Kuş Uçar, Sen de Kendi Öykünü Yaz

Nurduran Duman

Vuslat’ın 2023’te Baksı Müzesi’nde doğayla ve kültürel köklerle başlayan “emanet” arayışı, 2024’te Tophane-i Amire’de kentin belleği ve toplumsal yaşamla buluşmuştu. Şimdi ise bu arayış, Troya Müzesi’nde (25 Mayıs – 25 Temmuz 2025) uygarlığın en eski ve en çok bilinen miraslarından biriyle temas ederek evrensel bir boyuta taşınıyor.

Troya Müzesi’nin Troya antik kentine fiziksel ve bağlamsal yakınlığı ile, kazı başkanı Prof. Dr. Rüstem Aslan ve Troya Müzesi Müdürü Rıdvan Gölcük’ün pırıltılı sinerjisi ve ortak çalışmaları, Troya’nın toplumsal bellekte sabit bir ikon olmasının ötesine geçmesini sağlıyor. Bu iki farklı boyuttaki yakınlık, Troya’nın sürekli güncellenen bir tarih anlatısının yanında, bugünün insanına kendi kültürel varlığını daha iyi anlama; geçmişle benzerlik ve ortaklıklarını fark ederek kendi öyküsünü tarihte ait olduğu, daha da doğrusu hak ettiği yere ekleyebilme olanağı sunuyor. Homeros’un İlyada’sında kurulmuş anlatıyla hem buluşan hem de ondan ayrışan bir gerçeklikte üstelik. İlyada’daki öyküsü, antik kenti, kazı alanı, tarihi, akademik çalışmaları, müzesi ve dahası ile Troya, artık bir mekân bildirgeci değil, bir fikir. Geçmiş ile bugün arasında kesintisiz bir diyaloğun kurulduğu, şimdinin geleceğe iletildiği canlı bir kültürel etkileşim alanı.

Troya Müzesi’nde düzenlenen kültürel, sanatsal, akademik etkinlikler, bu diyaloğu şimdi ve burada kuruyor. Geçmiş böylece yalnızca korunup saklanmıyor; düşünülüyor, sorgulanıyor ve bugünün deneyimleriyle gerçek biçimine güncelleniyor. Bu etkinlikler, tarihsel mirası durağan bir bilgi yığınına indirgemek yerine, onu bugünün soruları, yarının olasılıklarıyla buluşturuyor. Böylece gerçeğe yakınlaşarak kurulan etkileşim, bizlere yeni düşünce, üretim ve düş alanı açıyor.

Vuslat’ın Emanet/Troya sergisinden görünüm (Troya Müzesi, Çanakkale, Türkiye, 24 Mayıs 2025 – 25 Temmuz 2025)
Fotoğraf: Osman Çapalov

İlyada, Mantıku’t-Tayr ve Yapay Zekâ: Üç Kaynaktan Yol Alan Bir Sergi

İşte bu bağlamda “Emanet/Troya” sergisi, sorumluluğu üstlenen, tam da burada, bu anda kurulan bir yaratım sürecini yüklenmekte. Küratörlüğünü Paolo Colombo’nun üstlendiği sergi, Vuslat’ın üç büyük kaynakla kurduğu çok katmanlı ilişki üzerinden biçimleniyor: İlyada, Mantıku’t-Tayr ve Yapay Zekâ. Bu üç kaynak, üç ayrı çağın düşünme biçimini temsil ediyor: mitik, mistik, mekanik. Sergi, bu üç alanı aynı deneyimde buluşturarak yalnızca sanatın değil, bilginin, sezginin ve hakikatin sınırlarını yeniden ele almaya çağırıyor.

İlyada’nın Üstü Çizilmiş Sayfaları

İlyada, serginin tarihsel ve mitolojik temelini oluşturmakta. Troya ile özdeşleşmiş bu kadim anlatı, geçmişle birlikte bugünün sorularına da açılan bir dil. Vuslat, bu metni işitsel (kuş sesleri), görsel (üstü çizilmiş sayfalar) ve kavramsal (emanet düşüncesi) düzlemlerde yeniden yorumlarken, Homeros’un büyük ozan diliyle estetize ettiği “savaş” kavramına karşı bir tutum benimsiyor. İlyada’nın üstü çizilmiş sayfalarını içeren iş örneğin, Vuslat’ın klasik anlatıyla kurduğu ilişkide yorum ve müdahale katmanlarını görünür kılıyor. Sayfaların üzeri çizilmiştir: İlyada artık kutsal bir metin değildir; sorgulanan, anımsanırken belki de unutulması gereken bir nesneye dönüşmüştür. Vuslat’ın derdi yapıtın ya da geçmişin kendisi değil, zihnimizi ve yaşam biçimimize etkisini sabitleyen o hikâyenin ağırlığıdır. ‘İlyada’ gibi bir anlatı da bir hapishaneye dönüşebilir çünkü. İşte bu çizilmiş sayfalar, belleğimizi özgürleştirme, kendi öykümüzü yazma hakkımızı kullanmak için alan açma eylemidir.

Vuslat’ın Emanet/Troya sergisinden görünüm (Troya Müzesi, Çanakkale, Türkiye, 24 Mayıs 2025 – 25 Temmuz 2025)
Fotoğraf: Osman Çapalov

Attar’ın Büyük Şiiri

Attâr’ın Mantıku’t-Tayr’ı ise Vuslat’ın bu tutumuna güç veren temel metin olarak öne çıkıyor.  Burada “barış” içsel arayış, aşkınlık ve yolculuk gibi kavramlarla yankı buluyor. Sergi alanına kurulmuş küçük evdeki Leyla ile Mecnun, Okyanusa Yolculuk ve Troya’nın bölge haritası temalı keçe işleri, Vuslat’ın Attâr’dan esinlenerek ortaya koyduğu düşünsel ve biçimsel katman. Attâr’ın metnindeki dönüşüm ve eşik geçişlerinin simgesel değeri haline gelen bu işlerin malzemesi keçe. Keçe burada geleneksel el işçiliğini, zanaatı yeni bir bakışla sanatlaştırırken, fiziksel dokusuyla da hafifliğe övgünün bir boy gösterisi gibi. Aynı alandaki masal dinleme koltuğu, kimi ziyaretçiler için yalnızca yanından geçtikleri bir sergi nesnesi olabilecekken kimini de üzerinde uzanıp Vuslat’ın sesinden masalı dinlemeye davet edebilir. Bu duyusal deneyime talip olan izleyici ise yalnızca mekânsal değil, varoluşsal bir seyr-i sülûk önerisiyle baş başa kalacaktır büyük olasılıkla.

Yapay Zekânın Bilgiçliği

Yapay zekâ ise bu mitolojik ve geleneksel alanların yanına yöresine geleceği koyuyor. Yapay zekâ ile donatılmış kinetik heykeller mekânda serbestçe dolaşırken birbirlerine denk geldikleri anda duruyorlar. Bu iş de böylece arayış, tanıyış, yavaşlayış, durup bakış, söyleyiş ve söz ile anı emanet ediş gibi insana ilişkin süreçleri teknolojik bedenler üzerinden yeniden kurguluyor. Bu noktada emanet artık yalnızca geçmişten omuzlanan hassas bir yük değil; geleceğe atılan bir ilmek ve insan ötesi bir etik önerme olarak belirmekte. Bir dolu soru ile. İletişim nedir, ne zaman, nasıl anlam kazanır? İletişim zaten anlamlı mıdır, yeni bir anlam arayışına gerek var mıdır yok mudur? İletişmek emanet etmek eyleminin neresindedir? Tanımak emanet etmek için yeterli midir?

Homeros’un Bahçesi’ndeki ağaç, Küçük Serçe Masalı adlı ses yerleştirmesine ev sahipliği yapıyor, 2025
Masal yazarı ve anlatıcısı: Vuslat
Ses tasarımı: Alican Okan
Fotoğraf: Osman Çapalov

Arka Bahçedeki Kuş Sesleri: Belleğin Kanatları

Troya Müzesi’nin arka bahçesinde, Troya kentine doğru yer alan ses yerleştirmesi ise, serginin en etkileyici yapıtı. İlyada’da adı geçen kuşların seslerini sensörlü bir düzenekle mekâna yaymakta. Kâhin Kalkhas aracılığıyla Poseidon’un bir görüntüsü olan aladoğan örneğin; Apollon’un kılığına girerek İda Dağı’ndan inip Hektor’a destek olan kuş. Likyalı ve Troyalı savaşçıları destekleyen ancak savaşın gürültüsüyle havalanan kaya kargaları. Aka gemilerine doğru saldıran altın kartal. Akhilleus’un arabacısı, yoldaşı Automedon’un peşinden giden Troyalı savaşçıların bir alegorisi olarak sergide yerini alan boz kaz. Troyalı askerlerin çıkardığı seslere benzetilen çağrısıyla turna kuşu. Hektor ve Aeneas’ın Aka ordusuna doğru yaklaştığını görünce korkuyla çığlık atıp kaçan sığırcık kuşları… Ancak bu yerleştirme yalnızca edebi bir anımsama değil. Çünkü bahçeye yayılan bu seslere bir adım ötedeki Troya kentinden ve yakındaki Tevfikiye Köyü’nden gelerek gerçek kuşlar da tepki vermekte. Böylece yerleştirme, zihinsel ve duyusal bir düzenlemenin ötesine geçerek doğa ile insan, geçmişle şimdi, tür ile tür ötesi arasında bir zamansal ve ekolojik diyalog kurulmasına olanak sağlıyor. İlyada’dan canlı bellekteki yankısı bir yana, doğanın sanatla kurduğu etkileşim görünür oluyor. 

İlyada’da kuşlar, yalnızca doğanın sesi değil; aynı zamanda tanrısal müdahalenin, yıkımın, paniklemenin, yol bulmanın, kararsızlığın ve sezgisel bilginin taşıyıcıları. Ne der şiirinde Füruğ Ferruhzad, “Kuş ölür, sen uçuşu hatırla”. Sanat uzun hayat kısa. Sanata evet.

*Kapak fotoğrafı: Osman Çapalov

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*