Handan Acar Yıldız: Huzur’daki kuş resimleri

Serimizin son gününde Handan Acar Yıldız, Tanpınar’ın Huzur romanının her bir bölümünü bir kuş resmi olarak anlatıyor.

Dinlemek için aşağıdaki linke tıklayınız:

Zamanın Ve Mekanın Parçalandığı Yerde Huzur’u Aramak

“Annesi o hafta içinde bir gece sabaha karşı öldü. Ölmeden evvel oğlundan su istemiş, sonra ona bir şeyler söylemeğe çalışmış; fakat bir türlü muvaffak olamamış, sonra yüzü birdenbire sapsarı kesilmiş, gözleri kaymış, dudakları bir iki defa titredikten sonra kaskatı kesilmişti. Mümtaz’ın hafızası bu son anı olduğu gibi tespit etmişti. Bu ölümün arkasında da bir türlü dolduramadığı uzun bir boşluk vardır. Belki de çocuk bu sıkıntı günlerini hatırlamağa çalışa çalışa zihninde bu zaman boşluğunu kendisi yaratmıştı. Yalnız İstanbul’a gönderilmek için vapura bindirileceği günü bütün teferruatıyla hatırlıyordu. O gün, onu hısım, akraba hep birden bir eski camiin avlusundaki küçük bir mezarlığa götürmüşler, orada henüz düzeltilmiş bir toprak yığınını göstererek, annen burada yatıyor, demişlerdi. Fakat Mümtaz bu mezarı bir türlü benimsememişti. O, zihninde annesini babasının yanına gömdü.”

Huzur, zamanın ve mekânın bölündüğü bir zihinde, kişinin bastığı toprakla ayağının arasının açıldığı, baktığı saatte rakamları görmediği bir bilinçte huzuru ararken, romanda bu bölümün karakter ve çevresinde oluşan halkaya dair ipucu taşıdığını düşünüyorum.

Dört bölümden oluşur eser: İHSAN- NURAN- SUAT- MÜMTAZ. O ki zamansal bir bölünmeden bahsediyoruz. Eski saatlerin içinden çıkıp öten kuşların sembolü olarak romandaki dört bölümün başına bir kuş resmi çizmek istiyorum.

İhsan başlıklı bölüme (Guguk kuşu)- Nuran başlıklı bölüme bülbül- Suat başlıklı bölüme bülbül- son olarak Mümtaz için Kartal

İHSAN

Duvardaki saatin içinden bir guguk kuşu çıkar ve zamanı hatırlatır. Bu bölümün başına guguk kuşu koymamın nedeni, annesinin kaybıyla zihninde bir zaman boşluğu oluşan Mümtaz’ın başka yuvada guguk kuşu olarak büyüdüğü akrabasının İhsan olmasıdır. Mümtaz bu yuvada, Macide ve İhsanın yanında bülbüle konuşur. İhsan da Macide de Mümtaza karşı çok müşfiktir fakat o bir guguk kuşu olarak daha çocukluğunda kendi kendine konuşmayı öğrenmiştir. İç konuşmayı keşfetmiştir.

İhsan ve Macide’nin ilgi ve sevgisiyle büyüse de annesinin toprağın altında yatmasının onda yarattığı boşluk dolmaz. Bu kayıp bir travmadır. Zamanı Mümtaza kaybettirir. İşte duvardaki saatin içinden bir guguk kuşu dışarı çıkar ve zamanı fark ettirmeye çalışır. O guguk kuşu Mümtaz’dır. Çocukluğunun mühim bir devrinde çok yalnız kalan Mümtaz, kendi kendisiyle konuşmayı sever. Nuran’ı tanıyana kadar.

DUVARDAKİ SAATİN İÇİNDEN BİR BÜLBÜL ÇIKAR VE BİZE ZAMANI HABER VERİR.

Nuran başlıklı bölümün başına bir bülbül resmi çizebiliriz. Nuran’ı tanıyınca bir bülbüle dönüşür Mümtaz. Romandaki mekân kayboluşunu ise daha çok Nuran üzerinden görürüz. 

Annesiyle ilgili zihninde bir zaman boşluğu bulunan Mümtaz, anne Nuran’la karşılaşır. Nuran’la ilgili yaşadığı iki derin travmada Nuran, Anne Nuran’dır. Mümtaz bir gün vapurda Nuran ve küçük kızına rastlar. Küçük kız vapurdan inerken babasını, Nuran’ın eski eşini görür ve aşırı hırçınlaşır. Nuran çok çaresiz kalır. Mümtaz uzaktan bu çaresizliği izler ve eli kolu bağlanır. Kendi annesini kaybetmenin ardından zihninde oluşan boşluk Nuran’ın anneliği ile daha da açılır. Nuran’ın anne olmasının aralarındaki mesafeyi açacağını o gün sezer ki bu mümtazın kız çocuğuna beslediği sevgiden bağımsızdır. Yine hep beraber bir akşam bahçede otururlarken Mümtazı kıskanan çocuk histerik hareketler sergileyerek bayılmıştır. Nuran’ı bu olay çok etkiler ve çocuğuna karşı vicdan azabı duyar. Kendi annesini kaybeden Mümtaz sevdiği kadını da onun anneliği nedeniyle kaybetmektedir. Oysa Mümtaz’ın anne rahmini kuşatıcı ve kavrayıcı bir yer olarak görmesini romandaki şu bölümden anlarız: “Bazen de daha ilerilere, denize çok yukarıdan bakan kayalıklara kadar gider, orada yosun bakışlı uçurumun kenarında, durulmuş suyun yeşil ve somaki bir ayna gibi akşamın son ganimetlerine açılışını, bir anne rahmi gibi bu ışık parçalarını alışını ve yavaş yavaş onların üstüne kapanışını, örtülüşünü seyrederdi.”

İç ses derinleştikçe bilinç akışı yoğunlaştıkça sevgilinin etrafında halkalar oluşur. Nuran Mümtaz’ın yanında görünürken, onun atmosferinde görünürken de içinden çıkamadığı bir auro vardır. Bu, Nuran’ın yani gül’ün içinde bulunduğu alan, toplumdur. Nuran çevresinin ve ailesinin bakış açısını çok önemser. Aslında boşanma kararıyla toplumun genel geçer kurallarının dışına çıkmasına rağmen yakın çevresini bu kadar dikkate alması onu kendi içinde çelişkili hale getirir. Bu yönüyle Mümtaz’dan ayrı bir alanda, bahçededir. Nuran, romanın mekânın bölündüğü karakteridir. Annesinde zamanı kaybeden Mümtaz anne Nuran’da mekânı kaybeder. Nuran’ın çevresini saran ve Mümtaz’la arasına giren dikenler kadının çevresi, geçmişidir.

İntiharıyla çiftin izdivacına engel olan Suat Nuran’ın duygusal bağı bulunmasa da geçmişindeki kişilerden biridir. İntihar pasif görünümlü bir saldırı tekniğidir. Suat ve Suat’ın intiharı, Nuran’ın çevresini sarıp ona ulaşmasına engel olan dikenlerinden biridir. İşte Mümtaz’ın bedenine batarak onun kanının akmasına gücünün tükenmesine ve mecazen ölmesine neden olacak diken budur. Bu nedenle Suat bölümünün üzerine yine bir bülbül resmi koymak istedim. Bu bölümde Mümtaz’a saatin içinden çıkıp zamanı hatırlatan bülbüldür. Suat’ın intiharı iki sevgiliyi büsbütün uzaklaştırır.

DUVARDAKİ SAATİN İÇİNDEN BİR KARTAL ÇIKAR VE BİZE ZAMANI HABER VERİR

Mümtaz, bir yaz evvel dolaştığı sokaklarda, Nuran’la dolaştığını, Kocamustafapaşa’yı, Hekimalipaşa’yı gezdiklerini düşünür. Genç kadınla yan yana, adeta vücudu vücuduna girmiş, sıcakta, alnındaki terleri silerek, konuşa konuşa bu medresenin avlusuna girmişler, biraz evvelki çeşmenin kitabesini okumuşlardır. Bu, bir sene evveldir. Mümtaz, etrafına, bu bir sene evveline dönebilmek için, en kısa bir yol arar gibi bakınır. Zaman kayıptır. Yedişehitler’e kadar geldiğini görür. Fatih şehitleri, küçük taş lahitlerde yan yana uyurlar. Sokak tozlu ve dardır. Yalnız şehitlerin bulunduğu yerde meydanımsı bir şey genişler. İki katlı, fakat o küçük spor otomobilleri gibi, neredeyse mukavvadan zannedilecek fakir bir evin penceresinden bir tango sesi gelir, yol ortasında toza bulanmış kız çocukları oyun oynuyorlardır. Mümtaz, onların türküsünü dinler: Aç kapıyı bezirganbaşı, bezirganbaşı Kapı hakkı ne verirsin? Kapı hakkı ne verirsin?

Son bölümün yani Mümtaz’ın üzerine bir kartal resmi ekleyebiliriz. Mümtaz ya kartal gibi taşa vurduğu gagasını düşürerek daha uzun yaşayacak ya da canı yanmadan mevcut ömrüne razı olacaktır. Son bölümde saatin içinden çıkarak bize zamanı hatırlatan kuş kartaldır. Yapayalnız bir kartal.

Handan Acar Yıldız: İstanbul’da doğdu. Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik ve Anadolu Üniversitesi Sosyoloji bölümlerini bitirdi.Eserleri: Ağır Boşluk (2014), İnatçı Leke (2018), Cam Koridor (2012), Açık Unutulmuş Mikrofon (2018), Kaybolmuş Kaderler Müzesi (2020), Karanlıkta Patlama (2020).