İzzet Erş
René Magritte bir pipo resminin altına böyle yazmıştı: “Bu bir pipo değildir.” Çünkü imajlar, şeylerin aslını gösterir ama gösterdiklerinin kendileri değildir. Bizlerin büyük yanılgısı da genellikle bu olur; bir fotoğrafa ya da bir kitabın kapağına bakıp içeriğini hemen tahmin ederiz. Oysa içerik ile tahminlerimiz çoğu zaman örtüşmez.
Spiritua bir çocuk tiyatrosu değildir; farklı yaşlardan gençlerin rol aldığı, yeni nesil bir gösteridir. Tiyatronun bilinen kalıplarının dışına taşan bir ustalık eseri. Shakespeare’in eserleri arasında bir gezinti; üstelik bugünün insanına, bugünün ruhuyla yapılmış bir sesleniştir. Tiyatronun dikkatli izleyicisine bu denli riskli bir gezintiyi ulaştırabilmek sıradan bir yetenekle mümkün olamazdı. Zira Shakespeare’in her bir eseriyle bağ kurmak, ancak bu eserlerin ruhuna nüfuz edebilmekle mümkündür. Spiritua’da bu başarılmış.
Shakespeare, kendi döneminin ruhunu sahneye taşımıştı. O büyük bir edipti, dahi bir şairdi. Duygularını kalemle dile getirdi; resim yapmadı, taş yontmadı, müzikle söylemedi ama eserlerinden yükselen duygular tüm sanatlara ilham oldu. Spiritua’nın Shakespeare yorumunda bu da izleyiciye ulaşıyor.
Grand Pera Sahnesi’nde izleyiciyle buluşan Spiritua, 45 kişilik dev oyuncu kadrosuyla yalnızca bir tiyatro oyunu değil; çağdaş bir anlatı biçimidir. Arda Aydın’ın yazıp yönettiği, İdil Türkmenoğlu’nun yapımcılığını üstlendiği bu yapım, yalnızca Shakespeare’in metinlerini değil, onun sezgisini, ritmini, kederini ve direncini de bugünün diliyle aktarıyor. Spiritua, sahnede yalnızca bir oyunun değil, çok katmanlı bir ruhun yeniden inşasıdır.

Shakespeare’in Hamlet, Macbeth, Othello, Kral Lear ve III. Richard gibi eserlerinden seçilen tiratlar, koro düzeninde sahneye taşınıyor. Ancak bu Spiritua korosu, birlikte konuşan ağızlardan ibaret değil. Her oyuncunun kendi öyküsünden damıttığı bir ses, bir ruh ve bir beden diliyle oluşturduğu bir birlik söz konusu. Spiritua’nın koreografisi, müziği, dijital arka plan görselleri ve sahne ışığı, bu sesleri bütünleyen bir görsel orkestraya dönüşüyor.
Shakespeare’in metinleri, Pink Floyd, Chemical Brothers, Fatboy Slim ve evet, Barış Manço’nun müzikleriyle birlikte canlanıyor. Bu oldukça riskli bir buluşma; başarısız olsaydı yalnızca karmaşık bir gürültü olabilirdi. Ama başarıldığını gördüğünüzde şaşkınlığınız hayranlığa dönüşecek. “Another Brick In The Wall” ve “Dönence” gibi parçalar, kurgunun duygusal ve düşünsel haritasına ustalıkla yerleştirilmiş. Ortaya nefes kesen bir performans çıkmış.
Çocuk Genç Sanat Tiyatro’nun (ÇGST) bu yapımı, Türkiye’nin sahne sanatları tarihinde yalnızca eğitici bir girişim değil; sanatsal açıdan da referans gösterilecek bir örnektir. Sosyal girişim olarak yapılandırılan ÇGST, hem kapsayıcı yaklaşımı hem de ulaşılan düzeyle büyük övgüyü hak ediyor.
Bu oyun bir okul gösterisi değildir. Bu oyun bir çocuk etkinliği değildir. Bu, yeni neslin sahneyle kurduğu derin, incelikli, çoğul ve dinamik bir bağın tezahürüdür. Spiritua, hem içerdiği estetik vizyon hem de katıldığı insani duyarlılıkla yalnızca bugünü değil, geleceği de temsil eder. Bu geleceğe birçok isim verilebilir; ben ona “UMUT” diyeceğim.
Ayrıca, dikkatli bir tiyatroseverseniz, gelecekte profesyonel sahnelerde karşılaşacağınız birçok oyuncunun ilk adımlarını burada attığına tanıklık etmiş olacaksınız.


İlk yorum yapan olun