.

Edouard Louis soruyor: Babamı Kim Öldürdü?

Beyza Özdemir

“Ellini geçeli daha birkaç yıl oldu. Siyasetin, erken ölüme layık gördüğü insanlardan birisin.” (s.14)1

Babamı Kim Öldürdü, genç yazar Edouard Louis’nin kaleme aldığı ve babasının yaşamına bir saygı duruşu niteliğindeki kısa ama bir o kadar da vurucu eseridir. Bir akşamüzeri birkaç saatlik bir okuma sağlasa da bu kitap ve hikâye zihninizde çok uzun süre var olmaya devam ediyor. Bunu yazarın sade, vurucu dili ve akıcı anlatımının yanı sıra, parmak bastığı meselelerin gücüne de borçluyuz. Edouard Louis kendisinin ve babasının hayatındaki öyle yaralara parmak basıyor ki dünyanın öte yanındaki bambaşka dil, din ve kültürdeki insanların yarasını da sızlatıyor.

“Siyaset, egemenler için genellikle estetik bir meseledir: Bir tür kendini keşfetme yöntemi, bir tür dünyayı algılama, kişiliğini inşa etme biçimidir. Bizler içinse ölmek ya da yaşamak anlamına gelir.” (s.48)1

Edouard Louis, henüz 21 yaşında kaleme aldığı Eddy’nin Sonu (En finir avec Eddy Bellegueule) ile adını duyurmuş, birçok övgü toplamış ve daha ilk eseriyle Fransız edebiyatının etkili isimlerinden olacağının nüvelerini vermiştir. Travmatik ve zor geçen çocukluğunun anılarını eserlerine tuğla etmiş, böylece benzer deneyimleri yaşayanlara da ses olmuştur. Otobiyografik eserlerinde yakın geçmişin sosyal ve politik tarihine, kişisel öyküsü nezdinde kusursuz bir ayna tutmuş, konuşulmayan gerçekleri bir bir okurun yüzüne vurmuştur.

1992’de Normandiya’nın küçük bir kasabasında doğmuş ve büyümüştür. Çocukluğu ciddi bir yoksulluk içinde geçmiştir. Fabrikada çalışan işçi bir babanın 5 çocuğundan biri, üstelik eşcinsel olanıdır Eddy. Yoksulluğun yanı sıra cinsel yönelimi yüzünden de örselenmiş ve doğduğu çevreden dışlanmıştır. Lise eğitimi için aile evinden ayrılarak Amiens’a gitmiş ve tiyatro eğitimi almıştır. Daha sonra üniversite eğitimi almış ve ailesinde yüksek öğrenim gören ilk kişi olmuştur.


Babamı Kim Öldürdü (Qui a tué mon père), Fransızca Kapak, Seuil.

Babamı Kim Öldürdü (Qui a tué mon pere), yazarın üçüncü kitabıdır. Edouard Louis bu kitabı yaratma sürecini şöyle anlatıyor: Bir gün uzun süredir görüşmediğim babamdan bir telefon aldım. İki kitabım yayınlanmıştı ve benimle görüşmek istediğini söyledi. Ben de yaşadığı küçük kasabaya gittim. O zamanlar bir başka kitap projesi üzerine çalışıyordum, Babamı Kim Öldürdü’yü yazmak gibi bir düşüncem yoktu ancak onu öyle yıpranmış halde görünce büyük bir aciliyet hissettim. Henüz 50 yaşındaydı ama zor hareket ediyordu ve sona yaklaşmıştı.2

Kitap Edouard Louis’nin babasını ziyaret etmek üzere kapıdan girişiyle başlıyor. Louis, kitap boyunca zihnine akın eden babasına dair anıları anlatıyor. Böylece hem kendi babasının hem de dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan işçi bir babanın öyküsünü sunuyor okura. Eserleri hakkında onu en şaşırtan şeyin, dünyanın farklı yerlerine kitapları hakkında konuşmaya gittiğinde onu karşılayan “bu anlatılan benim hikâyem” yorumları olduğunu söylüyor. Kültürler, diller, ülkeler, yönetimler farklı olsa da fakirliğin değişmediğinin, yoksulluk altında ezilmenin ve bedelini bedenin ve hayatınla ödemenin her yerde şaşırtıcı bir şekilde aynı olduğunun çarpıcı bir kanıtı oluyor Edouard Louis’nin eserleri.

Babamı Kim Öldürdü, okuru çok yönlülüğü ve zengin katmanlarıyla kendine bağlamayı ustaca başarıyor. Bir baba-oğul ilişkisi olarak başlayan kitap, ataerkilden, homofobiden, yoksulluktan, politikadan ve aile yapısından kusursuzca besleniyor. Edouard Louis bunu “Hikâyeme daha fazla kesimi dahil etmek istedim. Yalnızca yoksulları değil; eşcinselleri, kadınları…” diyerek açıklıyor. Çünkü kendisi tüm bunların acısını ve yıkıcılığını çocukluğu boyunca aynı anda deneyimliyor. Bu katmanlılığı eserine aktararak da şüphesiz birçok örselenmiş kesimin sesi olmayı başarıyor.

Kitabında ikili bir zaman kullanan Edouard Louis, geçmişi ve geçmişi birbiriyle iç içe aktarmayı tercih ediyor. Babasını ziyarete gittiği “şu an” ve onunla olan anılarını hatırladığı bir “geçmiş” mevcut eserinde. Bu geçmişi de lineer olarak sunmuyor. Anılar aklına karışık bir şekilde hücum ediyor. Kimi zaman bazı anılar ise büyük bir ısrarla gün yüzüne çıkıyor. Tıpkı bir takıntı gibi yine soruyor Edouard Louis babasına: “Numaradan konser akşamı şarkıcı oldum diye, kız kılığına girdim diye mi yaraladım seni?” (s.24)1. Bu anı hücumu, kitaba yadsınamaz bir gerçekçilik katıyor. Peşimizi en çok bırakmayan anının, dişini etimize en çok geçiren olduğunu gözümüzün önüne seriyor.

Okur, kitap boyunca anlatıcının yazar olduğunun farkında. Edouard Louis bunu yer yer yazma eyleminden ve diğer kitaplarından söz ederek, yazarın dünyasına ait bilgiler vererek sağlamış. Okuyucu, hem yazarın babasıyla olan konuşmasına şahitlik ediyor hem de yazar bizimle konuşuyor gibi hissediyor. Üç bölümden oluşan kitabın ikinci bölümü babaya hitap eden ikinci tekil şahıs ile yazılmayan tek kısım. Buraya dek anlatılan onca anının arasında anlatılamayan, babanın yüzüne karşı dile getirilemeyen bu anıyı yalnızca okuyucuyla paylaşıyor yazar. İkinci bölüm, bölüm boyunca ikinci tekil şahısla yazılmış tek cümle ile bitiyor: “Seni öldürecek kişi olmayı başaramamıştım.” (s.40)1

Eserin bir diğer katmanlılığı ise hiç şüphe yok ki edebi türü. Fransa’da 2018 yılında Seuil’de ilk baskısını roman kategorisinde yapıyor. Aynı şekilde Ekim 2020’de Can Yayınları tarafından Türkçe çevirisi yine roman olarak sınıflandırılıyor. Ancak eser, yazar tarafından her defasında otobiyografi olarak anılmayı sürdürüyor. Yazar, babasının hikayesinin yanı sıra öz yaşam öyküsüne ve babasıyla ilişkili anılarına da odaklanıyor. Verdiği bir röportajda otobiyografi yazmasını, “Bu bir karar değildi, yazmaya başladım ve kendi hikayemden başka bir şey yazamayacağımı fark ettim.” diyerek açıklıyor. Henüz ergenliğinde, biraz naif bir düşünce olduğunu da kabul ederek, şöyle düşünmeden edemediğini ekliyor: “Biz buradayken ve acı çekiyorken sahte karakterler yaratıp onlara sahte acılar çektirmeye ne gerek var? Neden kimse bizim hakkımızda konuşmuyor ve yazmıyor? Annemi, babamı neden kimse anlatmıyor?”2

Theatre de Ville, Babamı Kim Öldürdü sahnelemesi, 2020, sahnede Edouard Louis (Görsel kaynağı:
https://www.theatredelaville-paris.com/fr/spectacles/saison-estivale-20-21/theatre/qui-a-tue-mon-pere-1 )

Otobiyografinin yanı sıra Babamı Kim Öldürdü’nün bir de tiyatro boyutu var. Edouard Louis, eserine “Bu bir tiyatro metni olsaydı…” deyip hikâyenin dekorunu betimleyerek başlıyor. (s.11) Bu yaklaşık yarım sayfalık didaskali denilebilecek başlangıçta Louis, okuyucuya bir mizansen sunuyor. Babasının ve kendinin sahnedeki konumundan, mekânın niteliğinden ve baba ile oğul arasındaki fiziksel temasın sağlanamamasından bahseder. Burada hiç şüphe yok ki Edouard Louis’nin tiyatro eğitimi, bu eseri için zihninde bir sahneleme oluşmasına olanak sağlamıştır. Nitekim eser, 2020 yılında Thomas Ostermeier ve Edouard Louis’nin ortak çalışması Theatre de Ville’de4 sahnelenmiştir. Ostermeier’in yönettiği oyunda Louis sahne almıştır. Eser, bugün Fransa’da birçok farklı ekip tarafından sahnelenmeye devam etmektedir5. Babamı Kim Öldürdü, Türkiye’de de Ekim 2020’den bu yana Moda Sahnesi’nde Kemal Aydoğan’ın yönetmenliğinde Onur Ünsal’ın oyunculuğuyla sahnelenmekte6.

Görsel kaynağı: Gazete Duvar.

“Her sınıf problemi aynı zamanda bir cinsiyet problemidir.”2

Edouard Louis, London Review Bookshop’a verdiği röportajda bu cümleyi söyleyerek babasını içine doğduğu işçi sınıfına mahkum edenin bizzat toksik maskülinitesi olduğunun altını çiziyor. Zira babasına ve yetiştiği çevreye göre okumaya devam etmek, okulda kurallara boyun eğmek ve derslere çalışmak erkekliğe zarar veren davranışlardır. Bir erkek, okulun boyunduruğu altından ne kadar çabuk çıkar ve fabrikada ne kadar çabuk işçi olursa o kadar gerçek bir erkek olurdu. Bu, babasını 14 yaşında okuldan uzaklaştıran ve fabrikada işçi yapan görüştü. Bu, babasına göre erkekliğini kazanmaktı. Bu sebeple de babası doğduğu bu sosyal sınıftan ömrü boyunca kopamamış, daha iyi hayat şartlarına sahip olamamış ve en nihayetinde ona erkekliğini veren fabrika tarafından genç yaşında yatağa mahkum edilmiştir. Erkekliği karşılığında gençliğini, sağlığını ve uzun bir yaşam ihtimalini feda etmiştir. Efemine görünenden ölesiye kaçıştır bu. Efemine olmaktansa hayat ziyan edilebilir.2

Bu yüzden küçük Eddy, çocukluğu boyunca efemine davranışları sebebiyle onlarda tiksinti oluşturmuştur. Onların kadınsı olmaktan ödleri koptuğu için yapmadıkları şeyleri yapıyordur Eddy. Okulu tercih eder, sınıf atlar ve neredeyse bir “burjuva” olur.

“Bütün çocukluğum senin yokluğunu ümit etmekle geçti.” (s.14)1

“Seni seviyorum gibi geliyor çoğu zaman.” (s.22)1

Kitap boyunca yazar ve babası arasındaki sevgi ve nefret arasında gidip gelen bağa tanıklık ediyoruz. Söylenen incitici sözlerden, davranışlardan, birbiriyle uyuşamayan var oluşlardan filizlenen nefret ve tüm bunlara rağmen varlığını sürdüren sevginin denge çabasını görüyoruz. Bir gün sarhoşken sarf edilen sevgi ve pişmanlık sözcükleri ve ertesi gün söylenen “keşke senin yerine başka bir oğlum olsaydı”lar… Aile denilince sevgi ve nefretin sınırlarının ne kadar bulanıklaştığını, bu gelgitle savrulmanın ne demek olduğunu ustalıkla işlemiş yazar.

Theatre de Ville, Babamı Kim Öldürdü sahnelemesi, 2020, sahnede Edouard Louis. Görsel kaynağı:
https://www.theatredelaville-paris.com/fr/spectacles/saison-estivale-20-21/theatre/qui-a-tue-mon-pere-1 )

“Senin yaşamının tarihi seni yok etmek için birbirinin yerine geçen bu insanların tarihidir.” (s.50)1

Edouard Louis kitabın son bölümünde bu kitabın anıları yad etmek için yazılmış bir anı kitabı olmadığını tüm sertliğiyle okurun yüzüne vuruyor. Kitabı, babasını bugün bu hale getirmiş bütün sorumluları parmakla işaret ederek bitiriyor: Çalıştığı fabrikada geçirdiği iş kazasının ardından çalışamaz hale gelen ve yataktan kalkamayan babasının sindirim ilaçlarını artık devletin karşılamayacağını söyleyen Jacques Chirac ve Xavier Bertrand, çalışamadığı için devletten yardım alanlara “yancı” diyen ve “çalışmaya teşvik politikası” ile sakat beline rağmen babasına çöpçülük işi yaptıran Nicolas Sarkozy, “çalışma yasası” ile işçilerin daha uzun saatler çalıştırılmasına olanak sağlayarak her gün çöp toplayan babasının belini daha da büken François Hollande ve Myriam El Khomri ve Fransa’nın en yoksul insanlarına verilen sosyal yardımın her ay beş eurosunu keserken en zenginlere vergi indirimi yapan Emmanuel Macron… Edouard Louis bu isimleri tekrar tekrar, yılmadan anıyor ki bu isimler ve yaptıkları unutulmasın. Çünkü yoksulların baş etmeye çalıştıkları zorluklara ve onları her gün yoksulluğa biraz daha mahkum eden siyasi politikalara karşı herkesin üç maymunu oynadığının farkında Edouard Louis. Bu yüzden de insanları fakirliğin gözünün içine bakmaya zorluyor. “Babamı Kim Öldürdü?” tabii ki retorik bir soru, cevabı da işte bu son sayfalarda.

“Kendimi tekrar etmekten korkmuyorum, çünkü yazdıklarımın ve söylediklerimin edebiyatın gereklerini karşılamadığını, fakat yaşamanın, bu yangının mecburiyetine, aciliyetine yanıt verdiğini biliyorum.” (s.19)1

Kaynakça:

1. Louis, Édouard, Babamı Kim Öldürdü (çev. Ayberk Erkay), Can Yayınları, İstanbul, 2020.

2. Édouard Louis and Kerry Hudson: Who Killed My Father?, London Review Bookshop, 2019: https://youtu.be/6JeNRF7EwGI

3. https://www.theatredunord.fr/edouard-louis–biographie

4.https://www.theatredelaville-paris.com/fr/spectacles/saison-estivale-20-21/theatre/qui-a-tue-mon-pere-1

5. https://quatsous.com/programmation/saison-2022-2023/qui-a-tue-mon-pere

6. https://www.modasahnesi.com/events/babami-kim-oldurdu/