“Haddinden fazla özgüven, kötü bir kılavuzdur.”

Ali Bulunmaz

Romanlarında senaristliğini ve karikatüristliğini de konuşturan; yazarlığını bunlarla besleyen ve kitapları filmleştirilen bir isimdi Jean Teulé. 2022’deki ölümüne dek çok konuşuldu ve romanları büyük ilgi gördü. Bunlardan İntihar Dükkânı’nda, hayatta bir başarısı olmadığına inanan ve kendini öldürmeyi beceremeyenler için hazırlanmış bir mekâna sürüklemişti okuru. Ailesinden miras kalan evladiyelik dükkânın işletmecisi, intihar etmek isteyenlere her türlü imkânı sunarken yöntemi müşterilerine bırakıyordu. Hatta işletmeci Mishima Tuvache, çocuklarının ismini bile Vincent ve Marilyn gibi intihar etmiş ünlülerden seçiyordu. Ailenin en küçük evladı Alan ise akıntının tersine kürek çekiyordu; dükkâna gelenlere neşe saçıyor ve âdeta hayatta kalmaları için çabalıyordu. Böylece işletme amacından saparak müşterilerine hayat aşılayan bir yer hâline geliyordu.

Teulé, 1518’de Strasbourg’daki histeri salgınından esinlenerek yazdığı Dansa Davet’te ise kendini sokağa atan bir kadına katılan kalabalığın yarattığı “dans vebası”nı romanlaştırmıştı. Kıtlıktan mobilyaları kemiren ve patlamaya hazır bomba misali beklerken dans histerisine kapılıp kolektif bir sendroma tutulan halkı resmeden yazar, yetkililerin hem çare bulamadığı hem de anlamlandıramadığı bu eylemle “beyin fonksiyonları duran bir şehre” götürmüştü bizi.  Teulé’nin tarih merakı, Sağanak Altında’da bir kez daha karşımızda Yazar, kahramanlık coşkusuyla başlayıp hüsranla biten bir günün öyküsünü anlatırken Yüz Yıl Savaşları’nın yaşandığı dönemin ortasına; İngiltere ve Fransa ordularının çarpıştığı bölgeye atıyor bizi.

Sonu başından belli felaketler dizisi

Teulé, İngiltere’nin yenileceğinin ve Fransa ordusunun mutlak bir üstünlükle savaşı bitireceğinin düşünüldüğü ortamda kibrin, hırsın ve yağma histerisinin ete kemiğe bürünüşüyle işlerin tersine döndüğü bir trajedi silsilesinin hikâyesini anlattığı romanda, “kral çıplak” diyen tek kişi Zambak Çiçeği, göz göre göre gelen felaketin habercisi.

Fransızlar, şafakta yeniden başlayacak çatışmalar öncesinde Tanrı’nın bile İngilizleri kaderine terk edip lanetlediğini düşünüyor. Mutlak zafere inanan Fransız birlikleri içinde soğukkanlı tek kişi Zambak Çiçeği, “Savaşın nedeni nedir?” diye sorarken ufuktaki tehlikeyi sezmiş gibi görünüyor.

“Yoldan çıkmış” Zambak Çiçeği, ziyafetlerin birinin bitip diğerinin başladığı, zafer sarhoşluğunun, gözleri kör ettiği ve ruhları körelttiği ortamda, eğlencelerin ve kutlamaların sonunu en büyük şövalyeden ya da en tecrübeli askerden daha iyi öngörüp hayatî bir yorum yapıyor: “Haddinden fazla özgüven kötü bir kılavuzdur.” 

Rütbelilerden kimse, savaşın nasıl kazanılacağını ya da kaybedileceğini anlatan “asker fahişesi” Zambak Çiçeği’ni ciddiye almıyor. Çünkü onun “görevi”nin çok başka olduğunu düşünüyorlar. Onlar bir şölen havasında çarpışma hazırlıklarına devam ederken soylular, kimin ön saflarda yer alacağına dair kavgaya tutuşuyor: “Ufuktaki zaferin kahramanlarından biri olmak için yedinci değil, ilk sırada yer alma hakkını hepsi de sonuna kadar savunuyor. Daha soylu olanlar, daha az soyluların aleyhine olacak şekilde en iyi yerleri sahipleniyor ve aslında kimse kimseye söz geçiremiyor. Kafalarda fırtınalar kopuyor.”

Aklı başında az sayıdaki tecrübeli askerin savaştan kaçınma, gereksiz çatışmalara girmeme isteğine ve “meydanda talihin kimin yüzüne güleceğini bilemeyiz” demesine rağmen çılgın çoğunluk, müthiş bir özgüvenle saldırmak için yanıp tutuşuyor. Böylece sonu başından belli felaketler dizisinin fitili ateşleniyor.

‘Kader’in parodisi

Fransızlar, “şanlı ordularının sopasını” düşmanlarına göstermek için sabırsızlanırken İngilizler, savaş meydanlarından en az zayiatla ayrılma hesapları yapıyor. Bundan sonrası, sağanak yağmur altında trajikomik bir çarpışma; devasa ve şatafatlı Fransız ordusu ile temkinli İngiliz birlikleri karşı karşıya geliyor: “En zor durumda kalanlar en varlıklılar oluyor. Baronları şaşırtmak için eksiksiz, tam takım ve çok ağır zırhlar kuşanan prensler sıkıntıya düşüyorlar. Çok ağır olduklarından çamura daha fazla gömülüyorlar. Güneşin gözlerini kamaştırmasıyla zaten önlerini pek az görebilen adamlar siperliklerin korumasındayken yanlarını hiç göremiyorlar zira düşmanı etkilemek niyetiyle miğfere lehimlenmiş abartılı altın bezemeler uğruna siperliklere delik açılmamış. Karşılarındaki yarı çıplak okçular hiç gevşemeden ön sıradaki zırhlıların üzerine ok yağdırıyorlar. Bir kont savaşmak istiyor, derhal savaş kılıcının sapını kavrıyor ama kendisine çok bitişik komşusu yüzünden kılıcı kınından çıkaramıyor. Öyle yığılmışlar ki ne kılıçlarına hâkim olabiliyorlar ne de mızraklarını tutabiliyorlar. (…) Fransızların avantajı, yani devasa sayısal üstünlük, aleyhlerine dönüyor.”

Anlı şanlı komutanlar, şövalyeler, kontlar ve askerler birer birer meydana yığılırken ölenlerin kalanlardan daha şanslı sayılabileceği bir savaşa dönüşüyor bu çarpışmalar. Fransızlar, İngilizlerin koşulları zorlamasını ve yeni taktikler denemesini ise hile diye niteleyip koşar adım gelen yenilgiye bahaneler bulmaya uğraşırken “acınası maceranın” sonuçlarıyla yüzleşiyor. Zırhları yüzünden kıpırdayamayan, ölüler ve diriler arasında sıkışıp kalan, bir şekilde hareket edip yağmaya girişen Fransız askerleri de bu maceranın tuzu biberi oluyor. Savaştan zaferle ayrılan İngiltere Kralı, olup biteni tek cümleyle özetliyor: “Bu katliamı yapan biz değiliz, kader.”

Zambak Çiçeği de kendisiyle eğlenen, hatta alay eden askerlerin ölüleri üzerinde yürürken ayakta dimdik durmanın tuhaf gururunu yaşıyor. İşte bu da bir kader! Teulé, Sağanak Altında’da bu “kader”in, hem gerçeklere uygun anlatımıyla hem de yer yer parodisiyle çıkıyor karşımıza.

Sağanak Altında, Jean Teulé, Çeviren: Bahadırhan Bozkurt, Sel Yayıncılık, 136 s.    

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*