önerisini reddeder. Onun aradığı şey, bir meslekten çok toplumun dışladığı yerlerde bulunan bir tür gerçekliktir. Bu nedenle, Salzburg’un en kötü şöhretli bölgesi olan Scherzhauserfeld’deki bir mahalle bakkalında çalışmayı seçer.
Bu bakkal dükkânı, sıradan bir perakende mekânı olmaktan uzaktır. Bernhard’ın ifadesiyle bir “kiler”dir. Hem fiziksel hem de zihinsel anlamda aşağıya inilen, üstü örtülü olanın, bastırılmış hayatların, yoksulluğun, utancın, kokunun ve gerçekliğin biriktiği bir alan. Burada patron Podlaha, onun için yalnızca bir işveren olmaz. Geçmişinde müzisyenlik yapmış, hayatı kırılmış, şimdi ise kırıkların arasında sessizce varlığını sürdüren bir adamdır. Bernhard, onu bir hoca ya da model olarak görmez ama dikkatle izler. Podlaha, hayattan düşen ama düşüşünü kabullenen bir figürdür. Müzik geçmişiyle Bernhard’ın iç dünyasında yankı uyandırır. Müzik, Bernhard için bir sanat biçimi ve aynı zamanda yazıya en yakın ses, en içsel ritimdir. Belki de bu yüzden ilerleyen yıllarda edebiyatındaki yapı, cümlelerin birbirine bağlanışındaki sezgisel kurgulama, müzik düşüncesiyle biçimlenmiş gibi görünür.
Evdeki diğer figürler, yani annesi ve baba yerine geçen otorite figürü, Bernhard’ın kararına açık bir tepki vermez. Anlatının hiçbir yerinde bu kişilerin onaylayıp onaylamadıklarına, bir beklentiye ya da yönlendirmeye dair doğrudan bir ifade yer almaz. Onların varlığı sessizlikle örülüdür. Fakat bu sessizlik bir itirazdan çok bir kabullenişin ifadesidir. Bernhard’ın okuldan ayrılmak ve çıraklık yapmak gibi sıra dışı kararlarına yüksek sesle onay verilmez ama engel de olunmaz. Bu, kendi yolunu seçen bir çocuğun kararlarının sessizlik içinde saygıyla karşılandığını düşündürür. Anlatıda annenin ya da babanın duygularına dair yorum yapılmaz ancak onların suskunluğu, Bernhard’ın seçtiği yola herhangi bir müdahalede bulunmadıklarını açıkça gösterir.
Bu sessiz figürlerin yanında, Bernhard’ın hayatındaki en belirgin ve anlamlı yetişkin figür, büyükbabasıdır. Entelektüel ve kültürel anlamda donanımlı biri, aynı zamanda Bernhard’ı gerçekten anlayan, onun iç dünyasını kavrayan, ne yapmak istiyorsa ona saygıyla yaklaşan kişidir. Bernhard, büyükbabasının yanında kendisini anlaşılıyor hisseder. Yazının henüz cümleye dönüşmediği bu gençlik döneminde, dede figürü onun düşünsel ve duygusal gelişiminde belirleyici bir rol oynar. Ne yaparsa yapsın, büyükbaba onun kararlarına itiraz etmez; tam tersine onu nazikçe yönlendirir, cesaretlendirir. Anlatıdan açıkça anladığımız şey şudur: Bernhard için önemli olan tek onay, büyükbabasının sessiz ama destekleyici bakışındadır. Diğer herkesin suskunluğunda bir tür çekilme, büyükbabanın suskunluğunda ise bir tür alan açma, teşvik etme vardır. Bu nedenle “Kiler” yalnızca bir çıraklık anlatısı ve aynı zamanda büyükbabanın yönelttiği içsel bakışla olgunlaşan bir yazı bilincinin başlangıcıdır. Bernhard, büyükbabasının ona duyduğu bu güven sayesinde, hayatın “aşağı” bölgelerinde de anlam bulabileceğini görür. Scherzhauserfeld gibi bir mahalleye gitmek, sıradan bir bakkal dükkânında çalışmak, sistemin dışında kalmak ve aynı zamanda orada bir düşünce derinliği, bir sessizlik bilgeliği yakalayabilmek demektir. Bu derinlik, belki de ilk kez, büyükbabanın anlayış dolu sessizliğiyle mümkün olur.

Yönsüzlüğün içinde şekillenen tek sağlam bağ, dedesiyle olan bağıdır. Bernhard’ın entelektüel çevresini etkileyen, onun iç dünyasını da şekillendiren kişidir. Doğaya birlikte çıkmaları, kitaplar ve düşünceler etrafında kurdukları ilişki, Bernhard’a ait olanı bulanıklaştırmaz, aksine onun iç potansiyelini keskinleştirir. Bernhard’ın edebiyatı, yalnızca karşıtlıklardan değil; dedesinin açtığı iç alan sayesinde, bir tür iç barınmadan da doğar. Onun düşünsel yalnızlığı, büyük ölçüde dedesiyle kurduğu sessiz anlaşmanın ürünüdür. Ailesinden, okuldan ve sistemden kaçarken, dedesinin mirasını da yanında taşır. Sessizlikle düşünmenin, doğayla var olmanın, kitaplardan çok gözle kurulan anlamın değerini o yaşta kavrar.
Scherzhauserfeld ise bu anlamda bir eşik olur. Bu mahalle yoksulların, görmezden gelinenlerin, toplumun “fazla bulunan” ya da “eksik görülen”lerin toplanma alanıdır. Şehrin vitrini olan Schwarzstrasse’nin karşısında, karanlık, pürüzlü, düzene hizmet etmeyen bir yapı olarak yükselir. Bernhard bu mahallede fiziksel olarak da, düşünsel olarak da iniş yaşar. Burada bir eğitim kurumu yoktur ama hayatın eğittiği insanlarla doludur. Burada diploma yoktur; utancın, şiddetin, yoksulluğun içinde yoğrulmuş bir bilgi vardır. Bernhard bu bilgiyi istemektedir. Dükkâna giren müşterilerle konuşurken anlar, onların sustuğu yerlerde büyür. İçeri girip selam vermeyen, sessizce alışveriş yapan, kavgaya hazır, hırçın, sakin, neşeli o insanlar, Bernhard’ın yazı karakterlerinin habercisidir.
“Eve dönünce orada gördüklerimi anlatıyordum, fakat insanlar kendilerine korkunç, dehşet verici, insanlık dışı ve tüyler ürpertici şeyler anlatıldığında hiçbir zaman inanmıyor, duymak istemiyor ve her zaman yaptıkları gibi dehşet verici hakikatleri yalan olarak nitelendiriyorlardı.” (s. 24), “Kendi ustalığımdan da faydalanarak en pişkinleri bile gölgede bıraktım. Gençliğimin ve o zamanlar sahip olduğum çocuksu çekiciliğimin de sayesinde, halihazırdaki kelime dağarcığımı parıldayan renkler ve nüanslarla süsledim.” (s. 31) gibi cümlelerde yalnızca bir anı değil, yazının kaynak kodu yatmaktadır. Bu yüzden Kiler, bir iş deneyimi olmaktan çok; bir yazarlık niyetinin, sesinin ve biçiminin doğduğu ilk eşiğe dönüşür. Yazar burada görmeyi ve zihnini bir kayıt cihazı durumunda kullanmayı öğrenir. Bu görme durumu, Bernhard’ın cümle yapısında hissedilir. Uzayıp giden, birbiri üzerine kıvrılan, müzikteki legato gibi devam eden o cümleler, sessizliğin içinde yankı bulan düşünce biçiminin ürünüdür. Müziğin yapıdan çok duygudan, matematikten çok devinimden doğduğunu bilen Bernhard, bu içsel devinimi yazıya aktarır. Podlaha’nın geçmişinden gelen o müzikal titreşim, Bernhard’ın iç kulağına bir biçim gibi işler. Yazarlık onun için dışarıya bir şey anlatmak, içeride dolaşan o sesi sürdürmektir. Bu ses, en net hâliyle Scherzhauserfeld’in taş döşeli sokaklarında yankılanır.
Bernhard’ın Kiler’i, bir yazarın kendi sesini bulduğu ilk uğrak, aynı zamanda toplumun görmeyi reddettiği, tarihsel olarak bastırılmış ve edilgenleştirilmiş mekânlarda kurulan bir hakikat ilişkisine işaret eder. Bu hakikat; öğretmekten çok göstermek, göstermekten çok sezdirerek içimize sızmak ister. Scherzhauserfeld’in taşları arasında yürürken Bernhard’ın kazandığı şey hem bir meslek hem yalnızlıktan biçimlenen bir görme biçimidir. Bu görme, hem kendine hem topluma yönelir. Bakkal dükkânındaki çıraklık, ne bir isyan ne de bir kader boyun eğişidir. Aksine, kendi düşünsel alanını yaratmak isteyen bir çocuğun, sistemin dışında ama hakikatin merkezinde durma ısrarıdır. Kiler, bu yönüyle Bernhard’ın kişisel tarihinden çok, edebiyatının ahlaki ve estetik duruşunu da kurar. Yazmak onun için toplumun dışına itilmişliğin dilidir; görünmeyenin notaya dökülmüş hâli, bastırılmış olanın içsel senfonisidir. Bu yüzden Kiler, bir geçmiş anlatısı, bugüne tutulmuş içli ve sert bir aynadır. Her şeyin başladığı yer o karanlık mahalle, o mahallede duyulan ve sonsuza dek içte kalan sestir. Bernhard’ın tüm yapıtları, o sesten türeyen yankılardır.
Thomas Bernhard, Kiler, (Çev.: Sezer Duru), Sel Yayıncılık.

