Devrim Horlu: “Geleceğe kalacağını öngördüğümüz yazarların ilk kitaplarını yayımlamak bizim için bir anlamda görev”

Abdullah Ezik

abdullah.ezik@sanatkritik.com

İthaki Yayınları’nın “Poetik” serisi iki yıldır birçok genç şairi okurla buluşturdu/buluşturuyor. Bize öncelikle bu serinin nasıl doğduğundan bahsedebilir misiniz?

İthaki Yayınları bünyesinde çalışmaya başladıktan sonra, aslında benim de istediğim ancak yayınevi yönetimin talebiyle başlayan bir seri Poetik serisi. Bu anlamda yayınevinin yaklaşımı örnek bir yaklaşım bana kalırsa. Karşılıklı konuştuk ve nasıl dosyaların kitaplaşacağından kapak tasarımının nasıl olacağına kadar bütün ayrıntıları netleştirdik. Tam bu esnada pandemi süreci başladı ancak geri adım atmadan başlamış olduk seriye.

Yaklaşık iki yıldır seri kapsamında birçok şaire yer verdiniz. Peki seri içerisinde değerlendireceğiniz bu isimlere nasıl karar veriyorsunuz? Seçilen tüm bu isimlerin veya eserlerin ortak bir yanı var mı?

Tüm dosyalarda olduğu gibi dosya başvuruya gelen tüm şiir dosyaları özenle inceleniyor. Serideki şairlerin çok temel bir ortaklığı var demek yanlış olur. Hatta özellikle kalemleri birbirinden farklı isimleri tercih ettik şimdiye kadar. Tabii burada asıl belirleyici olan dosyalar. Esasında dosyaların ortak noktası geleneksel şiirle yeni şiiri buluşturan şiirlerden oluşmaları. En azından bunu gözettik diyebiliriz.

Seri kapsamında birçok genç şairin “ilk kitabı”na yer verdiğinizi de söyleyebiliriz. Bu anlamda çok özel bir iş de gerçekleştiriyorsunuz. Peki ilk kitabına yer verdiğiniz bu şairler, sizin için nasıl bir anlam ifade ediyor?

Sadece şiirde değil, diğer türlerde de ilk kitap yayımlıyoruz ve bu bizim için oldukça önemli. İlk kitap yayımlamak oldukça riskli biliyorsunuz. Ancak geleceğe kalacağını öngördüğümüz yazarların ilk kitaplarını yayımlamak bizim için bir anlamda görev. Poetik için ilk kitaplar yayımladık ve süreç içinde yayımlayacağız. Bu isimlerin şiire önemli katkılar yapacağına inanıyoruz. Elbette bu bir süreç. Her şeyi zaman gösterecek.

“Poetik” serisinin ana hatlarıyla “usta şairler”i değil, gelecek vadeden genç ve dinamik şairleri kapsadığını söyleyebilirim. Bu özel bir tercih midir yoksa ilerleyen süreçte bu durum değişecek mi?

Bilinçli bir tercih elbette. Bugüne dek yayımladığımız şairler ağırlıklı olarak genç isimlerden oluşsa da şiirleri çeşitli mecralarda yayımlanan isimler. Yani aslında yoktan var olmuş değiller. Özellikle dergileri yakından takip eden biri olarak her birini biliyordum. Kimiyle doğal olarak tanışığım, kimiyle hiç yüz yüze gelmedim. Tüm bunların yanında ben bu şairlerin edebiyat yolculuklarına uzun zaman devam edeceklerine inanıyorum. İthaki Poetik serisi aracılığıyla eserlerini daha çok insana ulaştırmaya aracılık etmek benim açımdan hayli kıymetli.

Dosyalara yaş kriteriyle yaklaşmıyoruz ancak biz mevcut durumdan memnunuz.

Şiir, çoğu zaman Türkiye’de pek okunmayan bir tür olarak görülür. Bu anlamda hep riskli bir yayıncılık olarak görüldüğünden yayınevlerinin çekingen davrandığını da söyleyebiliriz. Peki siz İthaki Yayınları olarak bu konuda herhangi bir zorlukla karşılaştınız mı? Yayınevi bu seriye nasıl yaklaştı?

Şu an yayın yönetmenimiz ve yönetim mevcut durumdan memnun. Açıkçası bu tür atılımlar satış odaklı ilerlemez. Öyle olsaydı seri özelinde popüler isimlerin kitaplarını yayınlamak da mümkündü. Tüm bunların yanında İthaki Poetik serisinin gösterdiği önemli şeylerden biri şiirin okunmayan bir tür olduğuna dair algının yanlış olduğu. Elbette büyük kitlelere ulaşmış değil kitaplar ancak aldığımız riskin ve özenli çalışmamızın karşılığını alıyoruz.

“Poetik” serisinin ilk kitabı olarak geçtiğimiz yıl Taştaki Dikiş İzi’ni yayınladınız. Aynı zamanda editörlüğünü de üstlendiğiniz serinin ilk kitabı da size ait. Bu kararın arkasında özel bir neden var mı?

Seriye başlama kararımız sonrası pandemi patlak verdi. Bu dönemde kitapçıların çoğu açılmadı. Açık olanlara da insanlar gitmedi doğal olarak. Neredeyse sadece internet üzerinden kitap alınan bir dönemde çıkacak kitabın hiç satmama riski olabilirdi. Normalde serinin ilk kitabı Taştaki Dikiş İzi olmayacaktı ama riski benim almam gerekti.

Şiir yayıncılığı, diğer kurmaca ve kurmaca dışı eserlere göre daha farklı bir hazırlık süreci gerektiriyor olsa gerek. Söz konusu kitapların arka planında nasıl bir hazırlık süreci işliyor?

Tabii, kolay bir süreç değil. Dosyaların ilk hallerinden kitap sürecine her zaman olmasa da sancılı bir süreç yaşıyoruz. Dosyadan çıkan, üzerinde yeniden çalışılan şiirler oluyor. Karşılıklı diyalogla bu süreci aşıyoruz. En önemli kısım burası oluyor benim için. Bazen dosyaya şiir sıralaması dışında müdahale etmediğim de oluyor. Tabii bu müdahale etme, etmeme meselesi karşılıklı rızaya dayalı çoğunlukla. Ardından kapak süreci başlıyor. Burada da şairle beraber hareket etmeye özen gösteriyoruz. Seçenekler sunuluyor ve dosyayı en iyi ifade edeceğine inandığımız görseli buluyoruz. Başka teknik birçok mesele var ama yüzeysel olarak bu şekilde ilerliyor.

Şiir, aslında Türkiye’de çok konuşulan, değerlendirilen ve eleştirilen bir tür. Bu anlamda şiir yayıncılığı kendi içerisinde birçok meseleyi de barındırıyor diyebiliriz. Gerek okur gerekse eleştirmenler nezdinde size ne tür geri dönüşler oldu?

Serinin varlığı birçok insan tarafından takdir edildi. Herkes mümkün olduğunca dillendirildi bunu. Kitaplar hakkında değerlendirme yazıları çıktı, çeşitli söyleşilerde seri için güzel şeyler söylendi. Elbette seriyi beğenmeyenler de olmuştur, herkesin sevmesi mümkün de değil gerekli de değil. Elimizden geldiğince farklı şiir anlayışından olan şairleri seride buluşturmaya çalışıyoruz. İçimiz rahat, tepkilerden de anlaşılıyor ki doğru bir işe imza atmışız.

“Poetik”te yer alan şairlerin aslında birbirinden oldukça farklı tarzlarda eserler kaleme aldığını da söyleyebiliriz. Naile Dire’nin de, Oğulcan Kütük’ün de, Tuba Bozkurt’un da, sizin de kendi yolunuz/çizginiz var ve şiir sizi ortak bir paydada buluşturuyor. Dolayısıyla oldukça zengin ve farklı seslere kulak veren bir seriden söz ediyoruz. “Poetik” serisinin oldukça geniş bir şiir yelpazesini kucakladığınızı söyleyebilir miyiz?

Evet, Poetik fikri oluşmaya başladığında olgunlaşan bir düşünceydi bu. Ben lirik şiir yazıyorum. Temel beklenti benzer kitapların ağırlıkta olması yönünde olabilirdi. Ancak dediğiniz gibi bundan özellikle sakındık. Taştaki Dikiş İzi ile Kontrollü Patlama apayrı kitaplar. O Olmak ile Türbülans da öyle. Yine Tebeşir Bahçesi ile Hangi Hayvanlar farklı işler. Haydi Etek Giyelim ile Aynada Yürüyen Sesler ya da Beni Nereden Vuralım? farklı seslerin şiirlerinden oluşuyor. Ağız ve Oğlan Çıkmazı da aynı şekilde. Birbirine anlayış olarak yakın olan kitaplar mutlaka var. Bu da çok olağan.

Bir şair olarak, eserlerine yer verdiğiniz diğer şairleri nasıl yorumlarsınız?

Okumaktan keyif aldığım, yazacakları şiirleri merakla beklediğim insanlar. Yazmaya devam ederlerse, gelecekte çokça okunup tartışacaklar bana kalırsa.

Son bir soru olarak, “Poetik” serisi yoluna nasıl devam edecek? Yakın gelecekte eserlerine yer vereceğiniz isimler belli mi?

İnce eleyip sık dokuyoruz. Serinin çizgisinde bir bozulma olacağını sanmıyorum. Farklı anlayışları okurla buluşturmaya devam edeceğiz. İsimler belli ancak söylemesem daha iyi. Sorularınız ve ilginiz için teşekkür ederim.