Disiplinci Kapatmalar: Beden, Aile ve Tımarhane-Zeynep Kaçar’ın Kabuk’u Üzerine

İpek Bozkaya

İktidar normali kurgular; ve birey kurgusal bir üründür. Normalin kurgusu tarih boyunca doğru olduğuna inanılan söylemsel hakikatlerle ilmek ilmek dokunmuştur. Normalin dışında kalanlar düzeni tehdit eden sapkınlar olarak cezalandırılmış, kapatılmış, tecrit edilmiştir. Islah kurumları türlü analojik biçimlerle bir diğerinin formuna bürünebilir. Beden, aile, ordu, fabrika, ıslahevi, hastane normun beslendiği ve yaşatıldığı, çeşitlilikleri manipüle eden iktidarî oluşumlardır. Uysallık ve norma itaat egemenin, üzerinde titizlikle uğraştığı teknik bir konu olup bireyin dünya deneyiminin ve olabilirliklerin sınırlandırılması üzerine çalışır. Toplum, yani göremediğimiz ve sürekli akış halinde olan söylemsel iktidar tarafından, öznelerden, belirlenen ve üzerinde anlaşılan normalliği performe etmesi beklenir. Zeynep Kaçar’ın Kabuk romanı, normalin ölçütlerini çeşitli veçhelerden performe etmeyen karakterlerden kurulması bakımından Foucauldyen parodidir. Beden, aile ve tımarhaneden oluşan üç kapatılma mekanizması üzerinden normun dışında kalış deneyimi üç kuşaktan anlatıcılarla verilir.

Kabuk, anneanne, anne ve kızdan oluşan üç kuşağın, her birinin 33 yaşından, normun dışında kalış hikayesini anlattığı bir romandır. Sabiha, Sezin, Füsun ve Muhsin normatif dünyada farklı kendilik deneyimleri edinmişlerdir. Deli, çirkin, şişman ve transgender olarak konumlanan karakterler toplumun ortak karara vardığı normallik düzeylerinin dışındadır. Bütün öteki oluşları kapsayan queer perspektiften bakıldığında Füsun’un queerliği bedenin disiplinci politikasında düzenin dışında şişman olarak kalışından gelirken; Sezin’in queerliği psikiyatrinin söylem alanında aklın zıddında konumlanan deliliğinden; Muhsin’in queerliği atanmış cinsiyetiyle uyum sağlayamayan bedeninden gelir. Uyuşmazlık, beden ve anlamlandırma meselesi ekseninde gelişen kurguda karakterler kitabın sonunda edebi düzlemde toplum tarafından cezalandırılır; her birinin hikayesi, devingen ve norma muhalif doğaları onlardan beklenen uyumun dışında olduğu için, ölüm ve kapatılma uzamında son bulur. Kitap yine disipline edici bir kapatılma mekânında (hastane), disipline edici bir kapatılma mekanizmasının haberiyle (aile) sonlanarak Foucauldyen göndermelerin sağlamasını yapar.

Kabuk, iç monolog ve bilinçakışı teknikleriyle yazılmış Rüyada, orada, derinde. Hep başlıklı ilk parçayla Sabiha’nın ağzından güzellik-çirkinlik meselesiyle açılır. Sabiha, bedenin toplum tarafından beklenen estetik ölçütlerine uymama tedirginliğiyle agresiftir. Melahat’in çirkinliği üzerinden kendi güzellik takıntısını sürekli ikrar eder:

“Güzellik başa bela, güzel olmasın akıllı olsun yeter diye. Ter ter tepinirdim. Bana ne derdim, ben güzel olacağım, öyle güzel, öyle güzel olacağım ki, Simferopol’de bütün sarı kafa Ruslar nasıl peşinden koştularsa senin, benim de öyle koşacak peşimden bütün Türkler.” (3)

Kişinin beden algısına etki eden estetik ölçüt onu manipüle eden, dönüştüren, konumlandığı yeri belirleyen, zaman zaman onu diskalifiye eden yüzergezer bir değişkendir. Belirleyenleri ekonomik, kültürel, tıbbi, etnik olabilir ve bu belirleyiciler kişinin beden bilincini manipüle ederek verili anlamlandırmalarla kişiyi öteki konumuna yerleştirir. Sistemin dışında kalanlar/ kaldığını düşünenler anlamlı bir hayat deneyimini toplumsallık sınırları içinde sürdüremeyince psikiyatrinin müdahale alanına girerler. Güzellik algısı ve tüketim kültürü birleşince özellikle ölçütlere uyumlanması beklenen kadın bedeni metalaşır ve dışarıda kalanlar kabul edilmiş imajlar kataloğunun artık üyeleridir. Sabiha’nın güzellik takıntısı, Füsun’un şişmanlık takıntısı geometrik kesinliklerle sınırlanmış korkunç bir estetik tahakkümün hırpalayıcı sonucudur:

“Sen nasıl bir münasebetsizsin ki bu kadar yedin. Yedin yedin doymadın, iki spor yapıp yediklerini yakmadın, böyle şekilsiz boğum boğum insanın göz zevkini katleden iğrenç bir varlık oldun? Ne hakla? Bir de utanmadan aramıza karıştın, karışmak istedin, meslek edindin, ağzının kenarındaki kırıntılarla bizimle muhabbetler ettin. Çantanda makyaj malzemesi, parfüm filan taşıyacağına simitler, peynirler, şekerler taşıdın. Çantalarının hepsinin dibini susam ve şeker kağıtlarıyla sıvadın. Hayatımızın ritmini bozdun fil adımlarınla, terledin hiç durmadan yaz kış buram buram, görünüşünle algımızı, şakalarınla küstahlığımızı bozdun. Sen ne hakla doğdun, büyüdün, yaşadın? Niye yedin, niye dur demedin, hiç mi bakmadın aynalara, hiç mi tartılmadın? O elli sekiz beden ya da her neyse kıyafetleri de nerelerden arayıp buldun?” (30)

İktidarın kendini kurması ve sürekliliği bedenlere hükmetmesiyledir. Sistemli bir söylemsel dolaşımla “olması gereken” en ücra köşeye kadar ulaşmıştır. İktidarın bedenler üzerinde uyguladığı titiz çalışma tektipleştirme projesiyle farklılıkları rahatsız edici olarak kodlar. Kabuk’ta iktidarî söylemin öteki olarak işaretlediği bu farklılıklar kitabın kuruluşunda önemli rol oynar. Görünmez adlı bölümde iktidarın tektipleştirme projesiyle ilgili olarak insanın herkesin nefretle bakmasına yol açan engellerinden, özürlerinden bahsedilir. Füsun şişman olmasının onda yarattığı tepkisel yıkıcı güçle bilinçakışını durdurmaz, şikâyet eder, küfreder, kötü söyler, kızar, küser. Tepkisi ondan normallik ölçütlerine uyum bekleyen toplumadır. Kendi bedenini kabul etmek ve toplum tarafından kabul görmek için düzene boyun eğmesi ileride teyzesi Efsun aracılığıyla kilo vermesiyle ve normalin ölçütlerine hizalanmasıyla olur, fakat bu sefer de iktidar farklı kozlarını oynayacaktır.

İktidarî söylemin beden algısıyla düzenin ötekisini oluşturduğu bir diğer konsept cinsellik üzerinden işler. Medikal söylem vasıtasıyla bireyler ikili cinsiyet kalıplarına sıkıştırılmıştır ve düzenin dışında kalanlar bile kadınlık-erkeklik üzerinden yani ikilik üzerinden farklılıklarını ifade etme yoluna giderler. Foucault bedenlerin iktidarca cinselliklere göre nasıl teknolojilerle şekillendiğini anlattığı Cinselliğin Tarihi kitabında doğru olduğuna inanılan hakikatlerden söz eder. Bu sözde hakikatlerin yayılma yolları öyle kurumsal ve saygıdeğer biçimde maskelenmiş görünmektedir ki muhalif bir aktivizmi bile ötekileştirme tehdidini barındırır. Güç ilişkileri ve kültürel bilgi üretimi normatif cinselliği inşa etmiştir. İkili cinsiyette bedensel varoluşuna karşılık bulamayan düzenin ötekileri otoritelerce patolojikleştirilmiştir.  Kabuk’ta alt metinde yer alan cinsiyet felsefesi edebi yüzeyde oldukça doyurucu bir dille aktarılmaktadır. Düzenin türlü veçhelerden ötekilerinin konuşturulduğu kitapta, düzenin cinsel ötekisi Muhsin’dir. İkili cinsiyet sisteminde aidiyet bulamayan Muhsin henüz dünyaya gelmeden, anne karnında atandığı cinsiyetine dünyaya geldikten sonra uyum sağlayamaz. Ondan performe edilmesi beklenen cinsiyet özelliklerini benimsemez. Egemen, verili cinsiyet kalıplarının dışındadır. İktidarın onun için belirlemiş, oluşturmuş olduğu cinsel konsepti yaşantısıyla onaylamaz. Bu durum kitabın başında yazarın ikili cinsiyet sisteminin yetersizliğiyle alay eden “kız doğdu, oğlan doğdu” kullanımıyla hemen verilir. Daha ilk sayfada ilk bölümde Sabiha doğan çocuklarını anlatırken şöyle der: “Bir de başımda kız doğdu, oğlan doğdu var.” (7) Judith Butler özne olmanın hayatın sonuna kadar devam eden bir inşa hali oluşunu anlattığı Bela Bedenler kitabında bireylerin daha doğmadan önce başladığı ikili cinsiyet mücadelesinden bahseder. Butler’a göre anne karnındaki bebek cinsiyetsiz bir oluştur fakat söylem yoluyla kız, erkek olarak kodlanarak cinsiyetlendirilir. (2014, 7) Kabuk’ta Sabiha’nın anne olarak çocuklarından bahsederken cinsiyetleri doğumla bağdaştırarak ironik kullanımı Butler’ın performativite kuramına gönderme yapar. Muhsin’den, kriter olarak alınan cinsel organlar dolayımında ona atanan ve ondan performe etmesi beklenen cinsiyet özellikleri ikili cinsiyet çerçevesini yapıbozumuna uğratır.

Muhsin’in toplumun üzerinde anlaştığı ikili cinsiyet kalıplarına göre dışarıda kalması onun kendilik deneyimini özgünleştirir. Disiplinci iktidarın söylem alanıyla, görece daha az hemhal olmuş çocuk birey olarak bedeni, zihni ve ruhu özgürdür, davranışları da bu birliği sağlamaya ve keşfetmeye yöneliktir: “Yedi yaşında bir erkek olarak kadın kılığına girmiş ve kendi olabilmenin çılgın provasını yapıyordu.” (130). Her ne kadar Muhsin ileride Efsun olarak disiplinci kuşatmalardan kaçmaya çalışsa da iktidarın sinsi işleyişi hayat deneyiminin istemli olarak bitirilmesiyle hikayesini sonlandırmasına neden olur.

Kabuk’taki bir diğer öteki Sezin’dir. Sezin’in ötekiliği aklın otoritesi dolayısıyla, kapatılma mekanizmalarından tımarhaneyi deneyimleyen öznelliğinden gelir. İktidar ilişkilerinin bir kimlik dayatmasıyla son bulduğu normatif düzende bireyler akli normativitenin dışındaysa kapatılması ya da söz hakkı tanınmaması gereken marjinaller durumundadırlar. Sezin’in deliliği ve kapatılması aklın akıl dışı olan üzerindeki iktidarından gelmektedir. İktidar, üretime katılamayan bireyi söylemde öteki olarak konumlarken kapatılma mekanizmalarıyla toplumun dışına itmektedir. Sezin’in -edebi düzlemde otoritenin karşılığı Haluk tarafından- akıl hastanesine kapatılması toplumdaki farklılıkları törpüleme üzerinedir. Sezin ise akıl dışılığa medikal müdahalenin bir kapatılma uygulaması olduğunun farkındadır: “Otuz üç yaşındayım. İlk kez bir hastane odasına kapatıldım. Hastane kibar bir sözcük. Tımarhane. Güzel karısını her şeyden, herkesten çok seven Haluk kapattı beni buraya. (…) Gece gündüz ağzımdan, burnumdan, götümden ilaçlar tıkıştırıyorlar. Arada bir gelip tansiyonumu ölçüyorlar. Sonra bir doktor geliyor.” (123).

Kabuk’ta beden ve iktidar dolayımında ele alınan ötekiler topluma tabiiyet göstermedikleri için kendi hikayelerinin sonunda edebi düzlemde -aslında- toplumca cezalandırılırlar. Sabiha uyumlanamadığını düşündüğü estetik ölçütler dolayısıyla kendini uykuya verir; Sezin aklın otoritesinin onu manipüle etmesine yenik düşer; Efsun, Muhsin bedeninde çocuk haliyleyken verdiği kararı gerçekleştirir. Tüm bu sonlanmalar yine kapatılma mekanizmaları dolayımındadır. Sabiha’nın bir odada, Sezin’in tımarhanede, Efsun’un bedendeki kapatılma deneyimleri iktidarın karanlık ve sinsice akan yapısı sebebiyledir. Kabuk, barındırdığı zengin alt metin dolayısıyla her türlü başvuruda kullanılabilir olmasından sebep; sadece nitelikli edebiyat için değil, felsefi-sosyolojik okumalar için de verimli bir romandır.