Melike Sönmezer
melikesonmezer@sanatkritik.com
Yapı Kredi Yayınları etiketiyle yayımlanan Gece Yarısı Mavisi, Türkçe edebiyatın güçlü kalemlerinden Füruzan’ın tefrikada kalmış 16 öyküsünü gün yüzüne çıkarıyor. Bu önemli çalışmanın ardında ise edebiyat araştırmacıları Olcay Akyıldız ve Bilge Ulusman’ın titiz arşiv çalışması ve ortak emeği var. Hem edebiyat tarihine ışık tutan hem de yeni okumalara alan açan bu kitap vesilesiyle Akyıldız ve Ulusman’la bir araya geldik; arşiv sürecinden kadın temsiline, anlatı tekniklerinden feminist söyleme uzanan kapsamlı bir sohbet gerçekleştirdik.
İki akademisyen olarak Füruzan’ın dergilerde kalmış eserlerini gün yüzüne çıkarmaya nasıl karar verdiniz? Bu ortaklık nasıl doğdu?
Olcay Akyıldız: Aslında bu karar uzun yıllara dayanan hoca öğrenci ve meslektaş diyaloğu içerisinde sık sık kadın edebiyatı ve feminist eleştiri üzerine tartışmalarımıza da dayanıyor ancak epey somut bir an var bu işe kalkışmamıza yol açan. Ben Çatlak Zemin’de Füruzan’ın Parasız Yatılı kitabından hareketle kitabın yayın sürecine ve yazarın inadına vurgu yapan bir yazı (https://catlakzemin.com/furuzanin-isabetli-inadi/) yazmıştım henüz Füruzan hayatta iken. Daha sonra ölümünün ardından bir devam yazısı yazdım (https://catlakzemin.com/furuzanin-isabetli-inadi-uzerine-israrli-bir-devam-yazisi-ya-da-kadinlarin-bukulmez-direncii/) ve bu defa Füruzan’ın Parasız Yatılı öncesindeki öykülerini hiç bilmediğimizi fark ederek bu konuda fikir yürütmeye başladık Bilge ile. Sonrasında da bir şey söylemeden önce öyküleri okumak dolayısı ile de ulaşmak gerektiği ortaya çıktı. Yani öykülerin peşine düştüğümüzde amacımız yayına hazırlamak değil de Füruzan edebiyatı hakkında konuşabilmek için bilgi edinmekti ve bir de tabii müthiş merak. Acaba neydi o çocukça denemeler minvalinde tanımlanan ilk öyküler. Ve süreç böyle başladı. Belki yayınlama kararına uzanan süreci de Bilge anlatır.
Bilge Ulusman: Tabii, öykülere ulaşmanın güçlüğüne öykülerin hem Füruzan külliyatına hem de Türkçe edebiyatın bütüncül tarihine yapacağı katkı da eklenince, bu öyküleri ulaşılabilir kılma arzusu belirdi. Bizce bu öyküler, Parasız Yatılı’nın başarısının ardından gelen eleştiri yazılarında, Asım Bezirci, Fethi Naci, Mehmet Doğan ve Füsun Altıok (Akatlı) gibi eleştirmenlerin Füruzan’ı yönlendirmeye çalıştığı gibi “çocukluk denemeleri” olmanın ötesine geçiyordu. 1950 öykücülüğünü değerlendirirken alan açmamız gereken, üstelik dönemin öykücülük anlayışına, içerdiği toplumsal cinsiyet eleştirisiyle, kadın karakterleriyle, teknik denemeleriyle yeni atılımlar getiren metinlerdi. Dolayısıyla bu öyküleri hem okurla hem de edebiyat araştırmacılarıyla buluşturmak istedik. Ardından da doğal olarak yazarın yayıncısı olan Yapı Kredi Yayınları’na bir proje ile gittik ve süreç ilerledi.
Arşiv çalışmalarınız nereden başladı? Arşivle çalışmak kendi içinde dinamik, inişli çıkışlı bir süreçtir. Bu sürecin zorlukları ve sürprizleri hakkında neler söylemek istersiniz?
B.U.: Bu öykülerin peşine düştüğümüzde, Füruzan bibliyografyaları hazırlayan akademik çalışmalara göz attık; fakat kitaplaşmamış öykülerin listesini çıkaran tezlerde eksiklikler ve hatalarla karşılaştık. Dolayısıyla yolumuz arşive düştü, Füruzan’ın metinleriyle karşılaşabileceğimiz dönemin edebiyat dergilerini taramaya karar verdik. Yaptığımız ilk taramaların adresini belirleyen Füruzan’ın “Geçmişlerden Biri” öyküsünün yayımlandığı Ocak 1962 tarihli Dost dergisine gönderdiği kısa özgeçmiş oldu. Bu sayıda öyküyle birlikte yayımlanan bir Füruzan fotoğrafı ve daha önce öykülerinin yayımlandığı dergilerin bir listesi vardı. Seçilmiş Hikayeler, Yenilik, Türk Dili, Pazar Postası, Yeditepe, Dost dergileri bu listede sıralanmıştı. Biz de ilk sayıları itibariyle bu dergileri ve yine bu dönemde yayımlanmış başka edebiyat dergilerini, Füruzan’ın kendi külliyatına dahil ettiği ilk öykülerine dek, taramaya çalıştık. Ne yazık ki bu dergilerin arşivleri hala dijitale taşınmış değiller. Keza matbu metinlerin eksiksiz koleksiyonlarına erişmek de pek mümkün değil. Bu nedenle arşivin peşinde, İstanbul, İzmir, Ankara kütüphanelerine dağılan bir arayışımız oldu. Erişebildiğimiz arşiv sayıları dışında, sahaflar da bize kaynaklık ettiler. Bu çalışmada bizi buluşturan ilk adım kadın yazınının edebiyat tarihi içindeki temsiliyetine ilişkin bir feminist müdahale refleksiyse, ikincisi de arşiv ve sahaf sevgimiz diyebiliriz.
Sürprizler, bugüne dek yapılan arşiv çalışmalarının eksiklikleri aslında. Daha önce künye hatalarıyla birlikte toplamda on öykü tespit edilmişken, biz bu sayıyı on altıya yükseltip künye bilgilerini de temize çekmiş olduk. Fakat bu öykülere erişme biçimlerimiz de ayrı birer hikâye oldu tabii. Arşivde tarama yaparken, üstelik elimizde künye bilgileri olmadan, ihtimaller üzerinden dönemin erişebildiğimiz tüm edebiyat dergilerinde Füruzan’ın izini sürerken, şüphesiz hiçbir metni elimizle koymuş gibi bulmadık. İlk defa karşılaşmanın, ilk defa okumanın heyecanıyla, her metin bir sürprizdi elbette.
O.A.: Fakat en büyük sürpriz, arşivlerdeki eksik sayılar nedeniyle daha önce ulaşamadığımız “Tunuslu” ve “Bahriyeli Recep” öyküleriyle, kitabın dizgisi, çizimlerin mizanpajı, son okumalarımız tamamlanmış ve kitap basılmak üzereyken son anda sahaflarda karşılaşmak olmuştu. Böylece kitaptaki toplam öykü sayısı on dörtten on altıya yükseldi; ancak bunun ötesinde, bu öykülerle birlikte Füruzan’ın 1950 öykücülüğündeki metin içi hakikat inşasına ilişkin okumamıza da iki yeni veri eklemiş olduk. Bu sürprizler, resmin bütününü de yeniden şekillendirdi.
Füruzan gibi edebiyat tarihinde kendi olayını, “Füruzan olayını” yaratabilmiş bir yazarın, üstelik 1950 öykücülüğünün en öne çıkan, tirajı ve prestiji sağlam, bilinirliği yüksek dergilerinde yayımlanabilmiş on altı öyküsünün bugüne dek edebiyat araştırmalarının gündemine girememesi; yazar kendi külliyatına dâhil etmese dahi edebiyat tarihi yazımının dışında bırakılabilmesi bir yandan çok şaşırtıcı. Öte yandan, bu öykülerin döneminin kanonuyla kurduğu ilişki ya da sınır aşımları üzerinden edebiyat araştırmacılarını analize davet eden önemli bir veriye dönüşüyor.

Kitapta yer alan 16 öykünün yanı sıra, sizler tarafından kaleme alınan ve “Füruzan Edebiyatını Dünden Kuşatmak” başlığını taşıyan sonsöz de dikkat çekici. Bu metin, kitabı yalnızca bir derleme olmaktan çıkarıp akademik bir çalışmaya dönüştürüyor. Füruzan üzerine çalışmak isteyen edebiyat tarihçilerine ne gibi önerilerde bulunursunuz?
O.A.: Bu yazıya vurgu yaptığınız için çok teşekkür ederiz. Bu bizim önemsediğimiz, elimizden geldiğince Füruzan edebiyatını bu öykülerin eklenmesi ile kuşatabilmek istediğimiz bir yazıydı. Öyküleri kısa bir önsözün ardından yayınlamak ve bir inceleme yazısı eklememek de bir seçenek olabilirdi ve biz ayrıca akademik bir mecrada yayınlanacak bir makale yazabilirdik ama hem önsözde anlattığımız bu öykülerin ortaya çıkma hikayesi bu kitaba dahil olsun istedik hem de bu öykülerden haberdar olmayan okura da bir yol haritası vermek istedik. Bu yol haritasını da öykülerden sonraya koymayı ve okurla Füruzan arasına girmemeyi önemsedik. Aynı hassasiyeti kitabın dış kapağında adımız olmasın diye titizlenirken de gösterdik çünkü tıpkı sizin de belirttiğinize benzer bir şekilde bunun yalnızca Füruzan’ın öykülerinin olduğu bir dosyanın yayınevi tarafından yeni bir Füruzan kitabı olarak yayınlanması değil akademik bir araştırma sonucu ortaya çıkan öykülerin eleştirel bir çerçevede yayına hazırlanarak değerlendirmesi olan bir inceleme kitabı da olduğunu söyleyenler oldu. Ama biz daha ziyade, yazıldığı dönemde edebiyat eleştirisinin gündemine dahil edilmemiş, taltif edilmemiş ve belki bu sessizlik nedeniyle Füruzan’ın yazarsal kaygılar, külliyatına dahil etme çekinceleri duyduğu bu ilk öyküleri, bir Füruzan kitabı olarak yayımlamayı önemsedik. Önsözde de dile getirdiğimiz gibi, keşke kitap yayımlandığında Füruzan da hayatta olsaydı da bu erken dönem öykülerinin ne denli kıymetli olduğunu kendisi de duyabilseydi.
B.U.: Öte yandan öykülerin izini sürme hikayemiz, bir yazarın edebi üretimini bütüncül olarak ele almanın, bir diğer deyişle külliyat çalışmalarının okuma biçimlerimize etkisi, yayımlanmış fakat dergilerde kalmış, kitaplaşamamış metinlere edebiyat araştırmacıları olarak nasıl yaklaşacağımız, kanonlaşma pratiklerinin çözümlenmesi gibi pek çok mesele, edebiyat tarihi yazımının handikaplarını da görünürleştiriyor. Biz Olcay Akyıldız’ın “Füruzan’ın isabetli inadı” derken dikkat çekmeye çalıştığı erkek yayıncının, erkek eleştirmenin ve erkek egemen edebiyat kamusunun kadın yazar üzerindeki tahakkümünü de hesaba katarak yola çıktık. Bu feminist dikkat ve ihtimamla arşivi yeniden ele almanın, edebiyat tarihi yazımını nasıl dönüştürebileceğini de göstermeye çalıştık. Dolayısıyla Füruzan’ın bu kitap sayesinde okurla ve edebiyat araştırmacılarıyla buluşturduğumuz erken dönem metinleriyle birlikte, 1950 kuşağı öykücülüğünün de Türkçe edebiyat tarihine ilişkin bütüncül okumamızın da değişip dönüşme potansiyelinin, başka çalışmalara da ilham olmasını umuyoruz. Biz tüm bu katkıları edebiyat tarihi yazımına, akademiye “feminist müdahale” olarak kurmaya çalışırken; Füruzan’ın 1956-1962 aralığındaki ilk öyküleriyle Türkçe edebiyat tarihine ilişkin okumalarımızın güncellenmesi gerektiğini de göstermiş oluyoruz. Bu metinlerdeki teknik denemeler mevcut ezberimizdeki edebiyat tarihinin sarkacını yerinden oynatıyor ya da 1950 kuşağı öykücülüğünün tematiğine yeni eklemeler yapıyor, kadın karakterler, kadın anlatıcılar katıyor, toplumsal cinsiyet eleştirisi ekliyor. Tüm bunlar arşive gitmenin, bizim için özellikle de kadın yazını bağlamında görünmeyeni görünürleştirmenin etik sorumluluğuna ilişkin, Sanat Kritik aracılığıyla edebiyat araştırmacılarına bir öneri, bir çağrı olsun.
O.A.: Bu süreçte bir de hesapta olmayan bir diyalog kuruldu genç hem de çok genç okurlarla Füruzan arasında. Füruzan’ın ölüm yıldönümünde Boğaziçi Üniversitesi Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Araştırma Merkezi’nin daveti ile katıldığımız etkinliğe (https://www.youtube.com/watch?v=M1VXUERco_Q) edebiyat öğretmenleri Cem Durak’ın yönlendirmesi ile TEVİTÖL okulu öğrencileri de dinleyici olarak katılmıştı ve daha sonra Merkez ve okulun edebiyat zümresinin ortaklaşa olarak düzenledikleri bir sempozyum gerçekleşti ve bizler genç okurların gözünden Parasız Yatılı ve Gece Yarısı Mavisi kitabındaki öyküler hakkında incelemeler dinleme imkanı bulduk. 15-16 yaşındaki genç okurların Füruzan’ı bu şekilde keşfetmesi bizi bir kez daha bu kitabı yayına hazırlamakla yeni kapılar açtığımıza inandırdı.
Kitaptaki ilk öykü olan “Düzenli Bir Tatil Günü’nde”, caddenin ortasında öldürülen bir insanın bilinç akışı tekniğiyle anlatıcı-karakter şeklinde dikkat çekici bir kurgu var. Ancak edebiyat kanonunda bilinç akışı tekniğinden söz ederken Füruzan çoğu zaman anılmıyor. Sizce bunun sebebi nedir?
B.U.: Bu öykülerde Füruzan’ın anlatı tekniğine ilişkin pek çok özgün deneme ve arayıştan söz edebiliriz. Anlatıcı tercihindeki çoğulluk bunun göstergesi. Bir yandan “çocukluk denemeleri” olarak anılan bu öykülerde, anlatısal unsurların işlevleri üzerine titizlikle düşünen; anlatıcıyla, dille, imgeyle, metin içi gerçeklikle oynayan bir Füruzan görüyoruz. Dolayısıyla bu metinlerin Füruzan külliyatından ayrı düşünülmesinin başka gerekçeleri de olabileceği akla geliyor. Öykülerdeki bilinç akışı, monologlar, karakterlerin kendi varoluş biçimleriyle yüzleşme anları, ontolojik krizler, içe bakış, 1950 kuşağı öykücülüğünün genel tematik ve teknik yönelimleri olarak Füruzan’da da temsil buluyor diyebiliriz. Fakat burada öncelikle hatırlamamız gereken, bu öyküleri Gece Yarısı Mavisi adıyla derleyene dek, Füruzan’ın 1950 kuşağı öykücüleri arasında hiç düşünülmemiş olması. Yine bu nedenle, sorduğunuz soruyla ilişkili edebiyat tarihi ezberimizde Füruzan’ın adı yok.

Her öykü birbirinden bağımsız görünse de aralarında belirli bir bağ, bir konuşma hali seziyorum. Aşk, kırgınlık ve arzular, kurmaca kadın karakterlerin birbirlerine temasıyla tamamlanıyor. Sizce öyküler arasında tematik ya da biçimsel bir bütünlükten söz edebilir miyiz?
O.A.: Tematik ve biçimsel bir bütünlükten çok biçimsel ortaklıklar, dil benzerliği ve tematik selamlaşmalardan söz edebiliriz. Bize göre kitabı bir bütün yapan şey daha ziyade 1950 öykücülüğünden beslenirken kendi özgün biçim ve ses denemelerini üretiyor olması. Üstelik bunlar hem birbirleriyle hem de Füruzan’ın daha sonra üreteceği metinlerle selamlaşıyor, kendi metinlerarasılıklarını kuruyor olacak.
B.U.: Kadın karakterlerin toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ev içi emek sömürüsüne, cinsel istismara, yoksulluğa, yoksunluğa serzenişleri, ev içi şiddet ve sokağın değil, hanenin tekinsizliği, anne-kız ilişkileri, kadın-erkek ilişkileri, 1950 sonrasında derinleşen sınıf farkı, işçi sınıfının göç ve kent deneyimi, İstanbul, İstanbul’un sinemaları, zemini talaş kaplı pastaneleri, fabrika zilleri, orospuları, çocuk anlatıcıların kurduğu hakikat içinde hakikatler, ev içinde perde bölmeli yuvaları, yoksul evlerde çakıl taşları, yaslı evlerde renkli boncukları, böylece parçalanan, silikleşen, muğlaklaşan hakikatler…
O.A.: Ve tabii renkler: Turuncular, yeşiller, en çok da maviler, süt mavileri, gece yarısı mavileri… Tüm bunların metinler arasında hareket ettiğini, birbirini anıştıran bir Füruzan evreni yarattığını söyleyebiliriz.
Füruzan, öykülerinde dili eğip büküyor; metaforlar anlatının başat unsurlarından biri hâline geliyor. Bu dilsel tercih, sizce ataerkil kanona bilinçli bir başkaldırı mıdır?
B.U.: Ataerkil dile ve kanona bilinçli bir başkaldırı mı bundan emin olmak zor ama öykü içeriklerine baktığımızda Füruzan’ın ataerkil eşitsizlik ve tahakkümün ne olduğunun çok farkında olduğunu söylemek mümkün. Dili eğip bükerken yaptığı elbette erkek dile bir müdahale. Mevcut dilin fallogosantrizmini askıya alarak kendi dilini kuruyor Füruzan ve elbette bu sayede erkek karakterlerin kent deneyimine odaklanan kanonik anlatılara, kadın karakterlerin kent deneyimlerini ya da özel alanda maruz kaldıkları psikolojik, ekonomik, fiziksel ve cinsel şiddeti ekliyor. “Gece Yarısı Mavisi”nde kadın karakter-anlatıcının erkek karaktere yemek hazırlarken gözünün takıldığı kiraz sepetine konmuş soğanlar gibi; yoksulluğun, toplumsal adaletsizliğin, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin, özensizliğin, hayal kırıklığının, arzulanan ancak yaşanamayanın temsiliyetini üreterek kanonik metinlerden ayrılan bir anlatı, başkaldıran bir söylem, yeni bir metin içi hakikat ve temsil alanı açıyor Füruzan’ın ilk öyküleri. Babası hasta yatağındayken de şeker, çikolata arzulayan kız çocuklarını (“Geçmişlerden Biri”), kendisi için “seçkin duygular” besleyen erkeklere sadece cinsel arzular duyan kadın karakterleri (“Kısık”), kocasını terk eden Sabiha’ları (“Kırkikindili Öykü”), kentin orospularını bu sayede eril kanonun söylemiyle değil, kendi diliyle anlatısallaştırıyor.
Kitabın ismi neden Gece Yarısı Mavisi olarak seçildi?
O.A.: “Gece Yarısı Mavisi” öyküsünü okuyana, hatta tüm öyküleri ilk kez okuyana kadar “Bölünmüş Toplamlar” uygun bir isim gibi gelmişti bize ama sonrasında gece yarısı mavisi adı da kavramı da hiç tartışmasız öne çıktı. “Bölünmüş Toplamlar” öyküsü için, Sait Faik’in “Lüzumsuz Adam” (1948) metninin bir yeniden yazımı diyebiliriz. Kentleşme ve modernleşme deneyimlerini, flaneur erkek karakterler üzerinden kuran öykülerle paralel bir biçim ve içerik üretiyor Füruzan bu öyküde. Dönemin edebiyat anlayışıyla diyaloğu açısından elbette çok kıymetli ve vurgulamamız gereken bir veri bu; üstelik Füruzan’ı mevcut okumalardaki toplumcu gerçekçi eleştiri ufkunun ıskaladığı yönleriyle yeniden okumaya da davet ediyor.
B.U.: Ancak Füruzan 1950 öykücülüğü içerisinde de kendine özgü bir anlatı evreni kurabilmeyi başarıyor; erkek karakterler odağında şekillenen ontolojik kriz, yabancılaşma, gerçekliğin temsiliyle oynama, absürd, ölüm, intihar, cinsel arzu gibi temaları kadın karakterlerin cephesinden, kadın anlatıcıların sesinden ve bir kadın yazarın bakış açısı ve yazarsal niyetiyle yeniden kuruyor. “Gece Yarısı Mavisi” de, Füruzan’ın 1950 öykücülüğüne bir kadın yazar olarak yaptığı müdahaleyi; Türkçe edebiyata kattığı rengi görünürleştiren öykülerden biri.
O.A.: Tüm kitabı baştan sona kat eden mavi rengi düşündüğümüzde de kaçınılmaz olarak tercih ettiğimiz isim bu oldu. Ve belki daha doğrudan bir tasarım yaklaşımı olacak ama biz kapağını da gece yarısı mavisi olarak hayal etmiştik.
Öykülerdeki kadın arzusu teması ve Gece Yarısı Mavisi’ndeki“…Seni gücüne, donuna pislerken inanmışlar – Ah oğlum, vah oğlum – sen erkeksin – Erkeksin, bu beş basamak üstte durmaktır. Bu, bir kaldırımın kıyısına çişini rahatça etmektir.” gibi örnekler üzerinden düşündüğümüzde, Füruzan’ın feminist bir edebiyat dili kurduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sizce bu dil politik bir bilinçle mi inşa edildi?
B.U.: Füruzan, verdiği tüm röportajlarda ve Faruk Şüyün’ün hazırladığı Füruzan Diye Bir Öykü başlıklı çalışmada, 1960 sonrasında kendine hem yazınsal hem siyasal bir duruş, bir politika kurmaya çalıştığını açıklıkla anlatıyor. Politik bilincini hangi kaynaklardan beslenerek geliştirdiğini de keza. Fakat Füruzan’ın 1950’lerdeki yaşam biçimine ilişkin biyografi bilgimiz çok kısıtlı olduğu gibi, bu tespitlerin yetkeciliğinden de çekinmek gerekiyor. Yukarıda alıntıladığınız pasajda ve Füruzan’ın ilk öykülerini bir araya getirdiğimiz Gece Yarısı Mavisi’nden son öykülerini yayımladığı kitabı Akim Sevgilim’e dek tüm külliyatında kadınlık deneyimlerini dolaştırdığını; 1950 öykücülüğünün gerçeküstü anlatılarında da 1960 sonrasında ivmelenen ve edebiyat tarihi yazımlarının da Füruzan’ı yerleştirmeyi sevdiği toplumcu gerçekçi anlatılarında da toplumsal cinsiyet eşitsizliği eleştirisini sürdürdüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Politik bilinçle ya da salt kadın yazar olmaya içkin kadınlık deneyimleriyle; fakat muhakkak eril dil ve kanonun tahakkümünden kendini sıyırmayı, kendi edebiyat olayını yaratmayı başararak yazıyor Füruzan.
OA: Kendisi o anda bunu adını koyarak politik bir bilinçle yapmamış olsa dahi bugün edebiyat araştırmacıları olarak bizim yapmamız gereken, 1970’lerin sosyalist gerçekçi eleştirisinin görmezden geldiği bu dilin ve yazma biçiminin itirazını görünür kılmak.
Füruzan’ın edebiyatı her dönem yeniden okunmayı, yeniden düşünülmeyi hak ediyor. Gece Yarısı Mavisi, yalnızca edebiyat tarihine ışık tutmakla kalmıyor; aynı zamanda kadın yazınının derinliğini, direncini ve dönüştürücü gücünü bugünün okuruna da hatırlatıyor. Olcay Akyıldız ve Bilge Ulusman’ın ortak emeği, edebiyat arşivciliği açısından olduğu kadar feminist edebiyat okuması açısından da ilham verici. Bu çalışma, yolun başındaki araştırmacılar için de bir davet niteliğinde: Görünmeyeni görünür kılmak için cesaretle iz sürmeye…
Bana ve Sanat Kritik okurlarına zaman ayırıp sorularımı cevapladığınız için çok teşekkür ederim. Füruzan’ın kaleminin, okuyucularının -bilhassa kadın okuyucuların- yaşam deneyimine bir durak olması dileğiyle.


İlk yorum yapan olun